Bir çocuğun hangi sporu seçeceği, bazen düşündüğümüzden çok daha büyük bir mesele.
Çünkü çocuklar yalnızca spor seçmez. Aslında kendilerine bir çevre, bir alışkanlık ve yeni bir hayat alanı seçerler.
Kickboks da bu açıdan yalnızca ringden ibaret değildir.
Bu branşı seçen bir çocuk, zamanla kendisini hiç tanımadığı insanların arasında bulabilir. Farklı şehirlerden sporcularla tanışır, kamplara gider, turnuvalara katılır, başka ülkeleri görür. Daha önce yalnızca televizyonda gördüğü bir dünyanın içine adım atar.
Bir gün Kastamonu’daki bir salonda başlayan hikaye, başka bir şehirdeki Türkiye Şampiyonası’na; oradan Avrupa’ya, Dünya Şampiyonası’na kadar uzanabilir.
Belki bir çocuk için bu yolun sonunda madalya vardır.
Ama başka bir çocuk için bambaşka bir gelecek vardır.
Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmek…
Yeni insanlarla tanışmak…
Kendisine güvenebileceği bir çevre oluşturmak…
Şehir dışına çıkıp dünyayı tanımak…
Bir takımın parçası olmak…
Belki ilerleyen yıllarda antrenörlüğe yönelmek, hakem olmak, spor yöneticiliği yapmak ya da kendi salonunu açmak…
İşte kickboksun görünmeyen tarafı burada başlıyor.
Biz bazen sporculara sadece kazandıkları maç üzerinden bakıyoruz. Oysa bir branşın topluma katkısını anlamak için kaç madalya kazandırdığı kadar, kaç gencin hayatına yeni bir yön verdiğine de bakmak gerekiyor.
Çünkü her çocuğun hikayesi aynı olmak zorunda değil.
Birinin yolu milli takıma çıkar.
Bir başkasının yolu üniversiteye…
Bir diğeri yıllar sonra antrenör olur.
Bir başkası ise sadece spor yaparak kendisine daha sağlıklı bir çevre kurar ve hayatının geri kalanında bunun karşılığını görür.
Bence kickboksun en değerli taraflarından biri de bu.
Çocuğa Sen mutlaka şampiyon olacaksın” demek yerine, Senin önünde başka ihtimaller de var diyebilmek.
Çünkü bazı çocukların hayatında ihtiyaç duyduğu şey, kazanacağı bir kupa değil; kendisini ait hissedeceği bir yerdir.
Bir spor salonu bazen bunun için yeterlidir.
Orada bir çocuk ilk arkadaşını edinir.
İlk kez bir hocasından takdir görür.
İlk kez şehir dışına çıkar.
İlk kez başka ülkelerden insanlarla aynı ortamda bulunur.
Ve belki de ilk kez kendisi için daha büyük bir hayat hayal eder.
Sonra bir gün o çocuk ay yıldızlı formayı giyerse, işte o zaman mesele sadece bir müsabaka olmaktan çıkar.
Çünkü o ay yıldız, bir çocuğun hayatında açılan kapıların ulaştığı en güzel noktalardan biridir.
Ama o noktaya gelemeyenlerin hikayesi de değersiz değildir.
Çünkü sporun topluma bıraktığı iz, yalnızca milli takım kadrolarında veya madalya sıralamalarında görünmez.
Asıl iz, salonlardan çıkan gençlerin hayatlarında kalır.
Belki bugün eline eldiven alan bir çocuk yarın dünya şampiyonu olacak.Belki olmayacak.
Fakat önemli olan şu:O çocuğa, hayatının tek bir ihtimalden ibaret olmadığını gösterebilmek.
Kickboks bazen bir spor seçimi değildir.
Bazen bir çocuğun dünyasının genişlemesidir.
Ve belki de ay yıldızın en güzel tarafı, sadece onu taşıyan sporcunun omzunda değil; o sporcunun ardından aynı salona giren yüzlerce çocuğun hayalinde yaşamasıdır.