Daday...

Kastamonu’nun hemen yanı başında, tarihi 5000 yıl öncesine dayanan güzide bir ilçemiz. Ben de Daday’ımızı çok severim; Ballıdağ başta olmak üzere göletleri, at çiftlikleri, etli ekmeği, verimli ovası ve çoğu kimsenin bilmediği köy camileriyle eşsizdir. Zaten adını da bir rivayete göre verimli ovalardan alır.

Cebrai̇l Keles Kose (7)-24

Cebrai̇l Keles Kose (4)-26

Kışın çok farklı bir havaya bürünür Daday. Şehir ıssızlaşır, köylerde bacası tüten evler bir bir azalır. Göletler buz keser, Ballıdağ’ın zirvesi beyaza boyanır. Doğa güzelliklerinin zirvesidir Ballıdağ. Dağlar için de insanlar için de coğrafya kaderdir.

Ilgaz ise adınız Balıkçı Şef; “Terk etmeyen sevdam,” der. Sadece kışın akla gelir bazıları için; kayakçılar için kristal karlı en uzun pist, sömestir tatilcileri için de selfie mekânıdır. Tünelle bir baştan bir başa delinince de artık aşılmaz geçit olmaktan çıkmış, turistik bir dağ haline gelmiştir. Yaralıgöz desen, sahile giderken durup izlenen, fotoğraflanan en meşhur yerlerimizin başında gelir. Gurbetten sılaya giderken sahilden önceki son durağımızdır, herkes bilir.

Cebrai̇l Keles Kose (9)-27

Peki ya Ballıdağ?

Benim gibi bir doğa fotoğrafçısı için tam bir saklı cennet olup eskilerin hatıralarında hastanesiyle, Azdavay’a giden özellikle de kışın aman vermez geçidiyle, zirvesinde Hıdırellez’de şenliklerin yapıldığı türbesiyle nostaljik bir hatıra olarak kalan yerdir.

Hastane demişken oksijen açısından ülkemizin en en zengin dağının yamacına kurulan ve uzun yıllar göğüs hastalıklarını tedavi eden bir yer olarak anılarda yerini korur.

Burası Ballıdağ, ben bir fotoğrafçı ve doğasever olarak kışını ayrı, yazını ayrı, hele sonbaharını bir başka severim.

Kışın kar yağdığında “Haydi tam sırası!” diyerek herkesin uzak durduğu yollarda bulurum kendimi, çıkarım Ballıdağ’a.

İlk durağım Kavakyayla yol ayrımı olur. Top çamıma gider sarılırım, uzaklardan gelen bir sevdiğimi ilk kez görüyormuşçasına. Yol kenarında yüzlerce yıldır gelip geçen yolcuya gölgelik, kurda kuşa yuva ve yiyecek sağlayan meşelerle konuşur dertleşirim.

Yolum kıvrım kıvrım yükselir zirveye doğru; Borazan’ın Hanı’nda durur, o kuyudan su çekerim. Baharın açan çiçekleri, kışın karlı dağları ve birbirine kaynamış o ikiz karaçamı seyrederim doyasıya. Gözümü kapattığımda buranın kağnıların mola verdiği yer olduğu günleri hayal ederim. Ya da eski kamyonların, araçların Azdavay’a çıkmadan soluklandığı yer olarak düşlerim. Bir yanda eski kamyonlar, bir yanda yaylı arabalar, belki eski bir jeep... Kim bilir?

O günlerden geriye şahit olarak sadece çok yaşlı birkaç kişinin sisli hatıraları, bir de bu asırlık ikiz çam ağacı kalmış.

Cebrai̇l Keles Kose (3)-28

Cebrai̇l Keles Kose (5)-19

Ballıdağ yolu eşsizdir.

Hiç kışın bu yoldan geçtiniz mi bilmem ama ben ne zaman bu yola çıksam bitsin istemem. İki yanımda bana asırlık sarıçamlar, karaçamlar, göknarlar, ladinler eşlik ederler. Kalem misali 30 40 mt boyunda dimdik gökyüzüne yazılan bir yazı gibidir.

Ne diyordu Halil Cibran: "Ağaçlar, toprağın gökyüzüne yazdığı şiirlerdir." Kastamonu’da topraklar bir şiir yazmış gökyüzüne, en güzel beytini de buraya saklamış. Bir beytü'l-gazel okuyorlar göknarlar, çamlar, ladinler.

Orman içinden bir kanat sesi geliyor; tahtalı güvercin uçuyor, çamların dallarından yağmur gibi dökülüyor kar taneleri. Görmüyoruz ama biliyoruz ki etrafta elikler, karacalar, kızıl geyikler özgürce geziyor.

Bu orman onların yurdu, vatanı, evi.

Cebrai̇l Keles Kose (6)-27

Ballıdağ Zirvesi

Eski Karayolları binası önünde, Orman Yangını Gözetleme binası ve Ballıbaba Türbesi yol ayrımındayız. Kışın bundan öte gidemesek bile bu nokta, ben ve benim gibi doğa fotoğrafçıları için eşsiz bir lokalitedir.

Kışın kar manzaralarının, kardelenlerin; haziranda Türk sümbüllerinin; ağustosta apollo kelebeklerinin, sarı kantaronların peşine düştüğüm yerlerdendir. Hele sonbaharda her patika beni düşler diyarına götürür. Küçük derecikler, mini şelalelerden yatıp kana kana su içerim. Karnım acıkırsa başta kanlıca olmak üzere cincile, çulluk, ayı, geyik ve gübür kaldıran ve daha envaiçeşit mantarlar beni bekler. Hele hele o mis kokulu dağ çilekleri, böğürtlenler, kuşburnular, kızılcıklar, ahlatlar, alıçlar...

Adını sayamadığım, bilmediğim türlü meyveleri mevsiminde denk gelince yemeye doyum olmaz.

Yürürken "yalnızım" dediğim anda aklıma gelir ki asla yalnız değilim. Bir ben, bir bu ormanların gerçek sahipleri, bir de Ballıdağ vardır.

Zirvede durup dinlerim çamların, göknarların türküsünü.

Uzaklarda Ilgaz ve belli belirsiz de olsa Yaralıgöz gözükür.

Cıvıl cıvıldır Ilgaz; teleferikler insan taşır karlı zirvelerine. Kalabalıktır Yaralıgöz yolu; Çiçekyayla’da Bekçi’nin Yeri’nde, Esentepe’de durup seyredenler her zaman vardır. Hiç boş kalmaz o yollar.

Cebrai̇l Keles Kose (2)-30

Bir de Ballıdağ yolu vardır.

Bir tomruk yüklü kamyon geçer ağır ağır, o yükün altında inleyerek. Ağaçlar seyreder bilinmez bir geleceğe yelken açan arkadaşlarını ve son bir kez kendi dillerince “hoşça kal” diyerek veda ederler.

Bazı aşklar vardır, tek kişiliktir.

Balıkçı Şef’in Ilgaz aşkı gibi.

Ballıdağ’ın Daday aşkı gibi.

Cebrail Keleş - Balıkçı Şef

5 Mart 2026 - Daday

Cebrai̇l Keles Kose (11)-21Cebrai̇l Keles Kose (8)-26Cebrai̇l Keles Kose (1)-35