En önce Devlet işleyişi hakkında konuşalım. Her ülkede devlet vergi toplar ve sonra da bu vergilerle çeşitli kamu malları arz eder. Kamu mallarından kastımız iç güvenlik, dış güvenlik, adalet gibi mallardır (Bu malları tüketirken bireylerin birbiri ile rekabet etmediği, kimsenin dışlanamadığı mallara kamu malları deniyor). Bunun dışında devlet çeşitli altyapı yatırımları yapar ve diğer malları da piyasaya arz edebilir. Örneğin; devlet hastaneleri, devlet okulları, üniversiteleri gibi kurumlar ile piyasaya mal arz edilir; karayolları, demiryolları, limanlar yapılır.
Elbette bu malları üretmek için işgücüne ihtiyaç vardır. İç güvenliği polis sağlar; dış güvenliği asker sağlar; adaleti hâkim ve savcılar sağlar. Karayolları, liman ve demiryolları inşaatlarında insanlar çalışır. Devlet okullarında öğretmenler çalışır. Devlet hastanelerinde doktorlar, hemşireler, ebeler vardır.
Devletin kamu malları arzı sürecini ele aldığımıza göre yazımızın konusuna gelelim. Türkiye’de kamuda çok sayıda çalışan, memur var mı? Bunun için OECD raporlarından (Government At a Glance) çeşitli ülkelerde toplam istihdamın ne kadarının devlet tarafından sağlandığını inceleyelim. Aşağıdaki tabloda ülkedeki toplam istihdamın yüzde kaçının kamudan kaynaklandığını göstermektedir.
Tablo. Toplam İstihdamda Devletin Payı
|
Ülke |
Toplam İstihdamda Kamu Payı (%) |
|
Norveç |
30,3 |
|
İsveç |
28,7 |
|
Danimarka |
27,5 |
|
Finlandiya |
24,8 |
|
Fransa |
21,5 |
|
Macaristan |
19,2 |
|
OECD ülkeleri ortalaması |
18,4 |
|
Kanada |
18,2 |
|
Polonya |
17,8 |
|
İspanya |
16,9 |
|
Birleşik Krallık |
16,2 |
|
Türkiye |
15,3 |
|
ABD |
14,6 |
|
Almanya |
11,0 |
|
G.Kore |
8,8 |
|
Japonya |
4,9 |
Tabloda görüldüğü gibi Türkiye’den kamu istihdamının daha yüksek olduğu ülkeler de var, daha düşük ülkeler de var. Örneğin; Kuzey Avrupa ülkelerinde kamu istihdamının %25-30 civarında olduğu görülüyor. Bu ülkelerde sağlık, eğitim, sosyal hizmetlerin çoğu devlet tarafından üretiliyor. OECD ülkeleri ortalaması ise %18,4. Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’de bu oranın OECD ülkeleri ortalamasının %3,1 altında olduğunu görüyoruz. Bu aslında ekonomisi gelişmiş ülkelerin ortalamasının altında olduğunu gösteriyor. Ama daha aşağıda olan ABD, Japonya gibi ülkeleri de görebiliyoruz. Bu ülkelerin kamu yapısına dayanıyor. Muhtemelen “Japonya’da kamu istihdamı neden çok düşük?” diye soracaksınız. Bunun nedeni Japonya’da kamu hizmetlerinin çoğunun özel sektör/vakıflar aracılığıyla verilmesidir. Aynen Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi…
Madem Türkiye’de kamu çalışanı sayısı abartılacak kadar yüksek değil, o zaman sosyal medyada ve halk arasında “kamuda çalışan sayısı çok” tarzında eleştiriler artıyor? Bu sorunun iki cevabı var. Birincisi; Türkiye’de kamu istihdamının oranı giderek artıyor. 2015 yılında kamu istihdam oranı %12,4 iken 2025 yılında %15,3’e çıkmış. Aynı sürede Dünya’da kamu istihdamı Türkiye kadar olmasa da artmış. 2015 yılında OECD ülkeleri kamu istihdam oranı %17,9 iken 2025 yılında bu oran %18,4 olmuş. Yani kamu istihdamı Dünya genelinde artıyor ama Türkiye’de biraz daha fazla artıyor.
İkincisi; Türkiye’de kamuda çalışma imkanlarının özel sektöre göre daha iyi olmasındandır. Özel sektörde özellikle beyaz yakalıların asgari ücretin biraz üzerinde kazandığına sıklıkla rastlıyoruz. Örneğin; özel sektör çalışanı aylık 35,000 TL ücret almış olsun. Buna yol, yemek, özel sigorta, prim gibi ek kazançları da eklersek zar zor 60,000 TL bandına yaklaşır. Kamuda en düşük memur maaşı da 60,000 TL’dır. Üstelik kamuda iş güvencesi yüksek yani işten çıkarılma ihtimali de oldukça düşüktür. Bunun yanında özel sektör, çalışanlarından daha yüksek verim alır. Yani özel sektörde çalışanlar, kamu sektöründekilerden daha fazla ve daha verimli çalışır. Bunu şöyle açıklayalım. Kamu sektöründe çalışan bir memur, vatandaş sırada beklerken bilgisayar oyunu oynayabilir. Ama özel sektörde bir çalışanın müşteri beklerken oyun oynaması biraz sıkar. Elbette özel sektörde çalışanlar da bu tabloyu görünce rahatsız olup bu konuda çevrelerinde ve sosyal medyada konuşurlar.
Kısaca özel sektör çalışanları, kamu çalışanlarına günümüzde imrenerek (belki bazılarınız kıskanarak diyecek) bakar. Kamu çalışanları da KPSS gibi zor bir sınavdan en az 80 civarı alarak geldiklerini, üniversiteyi bitirip bu sınava birkaç sene çalıştıklarını belirtir, “Kıskanma ne olur, çalış senin de olur” derler. Aslında kamu çalışanlarına tepkilerin olmasının gizli nedeni özel sektörde maaşların bir şekilde olması gerekenden düşük olmasıdır. Maaşlar normal düzeyinde olsa muhtemelen kamu çalışanlarına tepki de daha düşük olacaktı. Özel sektör firmaları, işgücü piyasasında pazarlık gücünü kullanarak (belki kapı arkasında diğer şirketlerle anlaşarak) düşük ücretler ödemeyi başarmaktadır.
Kamu çalışanlarının da özel sektör çalışanlarının da haklı oldukları yanlar var. Kamu çalışanları yönünden bakalım. Üniversite bitirip KPSS gibi zor bir sınavdan minimum 80 puan alan birinin daha iyi koşullarda çalışması doğaldır. Kamu çalışanları bu yönden haklıdır. Özel sektör çalışanları da kendilerinin işte canları çıkarken kamu çalışanlarının biraz daha rahat oldukları yönünde eleştirmektedir. Onlar da haklıdır, zira KPSS gibi bir sınavdan 80 ve üzeri puan alan kişilerin performansının biraz daha yüksek olması gereklidir. “Nasılsa işe girdim, artık fazla çaba harcamama gerek yok” anlayışı doğru değildir.
Bu sorun aslında iktisatçılar arasında da tartışılır. Keynes ve onun gibi iktisatçılar gerektiğinde devletin ekonomide toplam talebi artıracak biçimde kamu harcamaları yapması gerektiğini savunurlar. Yani kamunun toplam istihdam içinde payının yüksek olmasında beis görmezler. “ne güzel! İnsanlar istihdam ediliyor, para kazanıyorlar. İnsanların kamu sektöründe istihdam edilmesinin nesi kötü?” diye düşünürler. Diğer tür iktisatçılar da (Friedman gibi) kamu kesiminin ekonomideki payının kısıtlanması gerektiğini savunurlar. Onlara göre kamu kesiminde çalışanların işgücü verimliliği düşüktür. Bu da ekonominin rekabetçiliğini olumsuz etkiler. Ekonomik büyüme hedefleri bundan olumsuz etkilenir.
Ülkeler de ekonomik yapılarına göre kamu istihdamı konusunda farklı politikalar izlerler. Örneğin; Avrupa özellikle de Kuzey Avrupa ülkelerinde kamu istihdamı daha yüksektir. Özel sektör ağırlıklı bir ekonomik yapıyı benimseyen ABD gibi ülkelerde ise kamu istihdamı biraz daha düşüktür. Türkiye’de kamu istihdamı artış eğiliminde olmakla beraber OECD ortalamasının bayağı altındadır. Osmanlı İmparatorluğunda da sosyal işler genelde kamu tarafından değil vakıflar aracılığıyla yürütülmekteydi. Kamu istihdamı OECD ortalamasından yüksek olan Avrupa ülkelerinde ekonomik büyüme oranları son 20-30 senede biraz daha düşüktür. Kamu istihdamı OECD ortalamasının altında olan ülkeler arasında başarılı ülkeler de başarısız ülkeler de bulunmaktadır. Örneğin; İspanya, Birleşik Krallık, Japonya gibi ülkelerin son 20-30 senede ekonomik büyüme oranları düşüktür. Ama Türkiye, Polonya, G.Kore gibi ülkelerin son 20-30 senede ekonomik büyüme oranları daha yüksektir.
Şimdi “Tamam hoca da sen ne düşünüyorsun?” diyeceksiniz. Haklısınız. Onu da söyleyelim. Bir ülke ekonomisinde kamu kesimi elbette olmalıdır ama ekonomide kamu kesiminin istihdam içinde payının yüksek olmasına da karşıyım. Yani Türkiye’de kamu kesiminin istihdam içinde payının OECD ortalaması altında olması doğru politikadır hatta bu oran biraz daha düşürülebilir. Devlet bazı işlevlerini vakıflar ve özel şirketlere aktarabilir aynen Japonya gibi…