İki haftadır aksak rekabet piyasalarından, firmalar arası anlaşmalardan bahsediyoruz. Muhtemelen “Bu durumu düzeltmek için bir şeyler yapılamaz mı?” diye soruyorsunuz. Bu hafta biraz ondan bahsedeceğiz.

Tekel piyasaları veya aralarında anlaşmış az sayıda firmadan oluşan oligopol piyasaları politika yapıcıların istemediği piyasalardır. Çünkü fiyatlar yüksek, üretim düşük olur, mal kalitesi de düşüktür. Firmalar rekabet olmadığı için maliyetlerini minimuma düşürmezler. Toplumda gelir dağılımı adaleti bozulur. Bu durumda önlem alabilecekse bu önlemi devlet alacaktır. Devlet bu durumda çeşitli kanunlar, kurallar koyabilir. Bunlara regülasyon (düzenleme) adı verilir. Regülasyon sadece devlet tarafından yapılmaz ama yazımızın konusu devlet regülasyonları…

Devletin regülasyon yapıp yapmaması gerekliliği hakkında iki farklı görüş var. Birincisi; regülasyon yapılması ve tekel piyasalarına izin verilmemesi gerektiğini savunuyorlar. Bunlara göre tekel olan firma bunu etkin üretim teknikleri kullanmasına, başarılı olmasına borçludur. Dolayısıyla regülasyon yapmak başarılı firmanın cezalandırılmasıdır diye düşünüyorlar. Mesela Schumpeter isimli bir iktisatçı başlangıçta birden çok sayıda firma bulunsa bile bir firmanın inovasyon veya farklı ürün keşfedebileceğini savunur. Bu durumda mevcut piyasa yıkılır ve tek firmadan oluşan yeni bir piyasa meydana gelir. Schumpeter’in bu görüşüne “Yaratıcı Yıkım” adı veriliyor. Sonra bu piyasaya da başka firmalar giriş yapacak ve piyasa yapısı tekel olmaktan çıkacaktır. Ama sonra aynı süreç başlayacak yani yeni bir firma inovasyon, yeni bir ürün keşfi ile piyasaya giriş yapacaktır. İkinci grup iktisatçı ise piyasada düzenlemeler yapılması gerektiğini, tekel piyasalarına izin verilmemesi gerektiğini savunmaktadır. Bunlar piyasa yapısının firma davranışlarını, firma davranışlarının da piyasa ve firma performansını etkileyeceğini savunmaktadır. Yani piyasa yapısı, performansı olumsuz etkilemektedir ve bu nedenle de piyasada regülasyon (düzenlemeler) yapılmalıdır.

Regülasyonların tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Babil’de “Hammurabi Kanunları” bile regülasyon örnekleri diye düşünülebilir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) de çarşıları denetlerdi. Hatta bir çarşı denetlemesinde çuvalın üstünde kuru, altında yaş pirinç görünce satıcıya ceza vermiş “aldatan bizden değildir” demiştir. Yine peygamberimiz zamanında pazarlarda satıcıların sabit yer tutması, alıcıların yolunu kapaması yasaktı. Hz. Muhammed (sas) kendisi dışında içinde kadınların da bulunduğu muhtesib adı verilen kişileri pazarları denetlemesi için görevlendirmişti. Daha sonra bu uygulama Osmanlı İmparatorluğu dahil İslam devletlerinde uygulandı. Hatta bazen kadılar çarşı ve pazarları denetledi. Kalitesiz ürün satan, ürün hakkında yanlış bilgi veren, yüksek fiyatla satış yapan esnaflar cezalandırılırdı.

Batı dünyasında ise regülasyon tarihi ile ilgili olarak Sherman antitröst yasalarını anlatmadan geçmek olmaz. Rockefeller denen becerikli, iş bitirici bir adam bir petrol kuyusunda muhasebeci olarak işe başlıyor. Sonra bu petrol kuyusunun sahibi oluyor. Sonra yandaki petrol kuyusunu, sonra ötekini sonra bir başkasını satın alıyor. Tabi bunları yaparken çok da dürüst davranışlar sergilemiyor. Sonunda bir bakıyoruz adam tüm Dünya’da petrol endüstrisinin %95’ine hakim oluyor. Bu arada Rockefeller dediğimiz adam hani “Dünya’nın en zenginlerinden, Dünyayı yönettiği söylenen kişilerden Rockefeller”. Yani adını sıkça duyduğunuz Rockefeller. ABD’de politikacılar ve halk, Dünya petrol piyasasında tekel oluştuğunu görünce önlem almak istiyorlar. Sherman isimli senatör tarafından hazırlanan yasa (Sherman yasası) kabul ediliyor ve Rockefeller’in ünlü “Standard Oil” isimli firması birkaç parçaya bölünüyor. Bu bölünen firmalardan bazıları (Exxon, Mobil vb.) günümüzde faaliyet gösteriyor.

Günümüzde de piyasalarda tekellerin oluşmaması için Bağımsız denetleme ve düzenleme kurumları kuruluyor. Bunlar piyasalarda tekellerin oluşmasını engellemeye çalışıyorlar. Örneğin; piyasada satışların, üretimin çoğunu yapan firmaların birleşmelerine izin verilmiyor. Çünkü birleşirlerse piyasada tekel veya hakim firma dediğimiz bir durum çıkabilir. Hakim firmayı da biraz açıklayalım. Piyasada birden çok firma vardır ama içlerinden biri üretimin, satışın büyük çoğunluğunu yapıyordur. Diğer küçük firmalar da onun koyduğu fiyatlara, aldığı kararlara göre davranıyordur. Yani sonuçları da tekel piyasasına yakındır.

Türkiye’de de pek çok bağımsız denetleme ve düzenleme kurumu vardır. Örneğin; Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK), Rekabet Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu vb. Bu kurumlar piyasaları denetler ve kurallar koyarlar. Böylece piyasada tekellerin oluşmasını, fiyatların yüksek olmasını engellemeye çalışırlar. Düzenleme konuları da sadece iktisadi meseleler değildir. Örneğin; Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) toplumun aile yapısı vb konularda da kararlar almaktadır.

Günümüzde regülasyon tartışmaları sadece geleneksel sektörlerle sınırlı değil. Microsoft, Google, Amazon, Meta gibi dev firmalar da yazılımlar ve dijital dünyaya hakimiyetleri nedeniyle tekel veya oligopol piyasaları oluşturuyor. Bu konularda milyarlarca dolarlık davalar karşımıza çıkıyor. Dijitalleşme konularında kamunun regülasyon yapması biraz daha zor.

Kısaca özet geçelim. Tarihte olduğu gibi günümüzde de regülasyonlar uygulanmaktadır. İktisatçılar ise bu konuda ikiye ayrılmıştır. Örneğin; Avrupalıların “İktisat bilimi kurucusu” dedikleri Adam Smith, piyasalara müdahale etmenin gereksiz olduğunu Görünmez bir elin piyasayı düzenleyeceğini savunmaktadır. Onun gibi bazı iktisatçılar da regülasyonların yapılmamasını savunmaktadır. Buna karşın, piyasa aksaklıklarının ancak devletin müdahalesiyle giderilebileceğine inanan geniş bir iktisatçı kesimi de mevcuttur. Sizce piyasalarda regülasyonlar yapılmalı mı yoksa yapılmamalı mı? Ne dersiniz?