Her ülkede devlet ekonomiye belli oranlarda etki eder. Kimi ülkelerde fazla kimi ülkelerde ise daha az. Vatandaşlar da devletten belli isteklerde bulunurlar. Ama Türkiye ve Dünya’da bundan farklı biçimde yararlanan kişiler oluyor. Bu kişileri birkaç olay üzerinden inceleyelim.
Bir arkadaşım yüksek lisans öğrencisi ile Almanya’da gurbetçiler üzerinde çalışma yaptı. Hepsi değil ama gurbetçilerin bir kısmının yaptığı farklı bir uygulamadan böylece haberimiz oldu. Almanya’da işsizlik maaşı 1500 Avro. Yani eğer iş bulamazsan devlet sana 1500 Avro maaş veriyor. Bu nedenle de kimse 1500 Avro’nun altında maaş ile çalışmıyor (İktisatta bireyin çalışmaya razı olduğu en düşük ücrete rezervasyon ücreti denir). Tabi devlet seni meslek kazandırma kurslarına gönderiyor, çeşitli iş görüşmelerine gönderiyor vs. Bunları es geçmeyelim. Ama sonuçta işsiz isen devletten 1500 Avro maaş alıyorsun. Gurbetçilerimizin bir kısmı resmi olmadan düşük maaşla (örneğin; 1000 Avro) bir işyerinde çalışmaya başlıyor. Resmen işsiz olduğu için de devletten 1500 Avro maaş alıyor. Oldu mu sana 2500 Avro. Bunu karı koca yaparsa da 5000 Avro. Bu taktiği Almanlar yapıyor mu bilmem. Bir de Almanya’da devlet birkaç defa iş görüşmesine gidip işe girmeyen kişilere maaşı kesiyormuş. Bunu nasıl hallediyorlar acaba?
TÜİK, anket yapmak için hanelere giderek anket yapar ve sonuçları toplayarak ilan eder. TÜİK elemanlarını bazı hanehalkları devletin temsilcisi gibi görerek ekonomik durumlarından şikâyete başlıyorlar. Kırmızı et yemediklerinden ve benzeri şeylerden şikâyet ediyorlar. Muhtemelen kaymakamlık yardımı vs. akıllarına geliyor. Ama oturdukları evin semti, yeni mobilya ve beyaz eşyalar TÜİK elemanında farklı bir algıya neden oluyor.
Benzerini sosyal medyada görüyoruz. Benden daha şişman bir adam (muhtemelen 150 kg. civarı) “Açız” diye pankart taşıyor. Başka biri sosyal medyada ekonomik açıdan zor durumda olduğundan bahsediyor. Bir de bundan devleti sorumlu tutuyor. Ama aynı insanın birkaç ay önceki paylaşımında bir sofrada pahalı içkilerle resmini görüyoruz. Yani aslında bilmem kaç bin liralık içki alabilecek maddi durumu var ama ekmek, peynir, domates alacak parası olmadığını iddia ediyor. Ne kadar inandırıcı?
Bu örnekleri ele aldığımıza göre konumuza gelebiliriz.
Devletin görevi herkese doğrudan iş vermek veya parasal yardım yapmak değildir: Eğer devlet herkese parasal yardım yapar ve iş verirse bu serbest piyasa ekonomisi olmaz. Sosyalist ekonomilerde bu geçerlidir. Piyasa ekonomik sisteminde devletin görevi makro ekonomik istikrarı sağlamak, özel sektörün rahatça yatırım yapmasına imkân verecek ortamı kurmaktır. Piyasa ekonomisinde devlet altyapı yatırımları, iç ve dış güvenlik (polis ve asker), adalet (hâkim ve savcı), eğitim (okullar ve üniversiteler), sağlık (devlet hastaneleri, sağlık ocakları) gibi alanlar dışına çıkmaz. Hatta eğitim ve sağlık alanlarında özel sektöre de izin verilir. Dolayısıyla istihdamın büyük kısmı özel sektör tarafından sağlanır. İnsanlar da devlet yardımını beklemeden kendi emekleri ile bir şeyleri başarmaya, geçinmeye çalışırlar. Devlet, ekonominin tamamından sorumludur. ABD, Avrupa dâhil tüm ülkelerde fakir vardır. ABD’de evsiz olan milyonlarca insan var. Düzgün evlerin kiralarının 1000 Avrodan başladığı Almanya’da çalışmayıp 1500 Avro ile yetinen insanlar var. Avrupa’da 1000 Avro ile geçinmeye çalışan emekliler, şişe toplayarak ek gelir elde etmeye çalışanlar var. Dünyanın en zenginlerinden olan bu ülkelerin ekonomisini eleştirebilir miyiz? Yani ülkenin ekonomik genel durumu çok iyi olsa bile kişiler az çalışmaları, şanssız olmaları, sağlık sorunları yaşamaları, tasarruf etmemeleri gibi nedenlerle fakir olabilirler. Tam tersi de olabilir. Ekonomisi kötü olan ülkelerde bile bazıları çok çalışarak, şartları iyi kullanarak zengin olabilir. 1930, 1940, 1950’lerde Türkiye ekonomisi çok mu iyiydi? Elbette hayır; ama günümüzün en köklü ve zengin Türk ailelerinin çoğu, tam da bu zorlu dönemlerde şartları doğru okuyarak sermaye bağlarını geliştirdiler. Kısaca devletin görevi insanların çoğunluğunun ekonomik refahının iyi olmasını sağlamaktır. Ekonomi çok iyiyken fakir kalanlar olabileceği gibi ekonomi çok kötüyken zenginleşenler de olabilir.
Kamu Kaynaklarını iyi kullanmak tüm vatandaşların görevidir: Devletler vergi toplarlar ve topladıkları vergilerle çeşitli harcamalar yaparlar. Yani her gün geçtiğimiz otoyollar, hastalandığımızda gittiğimiz devlet hastaneleri bu vergilerle finanse olunur. Gerçekte ihtiyacı olmadığı halde ihtiyacı varmış gibi devletten yardım istemek, almak durumunda devlet daha az yol, okul, hastane yapar. Osmanlı imparatorluğu zamanında sadaka taşları varmış. Bugün Nasrullah köprüsünde de sadaka taşlarını görebiliyoruz. Durumu iyi olanlar oraya para koyarmış. İhtiyacı olanlar da ihtiyaçları kadar alırmış. Sadaka taşındaki tüm parayı almazlarmış. Büyük harfle yazayım. İHTİYACI KADAR. Ahlaki değerler günümüze göre daha farklıymış. Kamu kaynaklarını en iyi biçimde kullanmak tüm vatandaşların görevi. Vergi kaçırmak, ihtiyacı olmadığı halde devletten sosyal yardım almak ahlak sorunudur.
Herkes Ayağını yorganına göre uzatmalıdır: Normal bir memurun çocuğunu holding patronlarının çocuğuyla aynı özel okula gönderdiğinde ekonomiden şikâyet etme hakkı yoktur. Daha ucuz özel okul da var, devlet okulları da var. Kazandığı birikimi kumarda kaybederek ekonomik zorluğa düşen birinin de şikâyet etme hakkı yok. Çalışarak kazandığı parayı bar, pavyon gibi yerlerde yiyen adamın şikâyet etmeye hakkı yok. Her hanenin belirli geliri vardır. Harcamalarını da bu gelirine göre yapmalıdır. Eğer gelirinden fazla harcama yapıyorsan şirketler gibi iflas edersin. Harcamalarını artıracaksan da yeni gelir kaynakları bulman gerekli. Şöyle anlatayım. Çocuğunu üniversitede okutmak isteyen babanın geliri yeterli gelmiyor, o da akşam mesai saati çıkışında ek iş (taksi şoförlüğü, işçilik vs.) yapıyor. Anne de temizliğe gidiyor. Böylece yeni gelir kaynakları buluyor ve başka ilde okuyan çocuklarını okutuyorlar. Ama ne yazık ki günümüz sosyal medyası insanlara sürekli lüksü ve başkalarının hayatlarını pompalayarak gösterişçi tüketim tuzağına çekiyor. Başkalarına hava atabileceği malları alamayan kişilerden bazıları da devletten medet umuyorlar. Türkiye’de ekonomi bugünkünden çok daha kötüyken bile zengin olan çok sayıda işadamı var. Çare devlet değil, çare sizsiniz.
Next