Geçen hafta tekel piyasalarından yani sadece tek satıcının olduğu piyasalardan bahsetmiştik. Hatırlayacağınız gibi tekel piyasalarında firma uzun dönemde de aşırı kar elde edebiliyordu. Makalenin adından anlaşılacağı gibi bu sefer akademik dergi piyasasından bahsedeceğiz. Önce oligopol piyasalarını sonra akademik dergiden ne anlaşılacağını anlatacağız. Sonra da büyük yayınevlerinin akademisyenleri ve üniversiteleri nasıl dolandırıp malı götürdüklerini anlatacağız. Bahsettiğim yayınevleri dünya çapında olan büyük yayınevleridir. Türk dergilerden, yayınevlerinden bahsetmiyorum.

Bazen piyasalarda tek firma bulunmaz ama az sayıda firma da bulunabilir. Az sayıda firmanın bulunduğu piyasalara oligopol piyasalar denir. Oligopol piyasalarda da tekel piyasalarına benzer sonuçlar çıkabilir. Az sayıda firma aralarında fiyat, miktar, bölge gibi konularda anlaşabilir. Bu tip anlaşmalara kartel diyoruz. Anlaşmasalar bile firmalar arasında denge kurulduğunda az sayıda firma yüksek kar elde ettiği için memnun olurlar ve dengeyi değiştirmeye çalışmazlar.

Şimdi biraz da akademik dergilerden bahsedeyim. Akademisyenlerin üniversitelerde ders verme görevini toplumda herkes biliyor. Ama bir de toplumun yeterince bilmediği araştırma yapma görevi vardır. Araştırma yapıldıktan sonra bunu da akademik dergilerde yayınlarlar. Akademik dergiler, sizin okuduğunuz gazete benzeri dergiler değildir. Bir kere yazılan makalenin yayınlanması 3 ay ile 1.5 sene arasında sürer. Hatta daha da uzun sürebilir. Akademisyen makalesini dergiye yolladı. Önce dergi editörü makaleyi okur. Dergide yayınlamayı düşünmediği bir konuda ise makaleyi doğrudan reddeder. Eğer yayınlanabilir diye düşünürse en az iki hakeme gönderir. Hakemler başka akademisyenlerdir. Bu akademisyenler de makaleyi okur, inceler. Sonra kabul, minör düzeltme, majör düzeltme veya red kararı verirler. Eğer makale iki hakemden red kararı alırsa makale reddedilir. Eğer makale bir hakemden red, diğerinden başka bir karar alınırsa iş editöre düşer. Ya editör red kararı verir ya da üçüncü hakeme gönderir. Üçüncü hakemin kararına göre de makale hakkında karar verilir. Bu arada düzeltme kararı verildiyse hakem raporlarına göre makaleyi yazan kişi düzeltmeler yapar. Majör düzeltme istendiyse yazarın düzeltmelerinden sonra makale hakeme bir kez daha gider. Yani süreç uzundur. Sonunda ya makale kabul edilir ya da reddedilir.

Şimdi “Tamam. Süreci anlattın da bunun neresinde dolandırma, malı götürme var! Hocam” diyeceksiniz. Merak etmeyin! Şimdi anlatıyorum. Dünyada akademik dergiler Wos (Web of Science), Scopus gibi indekslerde taranırlar. Eğer bir dergi Wos (Web of Science) veya Scopus gibi indekslerde taranıyorsa bu o derginin kaliteli olduğunun göstergesi kabul edilir. Ama sorun şudur. Wos veya Scopus’ta taranan dergilerin %90’ından fazlası Dünya çapındaki beş büyük yayınevine (Elsevier, Sage, Springer Nature, Taylor & Francis, Wiley) aittir. Yabancılar bu yayınevlerine “Big Five” diyor. Bu yayınevlerine ait olmayan dergi öyle kolay kolay Wos veya Scopus indekslerinde taranmaz. Bu yayınevlerine ait bir dergiyseniz kolayca bu indekslerce taranmaya başlarsınız. Eğer değilseniz ağzınızla kuş tutmanız gerekir. Bazen ağzınızla kuş tutmanız bile yeterli gelmez. Akademisyenlerin yükselmesi de Wos veya Scopus tarafından taranan dergilerde makale yazmasına bağlıdır. Yani Doktor öğretim üyesi biri Wos veya Scopus’ta taranan dergide makale yazarsa Doçent Doktor olur. Eğer Doçent doktor, bu indekslerde taranan dergilerde makale yazarsa Profesör doktor oluyor. Yani akademisyenler bu indekslerde taranan dergilere mahkum, bunlarda yayın yapmaları gerekli. Türk dergileri de TR-Dizin tarafından indekslenmektedir. YÖK son zamanlarda TR-Dizin tarafından indekslenen dergilerin de akademik yükseltmelerde kullanılmasına yönelik düzenlemeler yaptı. Bence doğru karar.

Şimdi gelelim meselenin özüne. Wos veya Scopus taranan dergilerin tüm Dünya’daki akademisyenlere hitap ettiğini belirtelim. Yani sadece ABD ve Türkiye’deki akademisyenleri düşünmeyin. Dünya’daki milyonları bulan akademisyenleri düşünün. Bu dergiler makalesi kabul edilenlere “Makaleniz okumak isteyen herkes tarafından açık biçimde erişilebilsin mi?”. Eğer “evet” derseniz dergiler sizden para talep ediyorlar. Yanlış okumadınız. Araştıran, bilmem kaç tane makale okuyan, makaleyi yazan ve birkaç defa hakeme geri dönüş yapan yazar makalesi yayınlansın diye para ödüyor. Yazarlardan bir kısmı bu parayı öder, çünkü açık erişim olursa makalesi daha çok atıf alır. Akademide makalesine atıf alınması da önemlidir. Bir kısmı bunu kabul etmez. Etmeyenlerin makalesi açık erişimli olmaz. Bu sefer makaleyi okumak isteyenlerden bunun için para öderler. Yine yanlış okumadınız. Makaleyi okumak için para ödüyorsunuz. Kısaca ya yazar ya da okuyucu para öder. Söz konusu beş yayınevi bir şekilde para kazanır. Ya yazardan ya da okuyucudan. Muhtemelen okuyucular arasında akademisyenler de vardır. Onlar “Kütüphaneler bu indekslere para ödüyor, bizler de makaleleri okuyabiliyoruz” diyecekler. Doğrudur. Ama bu sefer de kamu veya vakıf üniversiteleri parayı ödüyor. Birilerine mutlaka para ödetiliyor.

Yazının başında hakemler ve editörlerin neler yaptığını açıklamıştık. Şimdi “Bu kadar büyük para kazanılıyorsa editör ve hakemlere de para ödeniyordur” diyeceksiniz. Hayır. Ödenmiyor. Yani büyük para kazanılıyor ve maliyet neredeyse sıfır. Yani olağanüstü karlardan bahsediyoruz. Bu beş yayınevinin ne kadar para kazandığını şöyle açıklayayım. Microsoft, Meta, Apple, Google, IBM, Amazon firmalarını hepiniz tanıyorsunuz. Dünyanın dev teknoloji firmaları. Yayınevlerinden Elsevier, 2023 yılında hepsinden daha yüksek kar marjına sahip olmuş. Diğer yayınevleri de bu dev teknoloji firmaları ile yarışıyor. Apple gibi fabrika kurmuyorlar, Microsoft gibi binlerce yazılımcı çalıştırmıyorlar ama onlardan daha fazla malı götürüyorlar.

Özetleyelim. Dünya çapında beş tane yayınevi var. Bunlar sistemi kurmuşlar, oligopol piyasası inşa etmişler. Akademisyenler bunların dergilerinde yayın yapmak zorunda. Kurulan sistem gereği ya yazarlar ya okuyucular ya da üniversiteler bunlara dünyanın parasını ödüyorlar. Bunlar sistemi öyle güzel inşa etmişler ki makalelerin en iyileri de bunların dergilerine gönderiliyor. Hem cillop gibi para kazanıyorlar, hem de bilgi transferi yapıyorlar. Makalelerin bir kısmının savunma sanayi, bilişim gibi kritik alanlarda olduğunu düşünün. Bin bir emekle bulunan stratejik bilgiler de adamların veri havuzuna giriyor. Sistem tıkır tıkır işliyor, bunlar da paraya para demiyorlar. Türkiye’nin kasasındaki dolarlar yurtdışına akıyor, cari açığımız artıyor.