Evvela “ruhsat” verildi, geçtiğimiz yıl Temmuz’da “ÇED gerekli değildir” kararı çıktı ardından, bu yıl Mart ayında proje alanında işaretleme başladı…
Yöre halkı böylece haberdar oldu.
Şaşırdılar, hayrete düştüler, üzüldüler…
Bir koşu CİMER’e sordular, bilgi aldılar, kamu kurumlarına yazı yazdılar.
Projenin içeriğine vakıf oldular…
Tedirginlikleri iyice arttı.
“Araç Çayı Taşkın Koruma Projesi” için malzeme temini hikmeti sebep…
“DSİ” planlaması kapsamında, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, “kamu kurum ve kuruluşları hammadde üretim izin belgesi ruhsatı” verdi.
“Kalker ocağı”…
“Taş ocağı” bilindik adıyla.
“Bin 200 metre” cephe...
“300 metre” derinlik”.
Araç ilçesi…
“Oycalı” köyü.
“Saltuklu” kanyonunun bitişiği…
“Turizm cenneti”.
Antik zamanların “kaya mezarları” ezelden…
“Arkeoloji hazinesi”.
Oycalı’nın 3 kardeş şelalesi kayalardan dökülüyor zamanın kadranına…
“Doğa emaneti”.
Bölgede geçtiğimiz yılki büyük orman yangınından sonra evsiz kalan yaban canlıları Oycalı’yı mekan tuttu, faunanın yoğunluğu bu zaruri göç ile olabildiğince yoğun hale geldi, her telden sesin nefes verdiği senfoni…
“Kurda kuşa vatan”.
Florası zaten dile destan her renkten, boydan, isimden...
“Adım atmaya kıyılmayan”.
400 imza ile Kastamonu Valiliği’ne müracaat edildi…
Vali yardımcısı ile görüşüldü.
Asıl olan “hukuk” elbette…
Yöre halkı mahkemenin yolunu tuttu.
Elbette ruhsat aşamasında ilgili kamu kurumları bölgede yüzey araştırması yaparak proje alanında korunması gerekli yapı, kalıt, doğa yaşamı olup olmadığını yerinde inceledi…
Bölgeyi kaplayan “yeşil örtü” nedeniyle alana tam vakıf olunamadığı yönünde yöre halkının ciddi tedirginliği, şüphesi ve sorusu var.
Geçtiğimiz 1 Temmuz’da yörede keşif yaptı bilirkişi heyeti…
Hukuki süreç işliyor.
Ne var ki…
1 Ağustos günü dozerler Oycalı’ya girdi.
Mahkeme sürüyor…
“Yürütmeyi durdurma” yok ama.

Şu an Oycalı’da dozerler yol açıyor…
Projede işaretlenen “nakliye yolu” haricinde “kestirme yol” açıldığı iddia ediliyor yöre halkınca.

Özel mülkiyetteki tarlalardan “muvafakat” alamayınca bu kez yeni bir istikamet belirleniyor yüklenici tarafından ve fiilen ikinci yol çalışması başlıyor Oycalı’da…
Projedeki asıl nakliye yolu “bypass”.
“En az 500 ağaç” iddiası var…
Yol çalışmasında heba edilecek.
Dozerler çalışıyor…
Beli kırılan ağaç yere düşüyor.
Vatandaş izliyor…
İçi yanarak.
(19 Haziran tarihli gazetemizde “Kalkeriye” başlığı ile “Oycalı” mevzusunu feveran etmiştim… https://www.kastamonuistiklal.com/kalkeriye
Yukarıda izahını yaptığım bölgenin “tarih, doğa, kültür” dokusunu izah etmiştim…
“Dokunmayın”.
“Kalker” yahut “taş” her yerden ve her zaman bulunur ama “tarih, doğa, kültür” gitti mi geri gelmez…
“Kıymayın”.
Yaşam var Oycalı’da…
“Öldürmeyin”.
Gurbetteki yüzlerce Oycalılı vatandaşın hatıraları var…
“Soldurmayın”.
Mahkeme süreci sürüyor…
“Acele etmeyin”.
Yöre halkı “istemiyor”…
“İnat etmeyin”.)
(19 Haziran tarihli “Kalkeriye” yazımın yine de ilk pasajını paylaşmak istiyorum…
“’Doğa, tarih, kültür harikası Kastamonu’ demeyelim artık lütfen, ‘fi tarihinden beri kadim Kastamonu’ da demeyelim e mi, hele hele ‘ahde vefa Kastamonu’ hiç ama hiç demeyelim… Yeni ismi bu diyarın ‘Kalkeriye’ olsun. Bu sayede (belki) bugünkü ayıbımız, kusurumuz, fedamız gözden de, gönülden de, kayıttan da düşer… İz kalmaz. ‘Kastamonu’ olarak geldi… ‘Kalkeriye’ olarak gitsin. Doğaya, tarihe, kültüre ne ara bu kadar hasım kesildik?… Yeşilden, maviden, kahverengiden ne diye kaçar olduk? Gözümüzün ferini mi yitirdik?… Vicdanımızın bam telini mi kopardık? Vatan toprağı üzerindeki kültürü, bitkisi, canlısı ile mukaddestir… Bir ‘kalker’ uğruna nasıl da cümle değerlerimizden vazgeçtik? Papatyayı ezen, şelaleyi kurutan, ceylana kıyan… Asırların kaya mezarlarına sırt dönen. Ne oldu bize?... Biz kimiz?”
“Biz kimiz?”…
“Kimdik?”
Elbette “taşkın koruma” elzemdir…
Hele ki iklimin günümüzde geldiği halde.
Muhakkak ki yerleşimlerimizi afetlerden koruyacağız…
Ancak bir yanda yaparken diğer yanda yıkarak olmamalı bu.)