Geçen hafta memurlar ve kamu kesimi hakkında konuşmuştuk. İktisatçıların olduğu yerde fikir birliği beklenemez. Şöyle bir esprili söz de vardır. “İki iktisatçının olduğu yerde iki farklı görüş vardır. Hele biri Keynes ise üç farklı görüş vardır.” Bu hafta ekonomik sistemler hakkında konuşacağız. Piyasa ve Kumanda ekonomik sistemlerini konuşacağız.

Piyasa ekonomik sisteminde neyin, kim tarafından, nasıl (hangi yöntemlerle) üretileceği ve kazancın nasıl paylaşılacağı piyasa tarafından kararlaştırılır. Mevcut iktisatçıların çoğunluğu da piyasa ekonomik sistemini savunur. Bunu bir örnekle anlatacağız. Kastamonu Cide’de uzun bir sahil olduğunu varsayalım. Bu sahili on parsele bölüp her parseli farklı bir işletmeciye tahsis edelim. Bu işletmeciler kendilerine tahsis edilen bölümdeki çay bahçesi işletsinler. On işletmecinin amacı da karlarını maksimize etmek olacaktır. Bunun yolu da daha fazla müşteriyi kendi sahillerine çekmek olacaktır. Hepsi çay bahçelerine gireceklerden ücret alacaktır. Aldıkları ücretle müşterilerine çay, kahve, soğuk içecekler, çeşitli yemekler ikram edecekler, güneşten korunmaları için şemsiye hizmeti sunacaklar, temiz tuvaletler sağlayacaklardır. Müşteri istek ve ihtiyaçlarına göre verdikleri hizmeti iyileştireceklerdir. Mesela müşterilerin sevdiği yiyecekleri pişirmeye başlayacaklardır. Böylece müşterilerin kendi çay bahçelerini tercih etmesini amaçlayacaklardır. Müşteriler kendilerini daha fazla tercih ederse de fiyatlarını yükselteceklerdir. Eğer çay bahçesi hizmet kalitesi açısından on işletmeci arasında fark yoksa (homojen mal) tam rekabet piyasası, eğer fark varsa da tekelci rekabet piyasası dediğimiz piyasa türü ortaya çıkacaktır.

Sözün özü! On işletmeci aralarında rekabet edecek ve bunun sonucunda hepsi mümkün mertebe en iyi hizmeti en ucuza müşterilerine sunacaklardır. Öte yandan bu işletmeciler elbette çeşitli kişileri istihdam edeceklerdir. Birileri şemsiyeleri taşıyacak; masaları temizleyecek; müşterilere içecek servisi yapacak; birileri tuvaletleri temizleyecektir. Yani on firma birbiri ile hizmet kalitesini artırmak amacıyla rekabet ederken çeşitli kişileri istihdam edeceklerdir. Bu arada on işletmeci arasında başarısız olanlar piyasadan çekilecek ve yerlerini başka işletmeciler dolduracaktır. Piyasa ekonomik sistemini savunanlar bireysel mülkiyeti, girişimciliği ve rekabeti savunurlar.

Şimdi kumanda ekonomik sistemine gelelim. Bunda sahilde hiç işletmeci yoktur. Sahil tamamen boştadır. Herkes sahile ücret ödemeden giriş yapabilir. Kumanda ekonomik sistemini kamucu/sosyalist kesim savunur. Kimse denize girmek için para ödemez ama sahilde çay bahçesi ya yoktur ya da kalitesi bariz düşüktür. Sahilin temizliği devlete (belediyeye) aittir ancak devlet, özel girişimcilere (çay bahçelerine) nazaran sahil temizliğini sağlamakta genelde daha az başarılıdır. Devlet belki bir çay bahçesi açar ama bu da devlet tekeli olur. Yani piyasada sadece devlete ait çay bahçesi olacaktır. Devlete ait çay bahçesi de rekabetle karşılaşmayacağı için, çay bahçesinin yöneticileri de özel girişimciler gibi işlerine sahip çıkmayacakları için çay bahçesinin hizmet kalitesi düşük olacaktır. Devlet belki tuvalet yaptıracaktır ama tuvaletler de özel girişimciler kadar motive olamadıkları için daha pis olacaktır. Mesela daha fazla kazanç sağlamak için piyasaya sürülen yeni bir içeceği özel sektör çay bahçesinde çabuk davranarak sunacaktır ama aynı şey devletin çay bahçesi için söylenebilir mi? Buna karşılık devletin çay bahçesi daha ucuz olacaktır. Yani müşteriler kamu çay bahçesine daha düşük ücret ödeyecekler ama aldıkları hizmetin kalitesi de düşük olacaktır. Üstelik on girişimcinin sağladığı istihdamdan daha azı devlet tarafından sağlanır. Devlet burada tekeldir ve tekelci olduğu için rekabetle karşılaşmayacaktır. Bu da hizmet kalitesini artırmasını engelleyecektir.

İki farklı sistemi iki farklı iktisatçı grubu savunur. Klasikler; insanların kendi çıkarlarını düşünmesinin, rekabetin mal kalitesini artıracağını ve fiyatları düşüreceğini savunurlar. Kumanda ekonomik sistemini savunanlar ise halk diliyle ifade edecek olursak kamucu/ sosyalistlerdir. Sosyalistlere göre işletmeci, çalışanları sömürmekte ve onun emeği ile ortaya çıkan fazlalığı eline geçirmektedir. Sosyalistlerin görüşünün önemli eksiği girişimcinin harcadığı emeği yok saymalarıdır. Girişimci işinin başında durmazsa işi batacaktır veya karı çok azalacaktır. Gündelik yaşantınızda esnafları düşünün. İşinin başında durmayan, çalışanları motive etmeyen esnafların durumu ne olur? Sermayesini riske atan girişimci mecburen çalışacak; çevre (müşteriler, çalışanlar) ile iletişim kuracaktır. Muhtemelen firmada en fazla çalışan emek harcayan kişi girişimci olacaktır. Harcadığı emek, girdiği risk nedeniyle en fazla kazancı elde etmesi de normaldir. Ancak dediğim gibi sosyalistler girişimcileri sömürücü varlık gibi düşündükleri için onların kazanç elde etmesini de haksızlık, sömürü aracı diye düşünürler.

Piyasa sisteminde özel girişimciler tarafından işletilen ve diğer çay bahçeleri ile rekabet eden çay bahçeleri, kamunun çay bahçesine göre bariz daha iyi hizmet sunacaktır. Fiyatlar biraz daha yüksek olacak ama özel girişimciler daha fazla istihdam sağlayacaktır. Özel girişimcilerin çay bahçesinde çalışanların işgücü verimliliği bariz daha yüksek olacaktır. Şimdi “Piyasa sisteminin sorunlu yanı yok mu?” diye soracaksınız. Piyasa başarısızlıkları dediğimiz olgu burada devreye girebilir. Çeşitli nedenlerle (dışsallık, kamu malları vb) piyasa başarısız olabilir. Örneğin; on çay bahçesi aralarında anlaşarak normalde 10 TL’ya satacakları çayı 200 TL fiyatla satışa sunabilirler. İşte böyle durumlarda ne yapmalı?

Burada İslam ekonomisinden bahsedeceğim. Hz. Muhammed (SAS) piyasada fiyatlara müdahale etmeyi uygun bulmamıştır zira fiyatları azaltan da çoğaltan da Allah (CC)’dır. Ama doğal olmayan durumlarda piyasaya müdahale edilmiştir. Piyasalar muhtesipler bazen de kadılar tarafından denetlenir. Düşük kaliteli mal satan, aşırı yüksek fiyatla mal satanlar cezalandırılmıştır. Örneğin; pirinç çuvalının üstünü kuru, altını yaş pirinçlerle dolduran esnaf için peygamberimiz “Aldatan bizden değildir” sözüyle eleştirilmiş ve cezalandırılmıştır. Geçen hafta Türkiye’de tavuk eti firmalarına kayyum atanma hadisesi yaşanmıştı. Piyasayı domine eden tavuk firmalarının aralarında anlaşarak 100 TL civarındaki tavuk eti fiyatlarını 500 TL civarına çıkarmayı düşündükleri iddia edilmişti. Günümüzde en kapitalist ülkelerde bile devlet rekabetin düzgün işleyip işlemediğini denetlemektedir. Örneğin; Dünya petrol piyasasının büyük kısmına hakim olmayı başaran Rockefeller’in şirketi için Sherman Antitröst kanunları çıkarılmış ve firması üçe ayrılmıştı.

Sizce piyasa sistemi mi yoksa kumanda sistemi mi daha iyi sonuçları verir? Yoksa piyasa sistemi olsun ama İslam ekonomisinde olduğu gibi devlet düzenleyici olarak piyasayı denetlesin mi?