Bizim memleket yani Kastamonu’da yaşayanlar çok şanslı. Dünyanın hayran olduğu güzellikler hemen bir adım yakınımızda. Bu bazen bizim “Grand Kanyon” umuz Valla Kanyonu bazen de yürüyerek geçilen ender doğa harikası Horma Kanyonu oluyor.
"Hele henüz keşfedilmemiş nice sırları bağrında barındıran bir Ilgarini Mağaramız var ki; tam bir arkeolojik ve coğrafi laboratuvar."

Bitti mi elbette hayır, bunlar daha buzdağının üstünde görünen birkaç güzellik. Daha birkaçını bildiğimiz ama onlarcasını bilemediğimiz mağaralarımız var ki her biri için ayrı bir kitap yazılsa yeridir.
Örneğin yazın başlangıcında buzdan sütunlarıyla inanılmaz bir güzellikte eşsiz Buz mağarası dünyada kaç yerde vardır.
Pınarbaşı ilçemiz sadece doğası ya da coğrafyası ile değil insanıyla da eşsiz bir yöremiz. Mutlu insanların memleketidir. Özel kişiler tanıdım burada örneğin Satı hocam vardı. 600 yıllık ahşap camide okuduğu ezanın sesi asar tepesinden kayalıklara kanyonların derinlerinde yankılanan.
Sadece o değil Çavuş köyünde duvarları nakış nakış işlenen o muhteşem köy camisi de başlı başına bir araştırma konusu olmalı.
Pınarbaşı’nın güzel insanları…
Uzun yıllardır buralara gelir giderim. Çok güzel dostlar edindim, kapısı her zaman açık duran dostlar, hepsi de benim çok kıymetli aile dostlarım arkadaşlarım oldular.
Burasını “Mutlu yörelerimizden” biri diye tarif edebilirim. Bilmiyorum belki de hep bana öylesi insanlar denk geldi. Çünkü ne zaman kendimi Pınarbaşı’nda bulsam karşıma mutlaka yüzüyle değil kalbiyle gülümseyen kişilerle karşılaşırım. Bu da ne kadar yüzüm asık bile olsa sıkıntılı bile olsam içim ferahlar ben de uyarım onlara mutlu olurum.
Bu kadar uzun bir girişi niye yaptım acaba?
Galiba;"Pınarbaşı'nın insanı ve doğası beni öyle bir sardı ki, asıl meseleye gelmeden bu güzellikleri anlatmadan geçemedim.
Gelelim asıl konumuza.
Coğrafyamız korkutucu bir güzele benzer…
Başta da anlatmaya çalıştım, bizim coğrafyamız eşsizdir, farklıdır, özeldir ve de çok güzeldir. Ama her güzelin bir kusuru vardır derler ya bizimkinin de kusuru her baharda yerinde duramaz bir o yana bir bu yana akar gider.
İşte yine bir kış daha bitmiş, kar yeni kalkmışken, eriyen karlar, yağan yağmurlar bizim memlekette bir yerleri almış indirmiş aşağıya. Yani yine bir heyelan mevsimi başlamıştır. Bizim memleketten haber geldi Muratbaşı ve Ilıca köy yolunda heyelan var, Özel İdare çalışıyor, gel bir bak buraları unuttun mu yoksa diye sitem dolu mesajlar gelince tez vakitte geleceğim dedim.
Ne zaman dediler,
"Hani Sezai Karakoç der ya;
'Hangi ses yürekten çağırır beni sana / Geleceğim diyorum / Takvim sorma bana / Ihlamur çiçek açtığı zaman.'
Balıkçı Şef de geleceğim der; 'Kirenler çiçek açtığı zaman!'"
…
Eh madem Kirenler çiçek açmış, dağdaki karların ütüsü bozulup yolları yaran seller oluşturmuş, haydi bakalım biz de düşelim yola, Pınarbaşı’na.
Daday üzerinden gitmeyi tercih ediyorum, bu güzergâhı seviyorum. Özellikle, Selalmaz ve Meyre başta olmak üzere çok anılarım var bu yollarda.
Hava geceleri dondurup gündüzleri güneş çıkarsa kemikleri ısıtıyor. Yol boyunca öbek öbek bembeyaz çiçekli erik ağaçlarını görünce bir yandan seviniyor bir yandan da umarım soğuk vurmaz diye endişe ediyorum. Kaç zamandır şöyle ağız tadıyla bir “üryani eriği” fotoğrafı çekemedim.
Kısadan anlatır Kastamonu insanı meramını.
Bizim dilimizde öyle uzun ağdalı sanatlarla süslü kelimeler cümleler bulunmaz. Uzun uzadıya anlatmadan kısadan söyleyiveririz. Hüseyin ağa demeyiz de Seyin ağam deriz.
Ekiplerin çalıştığı bir taş ocağına giderken yol üzerinde bunun en saf en güzel örneklerini görünce hem gülümsedim hem mutlu oldum. “Şartossun” (Şart olsun)

Ekipler çalışıyor, Ekskavatör Opr. Halil Şallı gelen kamyonları yükleyip gönderince, yalnız kalıyor dağ başında. Seviyorum diyor yalnızlığı sessizliği, doğayı.
Kamyonların peşinden gidiyoruz şehirden geçip Ilıca yolunda buluyoruz kendimizi.
Yol bir iki yerden o korkutucu güzelimiz tarafından heyelan dediğimiz doğa olayı ile kesilmiş. Ekipler gelen taşları yola döşüyor çöken yerleri herkes için güvenli hale getiriyor.
Ilıca Muhtarı Mehmet Arı, yolda, o da ekipten biri halinde yoğun bir şekilde çalışıyor. Yamaçlardan sesler geliyor onlar da diğer köylüler yol temizliği heyelan yüzünden yıkılan ağaçları temizliyorlar. Araya girip muhtarımla bir iki laf ediyoruz. Dereden tepeden arma kayasından, turizmden, rahmetli olan eski muhtarımdan bahsediyoruz. Düşünüyorum da bunca yıldır Ne çok anı biriktirmişim burası ile ilgili.
Buralara kadar gelmişken Ilıca’ya uğramadan gitmeyelim diye şelale yolunda buluyorum kendimi. Meydan da birkaç kişi var. Şelale yoluna gitmeden bir gözleme molası veriyoruz, bir bardak çayla birlikte iyi gidiyor.
Başkan Serkan Arı ile kesişen yolumuz.
Bizim buralar küçük yerler, Herkes birbirini tanır. Pınarbaşı Belediye Başkanımız Serkan Arı’yı yolda görünce sımsıcak bir merhabamıza, içten gülümseyen bir yüzle karşılık alıyoruz.

Sadece ana yollar değil şelale yolları da heyelandan nasibini almış. Her nimetin bir külfeti olsa da bunlar aşılır ve bu güzelliğe değer diyor.
Birlikte iniyoruz ılıcaya.

Çoğu yerde yeni ahşap yollar yapılmış. Ama benim gözüm sık çalılar arasında yaban mersinine çok benzeyen Çakal eriği ağacını arıyor. Şuralarda bir yerde olmalı, hele meyveye dursun gelip bakarız.

Şelalenin gürleyerek yüksekten akan sesi çok uzaklardan duyuluyor, eriyen karların sesiyle iyice coşmuş. Daha görmeden anlaşılıyor.
Dere kenarında ilk önce şimşir ağaçları karşılıyor bizi, yerde siklamenler, düğün çiçekleri yeşilin içindeki farklı renkler olarak bu eşsiz doğa tablosundaki renkler olarak yerini alıyor.
Yosun kaplı şimşir ağaçlarından oluşan sihirli ormandan sonra ılıca tüm haşmetiyle bizlere merhaba diyor.
Durup uzun uzun izliyorum.
Yaralıgözün gözyaşları bu kayalardan dökülüp Karadeniz’e ulaşıncaya kadar kaç kanyon içinden geçip o kayadan bu kayaya çarpıp durmuştur kim bilir.
…
Gün bitip bir de Ilıcanın çağıltısı eklenince kimliğime, artık dönüş zamanıdır diyorum.
Ilıca çıkışında Aydın Gündoğdu’ abimizle karşılaşıyorum. İki dost arkadaş iki kardeş gibi kucaklaşıyoruz.
Yüzü değil kalbi gülümsüyor, inceden bir sitem yolluyor,
-Hani gelecektin diyor,
Geleceğim demiştim “Kirenler” açtığı zaman diye bak ustam sapsarı açmışlar ve ben buradayım.
…
Cebrail Keleş-Balıkçı Şef
28 Mart 2026-Pınarbaşı-Kastamonu



