Balıkçı Şef ‘in tatil kavramında “deniz, kum, güneş, şezlongda yatıp, göbeği kızartma ” anlayışı yoktur.
Ben tatili bir fırsat olarak görürüm, farklı kültürleri, insanları, yerleri tanıma şansım olur. İnsanlara ve dünyaya bakış açımı değiştirir bana ufuk açar.
Bunu imkân olsa da herkes yapabilse, ekonomik anlamda, kültürel anlamda toplumumuza çok fazla katkısı olabilirdi.
Bu konuda kendi fikirlerime dayanak ararken "Aylaklığa Övgü" (In Praise of Idleness), ünlü Britanyalı filozof, matematikçi ve edebiyatçı Bertrand Russell tarafından 1932 yılında yazılan ve 1935 yılında aynı adla yayımlanan makale”si geldi aklıma. Yeniden bir gözden geçirdim.
1930 lu buhran yıllarında yazılmasına rağmen güncelliğini kaybetmeyen tespitleri hala geçerli. Bazı konu başlıklarına göz atacak olursak;
Russell, sanayi devrimi ve teknolojinin getirdiği üretim kapasitesi sayesinde insanların hayatta kalması için artık günde 8-10 saat çalışmasına gerek kalmadığını savunur.
Eğer üretim verimli bir şekilde organize edilirse, günde 4 saatlik bir çalışma toplumun tüm temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecektir.
Geriye kalan zaman ise "aylaklık" olarak değerlendirilmelidir.
…
Russell'ın bahsettiği aylaklık (idleness), hiçbir şey yapmadan boş boş oturmak ya da bir uyuşukluk hâli değildir. Onun kastettiği aylaklık, insanın geçim kaygısı gütmeden, kendi merakı, yaratıcılığı ve arzusu doğrultusunda zamanını özgürce kullanabilmesidir.
Bilim, sanat, felsefe ve edebiyat gibi insanlığı yücelten tüm alanlar, tarihte geçim derdi olmayan "aylak" sınıflar sayesinde gelişmiştir.
Russell, bu imkânın sadece küçük bir azınlığa değil, iş saatlerinin kısaltılmasıyla tüm topluma yayılması gerektiğini söyler.
İnsanların kendilerine ve sevdiklerine vakit ayıramayacak kadar çok çalıştırılmasının toplumu agresif, tahammülsüz ve mutsuz yaptığını savunur. Boş zamana sahip olan, sanata, doğaya ve düşünmeye vakit ayırabilen bireylerden oluşan bir toplumda savaşlar, suç oranları ve toplumsal gerilimler azalacaktır.
…
Kastamonu-Sivrihisar-Afyon-Denizli hattında bir aylağın gördükleri.
Hiç tatil yapmamış olsaydım, bu yolları kullanmamış olsaydım da bu bilgilere ulaşabilirdim. Ancak, bir ekrandan, kitap sayfalarından, ya da birinin anlatmasından ziyade bizzat gidip görmek, dokunmak, hissetmek çok farklı bir duygu.
Sivrihisar’ın adının nereden geldiğini arama motoruna yazdığınızda anında bulup görebilirsiniz, ama araç kullanırken önce ufukta belli belirsiz bir silüet iken gitgide büyüyen o muhteşem kayalıkların size verdiği hissi hiçbir kitap anlatmaz.
Ya da yaz sıcağının o sivri kayaları taşları yakıp kavurduğu bir günde elde makine ile gezerken sığınacak bir yer ararsın. O sırada bir milletin istiklaline giden yolunda şehit olan Kahraman Kastamonu Kadının anıtını görmenin, gölgesine sığınmanın onuru, gururu anlatılmaz yaşanır.

Uzak illerde bir yerde köşe başında karşına çıkan Daday levhasını gördüğünde hissettiğin hemşeri sıcaklığını bir tabelanın bu kadar sevgi dolu olacağını nasıl anlatılabilir ki?
Kısaca, aylaklık sadece ayaklarını uzatıp elde tv kumandası, yeme içme, ya da şezlonga yatıp bronzlaşma adına kararmaya çalışma değildir onu anlatmaya çalışıyorum.
Elbette çalışacağız, kimi zaman 12 saat kimi zaman 8 saat işimizin gerektirdiği zamanda bitireceğiz. Hatta günde 8 değil 12 saat çalıştığı halde yine de yetmeyen kesimlerimiz var. Bu çalışanların tatile de ihtiyacı var. Herkesin kendi bütçesi, imkânı dâhilinde kısa ya da uzun belli bir süre alıştığı ortamın, yaptığı işin dışında bir şeyler yapması gerekir diye düşünüyorum.
Günümüzde ne yazık ki tatil çok pahalı bir kavram. Ulaşımı ayrı barınması ayrı yeme içme eğlencesi ayrı bir dert. Her bir kalem insanı zorluyor.
Ama en azından bir yıl içinde birkaç gün ayırdığımız bu sürede bir kelime, bir paragraf birazcık da olsa ufkumuzu genişletme, kültürü arttırma, tanımaya ayırsak ne olur.
Örneğin, Afyonkarahisar’dan geçerken alınacaklar, yenecekler listesi yaparken yanına bir de görülecekler listesi yapabiliriz.
Meşhur sucuğu kaymağı yanında bir de Unesco Dünya Mirası listesine Kastamonu Kasaba Mahmut Bey camisiyle birlikte alınan Ulu cami (kırk Direkli) camiyi de görülecekler listeye dahil edebiliriz. Hatta kalesi ve harika bir sokak sağlıklaştırılması yapılan eski mahallelerini, Mevlevi müzesini, camisini de ekleyebiliriz.


Denizli’de iki hemşeriyle karşılaşmak…
Kastamonu’dan Eğe’ye doğru bir uzun yoldu gittiğimiz. Dura kalka şehirden şehre giden yollarda hep bir yoldaşımın da benimle geldiğini hissettim. Bu cephane yüklü kağnısı kucağında bebesiyle istiklalimiz için istiklal yolunda giden Şerife Bacımdı.

İnebolu’dan yola çıkan bir kağnı düşünün. Sırtındaki yükü cephede sadece birkaç dakikalık mühimmat olsa da etkisi yüzyıldır sürecek sonsuz ağırlıkta.

Bu öyle bir yük ki sadece Kastamonu Kışlasında indirilmiyor. O bir milletin İstiklalinin yüküdür. Her gittiği yere o ruhu taşır, her yerde bu toprakların kazanılma bedelinin simgesi, sembolüdür.
Bu uzun yolda nereye gitsem benimle gelen, her gördüğüm yerde sonsuz bir gurur ve onur duyduğum atamdır, tarihimdir, memleketlimdir.
Sivrihisar’da bir şeyler satan teyzeme sordum bu arkadaki heykel kimin diye?

Nasıl bilmezsin diye beni paylayıp şehit Şerife bacıyı kendi bildiğince anlatırken mutluluktan gözlerim doldu.
…
Denizli’den Muğla yoluna doğru çıkarken önüme çıkan Şerife Bacı levhasını görünce nasıl bir ani dönüşle tesise girdiğimi bir ben bilirim bir de zavallı ılgazım (dusterım). Şerife bacımın hayatını yazmışlar bir de fotoğrafı var.

Çalışanlarla konuşuyoruz işletmenin gıda mühendisi bize gelenler soruyor kim bu Şerife Bacı diye biz de dilimiz döndüğünce anlatıyoruz. Zaten birçoğu bizden iyi tanıyor deyince tesisin sahibi Cengiz Aydın’ı arıyorum.

Araçlıyım, uzun zamandır buradayım.5 şubemiz var Şehit Şerife bacımızın anısını her yerde yaşatıp, herkese anlatmayı işletmemizin bir görevi sayıyorum deyince kendisiyle hiç yüz yüze görüşmesek bile kalben bir bağımız oluşuyor. Kastamonu’ya geldiğinde Serdar İzbeli’yle birlikte Penbe Han’da Cahit Kanburoğlu’nun mekânında buluşmak için karşılıklı sözleşiyoruz.
Kağnı da ben de yolumuza devam ediyoruz.
Bodrum merkezdeyiz. Araçla girmek yerine Ilgazı (dusterı) otelin otoparkında bırakıp dolmuşla gidiyoruz. Küçük minibüslerle ulaşım sağlanıyor, nakit para geçmiyor Ortakent Bodrum 68 tl. Sadece kart çalışıyor. Klima son seviyede yine de hava o kadar sıcak ve bunaltıcı ki. Alışık değilim böyle ulaşıma havaya, tam bir sessizlik hâkimken ben çok gürültülü bir biçimde hapşurdum.

Minibüsün yarısı çok yaşa deyince aramızda sıcak bir diyalog başladı.
Sizlerde görün kardeşler, ablalar, teyzeler amcalarım. Yahu epeydir aklımda bir soru var aranızda buranın yerlisi var mı yani Bodrumlu…
Çoğu dedi ki biz buralıyız turistler genelde kendi araçlarıyla gelip giderler.
Güzel öyleyse bana bir deyin hele tüm ülke tatilde sizin buraya geliyor peki bir Bodrumlu tatilde nereye gider ki?
Tatil mi o da nedir. Bizim için en fazla çalıştığımız aylar yaz ayları onlar tatil yapar biz çalışırız gibi bir şeyler dedi herkes.
Bir de bir şey sorayım Kastamonu deyince aklınıza ilk ne geliyor, ne duydunuz, ne biliyorsunuz?
İlk olarak Şehit Şerife Bacı sonra sarımsak, biri de dep dep dedi.
…
Bodrum otogarında inip kaleye doğru giderken yolum Bodrum Belediyesi binasının önüne düştü. Sıcaktan bunalmışım, kalabalığı zaten sevmem. Yerlisi yabancısıyla sokaklardan bir insan seli akmakta. Birden onu gördüm.
Tüm kalabalık kayboldu,
Yakıcı sıcaklık yerini tatlı bir serinliğe bıraktı.
Karşımda Şerife bacı ve kağnısı duruyordu.
Sanki bana “-Merak etme yalnız değilsin” diyordu.
Tüm sevgimle, saygımla karşısındaydım,
Gururumuzsun, onurumuzsun, her yerde bizi yalnız bırakmayan bacımızsın diyerek ruhuna bir Fatiha yolladım.
24 Haziran 2026-Bodrum
Cebrail Keleş-Balıkçı Şef
