-Emeklilerin mekânı Nasrullah Meydanı
-Şadırvandan yansıyanlar
-Âşıklı sultan türbesinden öyküler

Kastamonu’da mart ayındayız. Ne kapıdan baktırıyor ne de kazma kürek yaktırıyor. Hava sıcak mı sıcak gökyüzünde tek bulut yok.
Hafta sonundayız, işler de çok sakin. Madem fırsat bulmuşuz şehri şöyle bir gezelim bakalım ne var ne yok diye düştüm yola.

Hükümet Binası benim şehre giriş kapım, her zamanki başlangıç noktam. İlk önce kaleye bakarım, bayrağımıza selam veririm, hele rüzgâr azıcık da esiyorsa değmeyin keyfime. Al sancağımızı o burçlarda dalgalanıyor görmek bana huzur ve güven verir.

Cumhuriyet meydanından geçerken üç beş tanış mutlaka çıkar selamlaşır hal hatır sorarız karşılıklı. Benim gözüm kalede, banklarda oturanlardadır.
Kıştan yeni çıkmışız hava, geceleri ve sabahları “zıkı” soğuk olsa da güneş yükseldikçe derece de yükselir. Sırtını kış güneşine vermiş çoğunluğu emekli dayılarım, amcalarım günün konusunu tartışırlar.

Karaçomak akar şehrin tam ortasından. Bıçakla kesmiş gibi ikiye ayırır şehri. Nasrullah Köprüsü vardır mutlaka ondan geçerim. Yolumun üstünde kuyudibinde iş bekleyenler çoktan dağılmış, sadece bir iki kişi görünüyor, onlarda iftara kadar vakit geçsin diye bekleyenler sanırım.

Köprünün üstünde sadaka taşları keser yolumu, cebimde yok ama yüreğimdekini usulca bırakırım.

Nasrullah’da

Bu şehrin kalbi burada atar. Kastamonu dediğimiz zaman akla ilk gelen yerlerden biridir. Hem bir kavuşma noktası, hem de ayrılırken akılda kalan son yerdir.

Güvercinler yemin, çocuklar da güvercinlerin peşine düşer. Bir kâğıt helvacı yıllardır rengârenk helvalarını gezdirir sopanın ucunda.

Şadırvanından sadece sular değil adeta yüzlerce yıldır zaman akar. Abdest alanlar, elini yüzünü yıkayanlar dinlenenler hepsinin farklı bir hikâyesi amacı vardır. Ve akıp gider bu zaman tıpkı şadırvanda akıp giden sular gibi.

Ayağı Yanık Evliya/Âşıklı Sultan

Âşıklı Sultan Türbesi; halk arasında Yanık Evliya adı ile anılan Âşıklı Sultan’, Kastamonu’nun 1116’da Bizans’tan tekrar alınması esnasında şehit düşerek bulundukları yere defnedilen kişiler olduğu kabul edilir.

Daha sonra, yaklaşık hâkimiyetleri 100 yıl sürecek olan Çobanoğulları döneminde, bu kahramanlara bir türbe yaptırılır.

Kitabesi olmadığı gibi hakkında yazılı bilgi de bulunmayan beş sandukadan biri Âşıklı Sultan’a, biri Mağripli Mehmet Ağaya aittir. Diğerlerinin kimlere ait olduğu bilinmemektedir. 1979 yılında tamir edilmiş olan yapının Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki dosyasına göre Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Ankara Bölge Kurulu 1984 tarih, 386 sayılı kararı ile kamulaştırılması kararlaştırmıştır. Bu tarihten sonra türbenin etrafını saran yapılar yıktırılarak çevresi düzenlenmiştir. 1992 den sonra bir kez daha onarım geçirmiştir.

Âşıklı Sultan hakkında rivayet eldir ki;

“Cumhuriyetin ilk yıllarında, başka bir rivayete göre ise Selçuklu döneminde türbe yangın geçirmiştir. Anlatılanlara göre, kalbi temiz olmayan birisi gelerek türbede dua edip dilekte bulunur. Bu dilek, kişinin kalbinin kötülüğü sebebiyle yerine gelmez. Bunun üzerine sinirlenen kişi eline mum alıp türbeye gelir ve “dileğim olsun diye benden beklediğin bir mumsa işte yakıyorum, eğer söylendiği kadar büyük bir evliya olsaydın dileğim olurdu”, diyerek yanan mumu türbede bırakıp gider. Bu sebeple türbede yangın çıkar. Bu sırada, dönemin Kastamonu valisi rüyasında Âşıklı Sultan’ı görmüştür.

Evliya, “Yetiş vali türbem yanıyor, kalk da yangını söndür”, diyerek valiyi uyarır. Vali hemen uyanarak evinin penceresinden türbenin olduğu yöne doğru bakınca, dumanların yükseldiğini görür. Derhal yangının söndürülmesi talimatını verir. Böylece yangına erken müdahale edildiği için türbe tamamen kül olmaktan kurtulmuş olur. Bu yangın sebebiyle de evliyanın naaşında yanık izleri kalmıştır. Türbenin duvarlarında da yangının izleri hala bulunmaktadır.

Beden bozulmadığı için, naaşın kumandanın öldüğü zaman mumyalandığı düşünülür ve bu sebeple çeşitli bilim adamları gelerek naaşı inceler. Cesedin mumya olmayıp doğal olarak korunup bozulmadığına karar verirler.
Mehmet Feyzi Efendi’ye göre; şehitlere, ölümü tattıkları anda melekleri ve cennetteki mekânlarını gördükleri için, gören, müşahede eden anlamında “şehid” denir. Bu anda onlar velayet derecesine ulaşırlar. Bedenlerinin çürümemesine sebep olan nur ile nurlanırlar.
Âşıklı sultan türbesinin aşığı Abidin Demirci anlatıyor…

Her şehrin bir kimliği vardır. Bizim memleket “Kastamonu’da” koynunda barındırdığı, gönül âşıklarının, evliyaların, erenlerin, şehitlerin diyarı olarak bilinir.

Nereye giderseniz nereye bakarsanız sizi bu tarih sarıp sarmalar.Ben de ne zaman bu kadim şehrin sokaklarında gezerken yorulursam kendimi tarihin kucağına atıp dinlenir soluklanırım. Bir yandan da geçmişi gözümün önüne getirmeye çalışırım.

Cumartesi pazarında kısa bir turdan sonra beni ayaklarım kendiliğinden Âşıklı Sultan türbesine getirdi. Bankta oturup taşların dilini çözmeye çalışyorum, desenleri, yanık izlerini arıyor gözlerim.

Daha önceden camekân içinde bozulmamış halde duran ayaklarını izlemeye yurdun dört bir yanından gelenler şimdi sadece sandukaları görse de yine de ziyaretçisi eksik olmuyor.

Karşımdaki bankta bir dede torun, yanımda Çatalzeytin’den gelen ziyaretçi var. Konuşuyoruz havadan sudan. Ziyaretçi türbeyle ilgili şeyler sordukça çok ilginç bilgiler veren dedeyi merak ediyor ilgiyle dinliyorum.

Yanına oturup sohbete ben de dâhil oluyorum.

Karadereli Abidin Demirci amcamız uzun yıllar Taşmektep te aşçılık yapmış, emekli olmuş. öyküsü de 45 yıl önce bu mahalleye kayınpederinin evine taşınmasıyla başlamış.

İlk geldiğimizde bu türbe çok bakımsız bir haldeydi. Yanında ahşap evler vardı. Emeği geçenlerden Allah razı olsun bunlar temizlendi. Kayınpederim de öğretmen emeklisi olduğundan onun da çok gayreti oldu. Şimdi çok güzel bir hale geldi.

45 yıl boyunca eşimle birlikte bu türbenin gönüllü bakımını, temizliğini yaptık.

Hayatımda hep bereket huzur ve mutluluk dolu bir olay olduğu zaman burada yatan evliyalardan bildim. Allah onlardan razı olsun her daim dualarımızdadır hepsi.

Abidin amcam daha birçok olay anlatıyor. Bazen gözyaşlarını tutamıyor, bazen de dalıp gidiyor uzaklara. Buranın adı âşıklı sultan Abidin Amcam da buraya âşık biri.

Bursa’nın yeşil türbesinde, Kastamonu’da Âşıklı Sultan Türbesinde zaman

Ahmet Hamdi Tanpınar Bursa’da zaman adlı şiirinde;


Yeşil Türbesini gezdik dün akşam,

Duyduk Bir musikî gibi zamandan

Çinilere sinmiş Kur'an sesini.

Fetih günlerinin saf neşesini

Aydınlanmış buldum tebessümünle.


Diyerek geçen zamanı anlatır.

Ben de Âşıklı Sultan türbesini gezdim bir başıma.

Duvarlarına sinmiş yanık izlerinde Kastamonu Kalesinin fethini aradım.
Kılıç seslerini, Bayraktar Yunus Mürebbiyi, Atabey gazi atamın zafer haykırışlarını taşlarda buldum.

“Bir ilah uykusu olur elbette

Ölüm bu tılsımlı ebediyette

Belki de rüyası büyük cetlerin,”

Her şehrin bir kimliği vardır. Bizimkisi de evliyalar şehitler diyarıdır.