Son iki aydır hep ne söyledim?
Amerika ve İsrail İran’la savaşıyor mu; gibi gibi…
Barışıyor mu; gibi gibi…
Yani ne savaş var ne barış. Hem savaş var hem barış…
Aslında olan nedir?
Birbiriyle dost ve düşman olan üç devletin danışıklı dövüşü.
Aslında olan, savaş görünümü altında sermayenin el ve coğrafya değiştirmesi; Güç ve Akıl Sahiplerinin küresel yeni düzen planının tıkır tıkır işlemesi…
21 gün önce ABD-İran arasında barış anlaşması oluyor dendiğinde, 21 Haziran’da “Amerika-İran arasında barış mı yoksa kontrollü krizin barış görünümlü zamana yayılması mı?” başlıklı bir yazı yazmış ve şöyle demiştim:
“…Size söyleyeyim; üç-beş saat veya üç-beş gün veya üç-beş hafta yahut da üç-beş ay sonra yeni dünya düzeninde yeni bir fasıl açıldığında bu üçlünün veya ilave edilecek katılımcıların yeniden savaşmayacaklarının veya barışmayacaklarının bir garantisi kesinlikle yok.”
Buyurun işte; “İran yönetiminde iyi insanlar var artık. Onlarla görüşeceğim. Müçteba akıllı bir adam; babası gibi değil.” diyen Trump daha üç-beş gün geçmeden ne diyor:
“Hepsi bir avuç pislik... Gerçekten bir avuç aşağılık insan. İran, hasta insanlar tarafından yönetiliyor ve bunlar acımasız, şiddet yanlısı kişiler!”
Üstelik bunu Ankara’da iken söylüyor ve gayet rahat bir şekilde “benim için barış bitmiştir” diyebiliyor.
Arkadaşlar!
Trump denen bu adam ne bir siyasetçidir ne de bir devlet adamı...
Trump isimli bu adam, onu bu makama getiren sahipleri gül deyince gülen, söv deyince söven, barış deyince barışan, barışma deyince zaten barışmayacaktım ki diyen bir omurgasız…
O yüzden, Trump’ın ne dostluğuna güvenilir ne de düşmanlığına itibar edilir.
Hep dediğim gibi; eğer herhangi bir devlet başkanı Amerika ile başarılı bir uluslararası siyaset oluşturacaksa; tavsiyem, Trump’la değil; Trump’ın ağa-babalarıyla, Trump’ın irade ve insiyatifini elinde tutanlarla anlaşıp mutabıklaşsın. Yoksa Trump’ın ipiyle kuyuya inersen geri çıkamama riski hayati hale gelebilir.
Dikkatinizi çekti mi; bu adam, NATO toplantısından önceki 15 gün içinde Netenyahu’ya demediğini bırakmadı ama bu hafta Netenyahu’yu ağırlayacak…
Bunun anlamı nedir?
“Kasım seçimlerine giderken Yahudi Diasporasını asla göz ardı edemem ve onlara rağmen herhangi bir atraksiyona girmem” demektir.
Aldığım duyumlar, yaptığım istişareler çerçevesinde öngörüm şudur:
İran konusunda, önümüzdeki günler çok şeye gebe…
Kuvvetle muhtemel ki, CIA ve Mossad, İran’da Modernistlerle Devrim Muhafızlarının arasını daha da açarak birbirlerini yeme noktasına getirecek ve bu esnada ise suikast veya bir bombalama ile Devrim Muhafızlarına büyük darbe indirilecek; son kertede ise Trump’ın canlı yayında izleyeceği bir saldırı ile Müçteba Hamaney ortadan kaldırılarak Trump için bir seçim şovu yapması sağlanacak.
Diğer önemli bir husus;
Yahudi lobisinin desteğini alabilmek için Abraham Anlaşması konusunda ciddi mesafeler kat edilecek ve umulmadık ülkelerin imza atması sağlanacak.
Netenyahu ile el ele-diz dize resimler verilecek; İsrail’in teminatının Amerika ve Trump olduğu güçlü bir şekilde dile getirilecek.
Ama bu esnada, sahiplerince Trump’ın ağzına yarım parmak bal sürülmeye de devam edilecek.
Bunlara rağmen Trump Kasım seçimlerinde başarılı olur mu, olacak mı?
Bunu da zaman gösterecek ama Trump tarzı işler bitirilmişse başarısızlığa mahkum edilerek topal ördekleştirilecek; pisleme ve pislik temizletme işleri bitmemiş ve şarlatan siyasete hala ihtiyaç varsa, başarılı kılınacak…
Geçen ki bir yazımda bu yüzden Türk diplomasi yapıcılarına dikkatli, ölçülü, alternatifli bir dış politika gereğinden bahsedip; tek ata oynamanın muhtemel risklerini dikkate almalarını önermiştim.
Maalesef hala da aynı noktadayım ve şirket CEO’su konumundaki Trump yerine, şirketin Yönetim Kurulu ile kurulan ilişkinin çok daha değerli/istikrarlı ve güvenilir olduğunu söylemek zorundayım.
Çünkü Trump denen bu adam; her ne kadar ABD gibi bir ülkenin başkanı/CEO’su da olsa; bir gün kapı önüne koyulacağını bile bile, patlıcana değil sadece yönetim kuruluna/Güç ve Akıl Sahiplerine dalkavukluk yapan ve bundan da asla gocunmayan bir karakterdir.
Son olarak:
Amerikan Devlet CEO’su Trump, ülkemize geldiğinde gerçekten dünyada büyük bir hava ve izlenim bırakmış olsa da; bana göre, yine de ülkemize eli dolu gelmedi.
Evet, bazı vaatlerle geldi ve ben bunları da çok önemsiyorum, yapmak isteyeceğine de inanıyorum.
Ancak net bir dille “şunları şunları yaptım/Türkiye’ye bunları verdim” demedi, diyemedi.
Çünkü Amerika ve Trump’ın bir şeyi imzalaması ve yapması için; her şey dönüp dolaşıp onların/Güç ve Akıl Sahiplerinin talimatına bakıyor!
Bu konuda, Sayın Cumhurbaşkanımızın gerekli çalışmalar yapıp, arka plandaki görünmeyen asıl güç sahipleriyle daha sağlıklı iletişimde olduğuna şüphem yok.
Ama yine de Amerikan devlet sisteminin/Küresel sistemin nasıl işlediğini bir kez daha anlatmak için sizlerle bu yazıdaki düşüncelerimi paylaşmak istedim.