Önce bir haberle başlayalım. 600’den fazla özel üniversitenin bulunduğu Japonya’da 250 civarında özel üniversite kapatılacak veya diğer üniversitelerle birleştirilecek. Bu haberin neden önemli olduğunu anlatalım.

Japonya, nüfusu azalmaya başlayan bir ülke. Dolayısıyla üniversite eğitimine olan talep düşüyor. Türkiye’de de doğurganlığın düşmesi nedeniyle yakın gelecekte nüfusun azalması bekleniyor. Nüfusun kendini yenileyebilmesi için doğurganlık oranının 2,1 olması gerekli ama Türkiye’de 1,51’e düşmüş durumda. Nüfus azalınca üniversite çağına gelen genç sayısı ve üniversite eğitimine olan talep düşecek. Yani çok da uzun olmayan bir süre sonra Türkiye’de de vakıf üniversitelerinin kapatılması veya başka özel üniversiteler ile birleşmesi gündeme gelecek. Japonya’dan aktardığımız haber aslında Türkiye için de bir ders niteliğinde. O zaman şimdi Türkiye üniversiteleri açısından gelecekte neler olabileceğini tartışalım.

Uluslararası öğrenciler önem kazanacak: Türkiye’de nüfusun azalması sonucunda üniversite eğitiminin azalacağını yukarıda açıkladık. Ayrıca üniversite eğitimi almış kişilerin maaşlarının düşüklüğü de üniversite talebini düşürüyor. Oysa biliyoruz ki üniversiteler öğrenci olmazsa yaşayamaz. Devlet bile öğrencisi olmayan bir kamu üniversitesini finanse edip etmemeyi tartışmaya başlar. O zaman üniversiteler ne yapacak? Uluslararası öğrencileri çekmeye çalışacaklar. Uluslararası öğrenciler giderek daha önemli hale gelecekler. Türkiye’nin gönül coğrafyasının genişliği, Afrika ve Asya’da çok sayıda ülkenin Türkiye’ye sempati duyması bizim avantajımız. ABD, İngiltere, Fransa, Avustralya, Kanada gibi ülkelerdeki üniversiteler çok sayıda uluslararası öğrenciyi kendilerine çekerek yaşam fırsatı buluyorlar. Kastamonu olarak bizlerin de uluslararası öğrencilere geleneksel misafirperverliğimizi göstermemiz gerekiyor. Uluslararası öğrenciler sadece üniversitemiz değil şehir ekonomimiz açısından da önem arz ediyor. Kastamonu’da Kırkdirekli Uluslararası Öğrenci Derneği başkanı Orhan Salcı, İdris Güler, Prof.Dr. Zekeriya Yerlikaya güzel çalışmalar yapıyor.

Akreditasyon ve kalite önemli hale gelecek: Türkiye’de üniversitelerin kalitesinde giderek artış yaşanıyor. Yaşı ilerlemiş olan üniversite mezunları hatırlayacaktır. Adı büyük üniversitelerimizde bile eskiden derslere araştırma görevlilerini sokan, sınav kağıtlarını merdivenden atarak üst basamaklarda kalanlara yüksek not veren öğretim üyeleri vardı. Bunlar artık günümüz üniversitelerinde giderek azaldı, neredeyse hiç kalmadı. Daha önceki yazılarımda da üniversitelerde akreditasyon süreçlerinin başladığını ve üniversitelerin daha kaliteli eğitim ve araştırma için rekabete girdiklerini belirtmiştik. Bu süreç hızlanarak sürecek. Akredite olmayan, kaliteli eğitim vermeyen bölümler, üniversitelere öğrenci talebi giderek azalacak. Sürece uyum sağlayamayan vakıf üniversiteleri kapatılacak, birleştirilecek veya başka bir yol bulunacak. Bu hafta Kastamonu Üniversitesi Eğitimde Mükemmeliyet Koordinatörü Prof. Dr. Berat AHİ ile beraberdik ve yaptığımız görüş alışverişinde akreditasyonun ve eğitim kalitesinin önemi konusunda hemfikir olduk. Öğrenci görüşleri ve ihtiyaçları daha da önem kazanacak.

Üniversitelerin topluma sağladığı toplumsal katkı önem kazanacak: Üniversitelerin görevlerinden biri de bilimsel araştırma yapmaktır. Bilimsel araştırma ise yapay zeka araçları sayesinde çok kolaylaştı. Yakın gelecekte bilimsel makaleleri yapay zekanın yazabileceği konuşuluyor. Bu durumda bilimsel makale yazmanın değeri düştüyse ne olacak? Üniversitelerin katkı sağlaması gerekli. Bu durumda toplumsal katkı, sosyal sorumluluk projeleri önem kazanmaya başlayacak. Üniversiteler duvarlarını yıkacak. Halkla daha içiçe olacak. Dış paydaşların görüşleri akreditasyon süreçlerinde alınmaya başlandı ve dış paydaşların görüşleri daha da fazla önem kazanmaya başlayacak. Sanayiciler, işadamları ile üniversiteler daha da yakın işbirliklerine girecekler. Üniversitelerin bölgesel kalkınmaya verdikleri destek daha da önemli hale gelecek. Üniversiteler sanayinin karşılaştığı sorunları çözmeye daha fazla odaklanacak, bu amaçla yapılan projeler artacak. Uygulamalı eğitim önem kazanacak.

Kontenjanlar azalacak: ABD’de 3500; Çin’de 3000 civarında üniversite var. Japonya’da sadece özel üniversite sayısı 600, toplam üniversite sayısı da 1200 civarında. Türkiye’de 208 olan üniversite sayısı fazla değil. Ama Türkiye’de sorun kontenjanların yüksekliği. Özellikle üç büyük ildeki (İstanbul, Ankara, İzmir) üniversitelerde bazı bölümler 100-200 civarında öğrenci alıyor. Sonra bunu iki veya üç şubeye bölüyorlar ama yine de ders alan kişi sayısı çokluğu nedeniyle Amfilerde (büyük derslikler) dersler işleniyor. Bu da ders kalitesini düşürüyor. Bu süreçte özellikle yüksek kontenjan verilen üniversitelerde kontenjanların azaltılması beklenebilir. Şimdi yüzlerce kişiye amfide ders anlatan öğretim üyelerinin 10-20 kişiye ders anlattığını görebileceğiz. Bu konuda bazı meslektaşlarım da üniversitelerin birleştirilebileceği ve az sayıda üniversite kalacağı için yüksek kontenjanların ve kalabalık sınıfların devam edebileceğini belirtiyorlar. Ben onlara katılmıyorum. Kampüsler öğrencilerin sanayi sorunlarına çözüm bulmak, proje üretmek ve işin uzmanları ile network kurmak için uğradıkları 10 kişilik çalışma gruplarının olduğu ortak çalışma alanlarına dönüşecek.

Mikro yeterlilikler önem kazanacak: İnsanlar dört sene boyunca üniversiteye kapanıp sadece bir diploma almak istemeyeceklerdir. Yandal- ÇAP (Çift Anadal) programları önem kazanacaktır. İnsanlar dört sene eğitim almak yerine ihtiyaç duydukları yetkinlikleri (veri analizi, dijital pazarlama, yapay zeka uygulamaları gibi) kısa süreli ve akredite sertifika programlarıyla parça parça toplamaya çalışacaklardır. Bu da üniversiteleri devasa müfredat fabrikası olmaktan çıkarıp kişiye özel eğitimler sunan esnek birimlere dönüştüreceklerdir. Toplumsal ve teknolojik değişimlerin giderek hızlanacağı düşünülürse insanlar üniversite mezunu olsalar bile bu akredite sertifika programlarını tekrar almak için üniversitelere tekrar gelecekler.

Üniversiteler arası işbirlikleri artacak: Kastamonu Üniversitesindeki bir öğrenciyle Afrika’daki bir öğrenci sanal gerçeklik (VR) aracılığıyla ortak projede ders işleyebilecekler. Uluslararası projeler artacak. Şimdiden online kongrelerin sayısının arttığını görüyoruz. Ben de birçok kez Malezya, Endonezya ve Filipinler’deki kongrelerde online olarak konuştum. İletişim teknolojisinin, sanal gerçekliğin artması muhtemel ve bu durumda uluslararası akademisyenlerin işbirliklerinin artması büyük ihtimal olarak görülüyor. Kastamonu’daki bir öğretim üyesi Endonezya’da; Endonezyalı bir öğretim üyesi de Kastamonu’da ders verebilecek.

Üniversiteler yapıları gereği toplumun önünden giderler. Çok çabuk kendilerini yenileyebilirler. Toplumsal, teknolojik yeniliklere diğer kurumlara nazaran çok daha kolay adapte olurlar. Bu nedenle değişen koşullar söz konusu olduğunda kendileri de değişirler. Türkiye’de nüfusun değişimi, üniversite mezunları ücretlerindeki düşüş, yapay zeka devrimi gibi unsurlar ister istemez üniversite yapılarında da değişime neden olacaktır. Üniversiteler arası rekabet ister istemez sertleşecektir. Belki de Japonya’da olduğu gibi bazı vakıf üniversiteleri kapanmak veya başka vakıf üniversiteleri ile birleşmek zorunda kalacaktır.