ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı saldırı ve sonrasında İran’ın çevre ülkelerdeki ABD üslerine saldırısı Körfez ülkelerini oldukça etkiledi. Bunlar arasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve başkenti Dubai’ye ayrı bir parantez açmak gerekli. Sadece Türkiye değil Dünya’nın en zenginlerinin gerek turist gerekse yaşamak için tercih ettiği Dubai bir anda tukaka oldu. Milyon dolarlık evler, gayrimenkullerin fiyatlarında %50’den fazla düşüş oldu. ABD ve İsrail saldırısı öncesinde yer bulunamayan Dubai otellerinde doluluk oranları %10’un altına indi. Bir çok zengin bir anda şehri terk etti. Bu nedenle bu hafta yazımızı Dubai hakkında yazmaya karar verdik.

Öncelikle Dubai tarihi hakkında yazmaya başlayalım. Ülkeler ve şehirlerin arasında rekabet vardır. Şehirler arası rekabet denince insanların aklına ilk olarak turizm rekabeti geliyor. Örneğin; Safranbolu, Kastamonu ve Amasya aşağı yukarı benzer özelliklere sahip Karadeniz şehirleri ve bu yönleriyle daha çok turist çekmek için rekabet ediyorlar. Kastamonu olarak Safranbolu ve Amasya’nın biraz gerisinde kaldığımız doğru. Neyse! Biz konumuza gelelim. Dediğim gibi şehirler arası rekabet sadece daha çok turist çekmek konusuyla sınırlı değil. Şehirler aynı zamanda zenginleri ve parayı da kendilerine çekmeyi amaçlıyorlar. Bu konuda en başarılı ülkelerden biri de Dubai. Tüm Dünya jet sosyetesinden çok sayıda kişinin ev aldığı, yaşamak için tercih ettiği bir şehir. Pavel Durov (Telegram kurucusu), Hussain Sajwani, David ve Victoria Beckham, Armani, Leonardo Di Caprio, Lindsay Lohan gibi çok sayıda ünlü isim şehirde yaşıyor. 100 milyon dolar ve üzerinde serveti olan 237 kişi şehirde yaşıyor. 2004 yılında açılan Dubai Uluslararası Finans merkezi ile beraber önemli finans kurumlarını da şehre çekmeyi başardılar. Hedefleri de Dünya Blockchain merkezi olmayı amaçlıyorlardı. Türkiye’deki zenginler ve fenomenlerin de Dubai sevdası malum. Hatta turizm amaçlı Burj el Arap gibi otelleri ziyaret etmek için çevrenizde muhtemelen can atan çok sayıda kişi vardır. Tabi bu dediklerimiz ABD ve İsrail’in saldırılarına İran’ın cevap vermesine kadardı. Bundan sonra elbette önemli değişiklikler oldu. ABD’ne yandaşlık yaparak yağ çeken bir politika izlememiş olsalardı, BAE’de çok sayıda ABD askeri üssü olmasaydı hikaye daha farklı olabilirdi. Bundan sonra ne olacak? Trump, İsrail’e rağmen İran ile barış yapabilecek mi? Barış olmazsa Dubai eski parlak günlerine geri dönebilecek mi? Sermaye, mermi vızıltısını duyduğu yerden kaçar. Bu soruların cevabını henüz bilmiyoruz.

Biz işin başarı olan kısmını inceleyelim. Yani Dubai tarihini kısaca inceleyerek başlayalım. Dubai aslında balıkçılık ve inci avcılığı ile geçimini sağlayan ufak bir yerleşim yeriydi. 1966 yılında petrol bulununca Dubai’nin kaderi değişiyor. Şimdiki BAE başkanı Şeyh Muhammed bin Raşid el Maktum’un babası o zaman önemli bir vizyon ortaya koydu. Petrol elbet bir gün bitecek, o zaman Dubai eskisi gibi balıkçılık ve inci avcılığı yapan bir şehir haline dönmemesi gerektiğini düşündü ve Dubai altyapısına yatırım yapmaya başladı. Dünya’nın en büyük yapay limanı inşa edildi. Dünya’nın en önemli havayolları şirketlerinden biri (Emirates Havayolları) kuruldu. Baba öldükten sonra oğlu Şeyh Muhammed bin Raşid el Maktum başa geçti ve babası gibi o da şehrin altyapı ve üstyapısına yatırım yapmaya devam etti. Burj El Arap (Dünya’nın en ünlü otellerinden biri), Burj Khalifa (Dünya’nın en yüksek yapılarından biri), Palm Jumerirah (lüks yapay adalar), Dubai Uluslararası finans Merkezi gibi pek çok yatırım gerçekleştirildi. Dubai bir anda paranın ve ultra zenginlerin merkezlerinden biri oldu. Yani yaptığı yatırımlarla parayı kendine çekti. Küresel finans merkezlerinden biri oldu. Zayıf yönü fazla ABD yanlısı politikalar izlemekti. Canı sıkıldığında savaş çıkaran ABD’ne fazla yanaşınca ABD-İran gerginliğinde bunun bedelini ödemek Dubai’ye düştü.

Bir zamanlar Besim Tibuk isimli oldukça popüler bir siyasi vardı. Oy alamazdı ama insanlar fikirlerini dinler ve çoğu zaman da ciddiye almaz ve gülerdi. Tüm fikirleri için demeyeceğim ama bazı fikirlerinin gerçekten dikkate alınmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Örneğin; parayı bir şekilde çekmek gerektiğini bunun için gerekirse vergilerin çok düşürülmesi gerektiğini savunurdu. İşte bunun benzerini Şeyh Maktum ve babası yaparak Dubai şehrini ortaya çıkardı. Besim Tibuk da Dubai’ye yerleşmiş diye duydum. Tabi son füzelerden sonrasını bilmiyorum. Bir şehre zenginleri, önemli finans kurumlarını çekerseniz şu olur. Birincisi; önemli yatırımlarınız için gerekli fonları daha rahat bulur ve daha düşük faizle borçlanırsınız. İkincisi; bu zenginler ve finans kurumlarında çalışan yüksek ücretli kişiler harcama yaparlar. Ev alırlar, evlerinde hizmetçi çalıştırırlar, işyerlerinden alışveriş yaparlar. Çarpan etkisiyle bu harcamalar ekonomiye birkaç kat etki eder. Yani bu zenginlerin alışveriş ettiği dükkan sahibi de kazandığı parayla alışveriş yapar. Sonra onun alışveriş yaptığı kişi de kazandığı parayla alışveriş eder ve bu süreç böyle devam eder. Sonunda bir bakmışız ki piyasaya 10 TL girmişse bunun ekonomiye etkisi 50 TL olmuş. Üçüncüsü; bu zenginler haliyle bazı işyerlerini yerleştikleri şehirlerde açarlar. Zengimlerin açtıkları işyerlerinin ekonomik gücü de elbette biraz daha farklı olur. Dördüncüsü; bu zenginlerden popüler olanları doğal olarak şehrin reklamını yaparlar. Sonra şehrin Dubai gibi olduğu ortaya çıkar. Bu nedenle bazı şehirler zenginler ve ünlü sanatçıları şehirlerine çekmeye çalışırlar. Bazıları vergi almaz, bazıları ev yapmaları için arsa verir.

Türkiye’de bu konuda yapılan yatırımlar denince son olarak akla İstanbul Havalimanı, İstanbul Finans Merkezi, Avrasya tüneli, Marmaray gibi projeler akla geliyor. İstanbul Havalimanı şu anda Avrupa’nın en çok işleyen havalimanı ve gayet başarılı gidiyor. İstanbul Finans Merkezi henüz emekleme aşamasında. Kamu bankaları ve finans kurumları (Merkez Bankası, SPK, BDDK, Ziraat, Vakıfbank, Halkbank, Varlık Fonu) İstanbul Finans Merkezi’ne yerleşmiş durumda. Vergi istisnası ve teşvikler nedeniyle önemli finans kurumlarının (Goldman Sachs, JP Morgan) gibi küresel bankaların kuleler kiraladıkları söyleniyor. Dubai’deki gelişmeler sonrasında bazı İslami bankaların ilgisinin arttığı söyleniyor. Türkiye'de temsilciliği bulunan birçok yabancı banka (örneğin; Barclays, Deutsche Bank, Citibank, JP Morgan, HSBC vb) merkezlerini İstanbul Finans Merkezine taşımayı planladığı söyleniyor. Ancak küresel finans şirketlerinin hukuk sisteminde revizyonlar yapılması ve öngörülebilirliğin artırılmasını talep ettikleri de söyleniyor. İnşallah İstanbul Finans Merkezi de aynen İstanbul Havalimanı gibi başarılı olur. İstanbul’un Dubai’den farkı güzelliğinin sonradan yapay bir güzellik olmaması. Doğu Roma ve Osmanlı imparatorluğu zamanında Dünya’nın merkezi olan, ortasından deniz geçen bir inci. Zira finans, sadece rakamlar ve binalardan değil, aynı zamanda güven ve o şehrin sunduğu yaşam ruhundan beslenir.