Şiir gibi memleketten birkaç dize…

Kastamonu’da mayıs ayındayız. Hava bir açıp bir kapatıyor; kısa kolluyla dolaşan da paltoyla gezen de yadırganmıyor. Güne pırıl pırıl bir gökyüzüyle başlayıp, akşamı yağmurla bitiriyoruz.

Elime makinemi, üstüme yağmurluğumu alıp çıkıyorum çay boyuna. İliklerime kadar ıslansam da ne gam; yağmuru hissediyorum, şehir o damlalarla içime işliyor.

Çay boyunda arada bir rastlaştığımız dostlara selam verip, ayaküstü hal hatır soruyoruz. Derenin şırıltısı, ağaçların yeni açan yapraklarının şen şakrak kıpırtıları arasında yürüyorum.

Merkeze yaklaşıp trafik sıkışınca, insanlar kalabalıklaşınca usulca ara sokaklara dalıyorum. Burası şehrin ışıklı caddelerinin hemen arkasında, kalabalıktan uzak, sessiz ve ıssız dünyalar...

Kapılarında koca asma kilitler asılı eski evler çıkıyor karşıma.

Bacalarından duman yükselmiyor, perdeleri sımsıkı kapalı.

Cebrail Keleş 23 Mayıs (1)

Zamanın Durduğu Taşlar, Kapılar ve Paslı Levhalar

Şehrin kalbi benim için Nasrullah Köprüsü’dür. Alttan akan dereden zaman aksa da üstündeki köprü o zamanı durdurup taşlara kaydetmiştir.

Köprü benim için özeldir; ne zaman geçsem sadaka taşlarını yoklarım. Bakarım bir gülümseme bırakılmış mı, mutluluğunun sadakasını bırakan var mı diye...

Bu kadim şehir, içinde yaşayanların hatıralarını saklamış, "hafıza kartları" saydığım yerlere kaydetmiştir. Bu bazen bir ağaç, bazen bir taş, bazen de bir konağın kapı kulpu olur.

Sokaklarını arşınlarken sadece yürümüyor, adeta canlı bir şiirin içinde dizelerin arasında geziniyorum.

İşte yıkılmaya yüz tutmuş iki kanatlı bir ahşap konak... Kapının önünde dururken, İsmet Özel’in bu memlekette, tam da böyle bir konağa yazdığı o dizeler geliyor dilimin ucuna:

Bizim ahşap evimizin kapısı Kastamonu'da

İki kanatlıydı. Biri

Hep kapalı dururdu kanatların

Ardında demir dayak.

Cebrail Keleş 23 Mayıs (2)

Taşa Yazılan Tarih ve hafıza kartları

Bizim memlekette bazı güzellikler var ki, her gün önünden yüzlerce kez geçip gidilir de kimse başını kaldırıp bakmaz. Oysa eski yazıyla bir kitabe, bir binanın tarihini ve yapılış amacını ne güzel özetler. Belediye Caddesi üzerindeki mücevherlerden biri olan eski Sümerbank binasının üstünde, sülüs hatla yazılmış o asırlık yazı adeta bu şehrin ticaret ahlakını fısıldar: "El-kâsibu habîbullah" Yani, helal kazanan Allah’ın sevgilisidir.

Bundan yıllar önce çektiğim bir fotoğrafta, eski bir binanın cephesinde zamana meydan okuyan demir bir plaka vardı. Üzerindeki pas lekelerine, yılların yorgunluğuna inat, ay-yıldızın altındaki o eski harfler ve hemen altında okunan "Societe Generale d'Assurances Ottomanes" yazısı şehre atılmış asırlık bir imza gibiydi. Geçtiğimiz günlerde binanın önünden geçerken levhayı yerinde göremeyince içime büyük bir hüzün çökmüş, "Eyvah, bir hafıza kartı daha silindi, " diye hayıflanmıştım.

Ama bu şehirde güzel şeyler de oluyor! Meğer o kayıp tabela yok olmamış. Malaklar İş yeri sahibi Hasan Abdülrezzakoğlu son yıllarda artan hırsızlık olaylarından ve o asırlık emanetin çalınma korkusundan dolayı plaketi cepheden söküp dükkânın içinde, başköşede koruma altına almış.

Gidip dükkânın içinde o levhayı sapasağlam görünce yaşadığım mutluluğu tarif edemem. Kastamonu’nun ahşap konaklarının alevlerle imtihan edildiği o eski yangın günlerinden kalan bu Osmanlı Umum Sigorta Kumpanyası nişanesini gözü gibi koruyan, geçmişe vefa gösteren o koca yürekli esnafımız Hasan Abimize de teşekkürlerimi sunuyorum.

Hafıza silinmemiş, sadece daha güvenli bir sığınağa çekilmişti.

Cebrail Keleş 23 Mayıs (5)

Sıhhat Gazozu ve "Guru Simit"

Ben de artık epey eskidim yaşlandım. Bizim çocukluğumuzda şimdiki popüler gazlı içeceklerin hiçbiri yoktu. Mahalle bakkalımızda, tahta kasalar içinde duran gazozlar olurdu. Arada bir denk gelir de içebilirsek, bizi öyle mutlu ederdi ki; belleğimize asla silinmeyecek bir kayıtla kazınırdı. Kapağı ayrı, kendi tadı ayrı birer tarih kaydıydı.

Nasrullah’tan yukarı çıkarken denk geldiğim Hazımiye Gazozcusu ’nu ve site simitçisinin vitrininde asılı olan o "Guru Simit" halkalarını görünce eski dostum, meslektaşım Turgut Yılmaz’ı aradım: "Anlat bakalım kardeşim, senin için gazoz ve guru simit nedir?" dedim.

"Ahhh ahhh sevgili kardeşim, beni eski günlere götürdün" diyerek iç geçirdi ve anlattı:

"Bundan 40 yıl kadar önce, bizim çocukluk yıllarımızda Banka aralığında Mehmet abinin gazoz imalathanesi vardı. Yanından geçerken 'tıss tıss' diye makinelerin sesini duyardık. Bizde başla marka kola yoktu sadece Sıhhat Gazozu ’nu bilirdik. Sinan Bey Camii'nin karşısındaki Tabaklar Fırınında guru simit çıkardı, oradan şehre dağılırdı. Rengi beyazdı. 25 kuruşa bir simit, 25 kuruşa bir gazoz aldık mı bizden mutlusu yoktu.

Simidi olmayan en yakındaki arkadaşına seslenirdi: 'Cıkkadak vesene!' "

Turgut dostumu dinlerken bir kez daha anladım ki; bir şişe Sıhhat Gazozu sadece bir içecek değil, bir şehrin çocukluk hatıralarının saklı olduğu canlı bir hafıza kartıdır.

Cebrail Keleş 23 Mayıs (6)

Toprağın Sırrını Arayanlar

“Mavi” nasıl Edip Cansever’de bir huy ise, bende de cumartesi günleri köylü pazarını gezmek bir huy olmuştur. Bizim memleketin dağlarına sis çöktüğünde, o ılık bahar yağmurları toprağı öptüğünde bilirim ki ormanda gizli bir dünya uyanmıştır.

İlk iş olarak mantarcıların yanına varırım. Tezgâhlarda sadece bir iki kasa mıhçık (mıhlı mantar) ve birkaç kilo da içi kızıl görünce şaşırıp sorarım, Daday’dan gelen mantarcı dostumuza;

"Kokluca yok mu ustam?"

"Bu sene olmadı şefim, yok"

Pazarda bu ara fazla çeşit yok zaten kalemşelerin (yabani kuşkonmaz) son zamanları... Sadece birkaç bağ yemlik, biraz kuş otu ve taze sarımsaklar boy gösteriyor tezgâhlarda. Ama oradaki o emektar yüzler, dertleşen teyzeler pazarın asıl bereketini oluşturuyor.

Cebrail Keleş 23 Mayıs (3)

Bir Fotoğrafçı Gözüyle Şehri Tanımak

Uzun yıllardır bu şehirdeyim. Burası benim memleketim; dağını taşını, toprağını ve insanını çok sevdiğim kadim bir coğrafya. Ne zaman elimde makinemle dağlara ya da kentin eski sokaklarına çıksam, çektiğim her karenin günü geldiğinde birilerine bu şehrin hafıza kartı olacağına inanırım. Bugün değilse yarın, belki de çok uzak bir tarihte...

Örneğin bir "Foto Zihni" iyi ki bu şehirde yaşamış ve bize yüz yıl önceki kentimizin görünümünü miras bırakmış.

Hep söylerim, bir şehrin görsel hafızası fotoğrafçılara emanettir.

Yaşadığı coğrafyanın, şehrin kaydını tutup geleceğe taşıyan tüm fotoğrafçılara selam olsun,

Unutmayalım ki; fotoğrafçılar şehrin görsel hafızaları ise, tarihi yapılar da zamanın hafıza kartlarıdır.

Cebrail Keleş 23 Mayıs (4)

18 Mayıs 2026 - Kastamonu