Güzellik izafidir; bakış açısına göre değişir.
Yaz ayı, tatil zamanı...
Ben de bu yaz bir çılgınlık yapıp rotayı güneye çevirip, Bodrum'a doğru kısa da olsa bir "mavi yolculuk" yaptım. Memlekete döndüğümün ertesi günü de soluğu Abana’da alarak gün batımı etkinliğine katıldım. Sonra kendi kendime sordum: "Abana mı Bodrum mu?" diye. Aslında bu soru çok gereksiz olsa da tek bir cevabı yok. Bu soruyu sorduğunuz her kişinin kendine göre farklı bir cevabı olacaktır.
Sosyal medyada linç edeceklere özel not; elbette biri Ege’nin, diğeri Karadeniz’in kıyısında iki farklı dünyasını temsil ediyor. “Elmaları armutlarla mı kıyaslıyorsun?” diyecek olanlara da peşinen hak veriyorum. Ayrıca “Fakir edebiyatı yapan adamın Bodrum’da ne işi var?” diyenlere de kızmıyorum. Onlar da haklı.
Ben sadece şahsi izlenimlerimi, gördüklerimi, hissettiklerimi anlatacağım.
İlk olarak ulaşımdan başlayalım.
Kastamonu ile Bodrum arası yaklaşık 1.100 kilometre. Gidiş dönüş etrafta dolaşma derken neredeyse 2.300 kilometrelik bir yol. Emektar Ilgaz (2016 model Duster 4x4), bu yolculukta yaklaşık 8 bin liralık yakıt tüketerek ocağıma küçük bir incir fidanı dikti.
Bizim Bodrumumuz olan Abana ise sadece 98 kilometre uzakta. Yaklaşık bir buçuk saatte denize ulaşıyoruz. Gidiş dönüş 200 kilometre. Aynı emektar Ilgaz bu kez 750 liralık yakıtla ocağımdaki incir fidanına birkaç damla su vermekle yetindi.
Tabii bu süreye Dörkeniye’de düğün böreği molasını, Yaralıgöz’de fotoğraf çekmeyi ve Doktor Sedat’ın yerinde içilen çayın hatırını katmazsak...

Bodrumda aşkı bilmem ama tatil başka oluyormuş…
Çocukluğumuzdan beri Bodrum denince aklımıza deniz, kum, güneş, ünlüler ve pahalı beachler geldi. Bir de her yaz farklı versiyonları çıkan tatil şarkıları. Magazin programlarında Bir şezlongun günlük ücretinin neredeyse maaş kadar olduğu ve bu beachlerde elinizi uzatsanız bir ünlüye değdiği haberlerini çok duyduk.

Biz o beachlerin yanından bile geçmedik.
Dolayısıyla da gördüğümüz ünlü sayısı da sadece birdi.
Gerçi o kişi her ne kadar ünlü olduğunu söylese de ben adını da söylediği dizileri de hiç duymadım.
Bodruma doğru yaklaşırken içimde bir şeyler kıpırdadı. Aklımda Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın o güzelim dizeleri vardı.

"Yokuş başına geldiğinde Bodrum'u göreceksin. Sanma ki geldiğin gibi gideceksin..."
Ama Bodrum'a girişte beni karşılayan ilk şey masmavi bir manzara değil; yoğun trafik ve bitmek bilmeyen yapılaşma oldu.
Bugünkü Bodrum artık benim hayalimdeki Bodrum değildi.
Dağlar, koylar, tepeler... Her yer beyaz kutu gibi yazlıklarla dolmuştu. Burası nerede başlayıp nerede bittiğini kestiremediğiniz devasa bir yerleşim alanıydı.
Mavi yolculuğum, dağın taşın beyaz kutularla dolu olduğu, bilmediğim bir keşmekeşe doğru giderken, Bodruma 10 km uzakta küçük bir tatil beldesi olan Ortakent’te sona erdi.
Eski adıyla Müsgebi...
Anlamı da ne güzelmiş; "mis gibi kokan mandalina bahçeleri."
İnsan ister istemez eski adını daha çok seviyor.
Otele eşyaları atıp klasik tatilci pozlarına girmek istedim, parmak arası terlik, şort ve güneşten solmuş polo yakalı tişort aradım hiç biri yoktu. Elimde makinem ayağımda botlarla gezen sahildeki tek kişi olarak kısa sürede nam yaptım.
Burada herkesin amacı aşağı yukarı belli, deniz kum güneş ve eğlencenin peşindeler. Ben ise kimsenin olmadığı saatlerde daha sabah gün doğmadan fotoğraf makinemi alıp sahile iniyordum. Bu yürüyüşlerimde denize hiç ulaşamadım, üstelik de denize sıfır yerde. Mavi sahil ile arama hep bir şezlong ormanı, kafeler ve işletmeler giriyordu.

Denizi ancak şezlongların arasından görebildim.
Kıyıya inip bir fotoğraf çekeyim desem, yine aynı manzara...
Sahilin her bir metresinde yoğun bir Şezlong ormanı,
Oysa deniz gözümün önündeydi.
Ama ulaşmak hiç kolay değildi.
Kaldığım sürece deniz hariç her şeyi gözlemlemeye çalıştım. Burada her şey ve herkes var. Ultra lüks yatlarda gün batımını izleyenler de vardı, sezon boyunca çalışıp gece sahilde havluya sarılarak uyuyan emekçiler de...
Her telden, her dilden, her gelir grubundan insanın ortak buluşma noktasıydı Bodrum.
Kimi için tatil.
Kimi için ekmek.
Kimi için gösteriş.
Benim içinse görülmesi gereken bir yerdi; ama yeniden gitmeyi özellikle isteyeceğim bir yer olmadı.
Tatil bitti, rotam yeniden memleketime döndü.
Halikarnas balıkçısına bir selam yolladım. “Sanma ki geldiğin gibi gideceksin..." diyordun ya üstad haklısın, çok doğru bir tespit. Geldiğimiz gibi gidemedik. Cüzdan olarak daha da zayıf kilo olarak daha da şişman olarak döndük.
Bir Kastamonu klasiği…
Ayağımın tozuyla, Ilgaz’ımın motoru daha soğumadan yeniden düştüm yola. Kastamonu’dan Yaralıgöz’e doğru çıkarken hem ben hem Ilgaz'ım öyle bir keyiflendik ki bu yol hiç bitmesin istedim.
Yol kenarında sarı kantaronlar, mor kekikler karşıladı bizi. Kokuları rüzgârla birlikte bütün dağı dolaşırken, kelebekler de rengârenk çiçeklerin üzerinde dans ediyordu. Ahlâtlar, alıçlar, yaban çilekleri yol arkadaşımız oldu. Yaralıgözün zirvesinde bulutlar da sanki elinizi uzatsanız dokunacak kadar yakınımızdaydılar.
Bodrum'un o yakıcı sıcağından sonra bu yayla serinliği ruhuma ilaç gibi geldi.
Her bir km si ayrı güzelliklerle dolu bu yoldan, Bozkurt'u geçip Ezine Deresi boyunca ilerledikten sonra Harmason kıyısında Karadeniz’e kavuştuk.
Bizim denizimiz, bizim sahilimiz, bizim insanımız.
Ötesi yok...
Bizim denizimiz de bize göre.
Şezlong ormanı yok.
Denizle aranıza kimse girmiyor.
İsterseniz dalgalarla konuşup, bu denizin ulaştığı herkese selam gönderebilirsiniz.
Ya da akşamüstü Hacıveli Kayalıkları'na çıkıp gün batımını seyredebilir, dilek ağacına bir bez bağlayabilirsiniz.
Ya da benim gibi, Hacıveli de sahilde dut ağacının gölgesinde oturan Gaco dayımla, iki lafın belini kırarsınız.
Hiç belli olmaz Yaralıgöz'de yol kenarında milletvekiline rastlarsanız selam verir, o da halinizi hatırınızı sorar.
Çünkü bu şehirde insanlar birbirini tanır.
Birbirinin yüzünü bilir.
Balıkçı Şefin Bodrum Ortakent sahilinde bıraktığı ayak izi, ertesi gün birbirini tanımayan binlerce izin arasında kaybolup gitmiştir çoktan.
Abana'da ise aynı ayak izi bir dostun ayak izine rastlar.
Bir selam alır.
"Gel hele, Hasan'ın köftesini yemeden bırakmam." diyen bir sese dönüşür.
İşte benim için asıl fark budur.
Biri dünyanın en ünlü tatil beldelerinden biri olabilir.
Diğeri küçük bir Karadeniz ilçesi...
Ama insan bazen en güzel manzarayı gözünün gördüğü yerde değil, kendini ait hissettiği yerde buluyor.
Bu yüzden bizim Abana'nın kimseye benzemesine gerek yok.
Bodrum olmaya da...
Abana, Abana olarak güzel.
Ve belki de en büyük zenginliği tam da budur.
Cebrail Keleş – Balıkçı Şef
Temmuz 2026 – Bodrum / Ortakent-Kastamonu/Abana

