Esnaf ve girişimcilerimizin son günlerde şikayetleri piyasanın sıkışık olması veya yeterince işin olmaması ve paranın dönmemesi. O zaman bu hafta bunun nedenlerini ve ekonomi politikalarını anlatalım.

Ekonomide devletin izlediği iki tür politika vardır. Maliye ve para politikaları. Maliye politikası devletin kamu harcamaları ve vergiler yoluyla yürüttüğü politikalardır. Para politikaları ise Merkez bankasının para arzını ayarlayarak yönettiği politikalardır. Enflasyon olduğunda ekonomi çok ısınmıştır. Piyasada talep çok olduğu için firmalar sürekli fiyatlarına zam yapıyordur. Bu durumda sıkı para ve maliye politikaları uygulanır. Sıkıdan kastım piyasada talebin kısılmasına yol açan politikalardır. Örneğin; devlet kamu harcamalarını kısar. Vergileri artırır. Merkez bankası faiz oranlarını artırır. Daha az kredi verilmesini sağlar. Eğer piyasada durgunluk varsa da bu sefer tam tersine genişletici para ve maliye politikaları uygulanır. Genişletici para politikaları da ekonomide toplam talebi artırıcı politikalardır. Bu sefer devlet kamu harcamalarını artırır, vergileri düşürür. Merkez bankası da faiz oranlarını düşürür, bankalar daha kolay kredi verirler.

Şimdi enflasyon %31,75 olduğu yani yüksek olduğu için normal olarak daraltıcı politikalar uygulanmaktadır. Esnaf ve ticaret yapanlar doğal olarak bu durumdan şikayetçi ama sıkı para ve maliye politikalarının da uygulanması gerekli. Konuştuğum girişimci ve esnaf enflasyon yerine ekonomik büyümenin canlılığın önemli olduğunu söylüyorlar. Öncelikle belirtelim. Enflasyonun yüksek olması iyi bir şey değildir. Enflasyonun %1 ve altında olması da iyi değildir. Ekonomistler enflasyonun gelişmiş ülkeler için %2 ile %3 arasında; gelişmekte olan ülkeler için de %4 ile %7 arasında olması gerektiğini savunurlar. Yani Türkiye’de %30 civarındaki enflasyon yüksektir.

Enflasyon yüksek olursa ne olur? Kısa dönemde talebi ve ekonomik büyümeyi desteklese bile uzun dönemde ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemeye başlar. Kısa dönemde insanlar eline geçen parayla bir an önce fiyatı artmadan mal satın almaya çalışır. Bu talebi artırır ve ekonomiyi canlandırır. Ama uzun dönemde? Genellikle toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ücretli kesimin satın alma güçleri düşer, çünkü ücretlerdeki artış genelde fiyatlardaki artışın gerisinde kalır. Gelir dağılımı adaleti bozulur ki bu toplumsal barış ve suç oranlarını da etkiler. Toplumun geniş kesiminin satın alma gücü düşünce toplam talep de düşer. Kısa dönemde toplumun geniş kesimi bir an önce mal satın alır ama uzun dönemde satın alma gücü düştüğü için mal satın alamaz duruma gelir. Firmalar belirsizlikle karşılaşır, fiyatlar ve maliyetlerini tahmin edemezler ve yüksek faiz oranlarının da etkisiyle yatırım yapmaktan kaçınırlar. Firmalar faaliyet dışı gelirlerini artırırlar, yani üretim ve satıştan değil nakitlerini borç vererek kar elde ederler. Kısaca uzun dönemde etkileri yıkıcı olur. Bu nedenle de enflasyon düşürülmelidir. Bence Türkiye için %5-%8 civarında enflasyon iyidir. 2009 ve sonrasındaki birkaç yılda enflasyon %6 civarına inmişti. Enflasyon oranı %0 ve altında olursa ne olur? Bu sefer fiyatlar düşeceği için insanlar nasılsa gelecekte fiyatlar düşecek diye talep ertelerler ve toplam talep geriler. Firmalar iflas etmeye başlar. İşsizlik artar. Ekonomik büyüme düşer. Yani kısaca enflasyonun yüksek olması da düşük olması da ayrı dert. Ekonomi yöneticileri de enflasyonu ve ekonomik büyümeyi istenen seviyelerde gerçekleştirmek için yazının başında belirttiğim para ve maliye politikalarını uygularlar.

Muhtemelen yazıyı okuyanların bir kısmı kızacak ama sıkı para ve maliye politikalarının uygulanması ekonomi yönetimi için zorunluluktur ve doğrudur. Çünkü bir önceki paragrafta anlattığım gibi yüksek enflasyon uzun dönemde sürdürülemez. %31 civarı enflasyon yüksektir.

İzlenen sıkı para ve maliye politikalarına rağmen Türkiye’de enflasyon oldukça yavaş düşmektedir. Birincisi; Türkiye’de enflasyon uzun süre yüksek seyretmiştir ve bu da halkta “enflasyon düşmez” algısı ortaya çıkarmıştır. 1970 sonrası dönemde uzun süre enflasyon %30 ile %100 arasında seyretmiştir. 2009 civarında %10 altına inmiş, 2013 Gezi parkı eylemleri sonrasında tekrar yükselmeye başlamış ve %10 üzerine çıkmıştır. Bu “enflasyon düşmez” algısı da ekonomi yönetiminin işini zorlaştırmaktadır. Örneğin; izlenen sıkı politikalara rağmen TCMB piyasa yapıcılarına uygulanan ankete göre yıl sonu enflasyon beklentisi %29 civarıdır ki bu da enflasyon beklentilerinin katılaştığını gösteriyor. Firmalar yüksek enflasyon beklentisi nedeniyle mallarına zam yapmakta, tüketici de fiyatların artışına gerekli tepkiyi göstermemektedir. İkincisi; uluslararası konjonktür nedeniyle petrol fiyatlarının yüksek seyretmesidir. Son dönemde Güneydoğu Anadolu bölgesinde petrol kuyuları bulunmuş ve Türkiye ihtiyacı olan petrolün bir kısmını bu kuyulardan karşılamaktadır ancak yine de bu kuyular henüz Türkiye’nin tüm ihtiyacını karşılayacak düzeyde değildir. Dolayısıyla halen dışarıdan büyük miktarda petrol ithal ediyoruz. Petrol fiyatlarının yükselmesi firma maliyetlerini de artırıyor ve firmalar bu nedenle de fiyat artırıyorlar. Tabi enflasyonun başka nedenleri de var ama en öne çıkan iki nedeni bunlar. Zaten ekonomide enflasyonun talep fazlalığı ve maliyet artışı olmak üzere iki nedeni vardır.

Şimdi firma sahipleri ve girişimciler “İyi de ne yapacağız şimdi? Ekonomi politikaları genişletici olmazsa biz ne olacağız?” diyecekler. Bu durumda öncelikle yeni etkin üretim teknikleri kullanarak maliyetlerini düşürebilirler. Dönüşü uzun olacak yeni yatırımları ertelemelidir. İkincisi; piyasada para yoksa fiyatlar düşürülmelidir. Örneğin; kafe ve restoran sektöründe Köfteci Yusuf ve Aşçı İhsan Usta gibi firmalar ön plana çıkıyor. Onların rekabet üstünlüğü sağlayan özellikleri de etkin üretim teknikleriyle maliyetlerini düşürüp ucuz fiyatlarla satış yapmalarıdır (Porter denen iktisatçı buna “maliyet liderliği” diyor). Firmalar stokları yüksekse stok maliyetlerinden kurtarmak için maliyetinin de altına mal satabilmelidir. Toplam maliyetin altında ama değişken maliyetin biraz üstünde fiyatla stokları elden çıkarmak olabilir. Diğer ülkelerde Aralık aylarında firmalar çok büyük indirimler yapıyor ve stoklarını eritiyorlar. Hatta bazı girişimci ruhlu bireylerimiz Aralık ayında yurtdışına çıkıp düşük fiyata malı alıp üzerine biraz koyarak Türkiye’de satabiliyorlarmış. Üçüncüsü; yurtdışı pazarlara satış yapmanın yolları aranabilir. Riskli müşterilere vadeli satışlardan kaçınılmalıdır. Borçlar ise uzun vadeye yayılmalıdır.

Enflasyon düşecek mi? Evet. Uygulanan sıkı politikalar nedeniyle firmalar fiyatlarını istedikleri miktarda yükseltemeyecekler, belki de indirecekler. Bakın! Antalya, İzmir, Muğla otelleri fiyatları indirmek zorunda kalmışlar ve son dakika rezervasyon yapanlardan bazıları erken rezervasyon yapanlardan daha ucuza tatil yapmışlar. Bazı lokantalar, fiyatlarını Köfteci Yusuf seviyesine indirmek zorunda kalacaklar. Konut satışları düşmüş dolayısıyla bazı müteahhitler fiyatları indirmek zorunda kalacaklar veya en azından yükseltemeyecekler. Bunun benzeri durumlar tüm sektörlerde yaşanacak. Yani firmalar da “Tekelci karı” değil “normal kar” elde etmeye razı olacaklar.