Karaman Köyü Battal Türbesi’ndeki Mucize Su
Ağustos ayının sıcak bir gününde yolumuz, sonbaharın başkenti Küre Dağları'nın eteklerindeki ilçemiz Küre'ye düştü.
Küre'ye her gelişimde aynı duyguyu yaşarım. Sokaklarında yürürken mutlaka eski bir dosta rastlar, bir selam alır, bir hatırayı yeniden yaşarım. Burası benim için sadece bir ilçe değil; dostluğun, samimiyetin ve hatıraların da adresidir.
Madem Küre’deyiz mademki öğle yemek zamanıdır öyleyse adres belli “Bol Kepçe lokantası. Öğle vaktine kadar doğal güzelliklerle ruhumuzu, şimdi de bol kepçe lokantasında da midemizi doyurma zamanıdır. Daha kapıdan girişte sesleniyorum Ayhan ustama,
"Ustam, rejimdeyim; aman bol kepçe olmasın." Ben ne desem de bu sözümün hiçbir hükmü olmuyor.
Ayhan Usta gülümseyerek:
"Şefim, sen bunu dağda bayırda eritirsin. Daha soğuk paçamızı bile tatmadın. Kelle paça da var." der ve kısa sürede masadaki tabaklar bol kepçe olarak dolar taşar.
Yemekten sonra Karaman Köyü Muhtarı Hasan Okçu koluma girer:
"Gel şefim, hanağasında bir çayımızı içelim."
Kahvehanede kimseyi bulamayınca yan taraftaki Emekçiler Kahvesi'ne geçip iki demli çay ama şeker olmasın diye sesleniriz. Yol kenarındaki şemsiyenin gölgesinde, kerevet üzerinde içtiğimiz şekersiz çayın yanında en tatlı muhabbetimizi katarız.
Geçmişten, köyden kırdan, geçen kışın yağan kardan konuşuruz uzun uzun.
Dağın Altında Çalışıp, Üstünde Yaşayanlar…
Karaman Köyü Muhtarı Hasan Okçu ile yıllardır tanışırız. Kendisi bakır madeninde çalışıyor. Yerin yüzlerce metre altında, dar galerilerde devasa kamyonuyla yıllardır bakır taşıyor. İşi dağın altında, evi ise dağın tam üstünde...
Evinin olduğu Bediroğlu Mahallesi'ndeyiz. Yüksek bir tepeden aşağılara maden sahasına bakıyoruz. Ben çevreyi seyrederken uzaklarda bir yeri işaret ediyor:
"İşte benim iş yerim." diyerek aşağılarda küçücük görünen bir noktayı gösteriyor. Ardından ömrünü özetleyen şu cümleyi kuruyor:
"Burası benim vatanım... Yerin altı da üstü de bizim."
Bazı cümleler vardır; uzun uzun anlatılamayacak hayatları tek başına özetler. İşte bu söz de onlardan biri.
Battal Türbesi’ndeki Mucize Su
Özel İdare asfalt kaplama ekipleri çalışıyor biz de Muhtar Hasan ile birlikte onları büyük bir merakla izliyoruz.
Koca koca iş makineleri yola önce simsiyah asfalt, sonrasında üstüne bembeyaz mıcır seriyor. Silindir gelip onları sıkıştırıyor kamyonlar devamlı bir geliş gidiş, onların motorları, dökülen asfaltın, mıcırın sıkışan taşların sesi geliyor. Sonunda tüm iş makineleri geçip gittiğinde arkalarında Küre’nin eşsiz yeşillikleri arasında bembeyaz renkte bir yol kalıyor.
Sohbet tam da bu anlarda derinleşiyor. Hasan Muhtar bana Battallar Mahallesi'ndeki bir türbeden söz ediyor:
"Bizim köyde Battallar Mahallesi var. İsminin Battal Gaziden geldiğine ve akıncılarından bir zatın yattığına inanılır. Başucunda bulunan bir taşın içinden, niyeti temiz olanlara su verdiği söylenir."
Bu sözleri duyar duymaz heyecanlanıyorum:
"Hadi hemen gidelim!"
Battallar Mahallesi'nin girişindeki mezarlıkta, tahta çitlerle çevrili ve taşların yığılı olduğu bir yeri görünce biraz şaşırıyorum:
"Türbe burası mı?" diyorum.
Muhtar "Evet" diyerek bana yerdeki kocaman bir taşı işaret ediyor.
Taş yuvarlak, yekpare ve oldukça ağır gözüküyor. Ortası yine yuvarlak, kalın bir taş kapakla kapatılmış. Taşın konumu ve mevsim itibarıyla içinde su olması neredeyse imkânsız bir ihtimal gibi duruyor.
Kapağı yavaşça kaldırınca taşın dibinde berrak bir su birikintisi beliriyor. Yan tarafta duran birkaç kaşığı gösteren muhtar:
"Bu sudan damla damla alınıp şifa niyetiyle içilir." diyor.
Yıllardır Kastamonu'nun dört bir yanında nice menkıbeler dinledim:
Taşköprü Kirazlıca'da yalnızca iyi niyetli insanlara su verdiğine inanılan pınarları,
Kornapa'da Şeyh Musa'nın mezarındaki toprağı,
Benli Sultan Türbesi'nden askere giderken emanet alınan toprağı...
Hepsini gördüm, dinledim, fotoğrafladım. Ama bu hikâye bende bambaşka bir iz bıraktı. İnsan bazen gördüğü taşa değil, o taşı yüzyıllardır yaşatan inanca hayran kalıyor.

Sonbaharda Yeniden Buluşmak Üzere
Yeni asfaltlanan yoldan Küre'ye doğru dönüyoruz. Karşımızda Ersizlerdere, ipsine kayalıkları bütün ihtişamıyla uzanıyor.
Muhtar gülümseyerek:
"Sonbaharda beklerim şefim. Senin aradığın en güzel fotoğraflar burada." diyor.
"Başım gözüm üstüne muhtarım."
Burası Küre... Sonbaharın başkenti.
Kanlıcalar çıkmaya başlasın, kirenler olgunlaşsın, ahlatlar yumuşasın... Elbet yine düşer yolumuz buralara.
Küre'den ayrılırken yeni yapılan Madenci Heykeli'nin önünde durup son kez geriye bakıyorum. Akşemsettin Camii'nin minareleri, bakır tesislerinin asansörü, uzaklarda İpsine Kayalıkları...
Ve içimden tek bir cümle geçiyor:
"Burası bizim memleket... Yerin altı da üstü de bir hazine."
…