Türkiye’de ilklerin öncüsü “Mimar Vedat Tek Kültür Sanat Merkezi“

İtalyan kraliyet ailesinin posta kutusu

Cumhuriyetin ilk kâğıt parası
İlk Türk Piyanosu

Bu şehri seviyorum hem de çok. Nasıl sevmeyim ki; Sokakları bir tarih kitabı, çatılara düşen nisan yağmurları bir şiir dizesi. Hatta şehrin ortasından sonbahar geçen kaç şehir vardır ki.

İşte böyle bir şehirde yaşamak bir şans ama “Mimar Vedat Tek Kültür Sanat Merkezi”ne bakan bir evde yaşamak ayrı bir şanstı.

Her sabah güne bu güzel bakımlı bahçeye bakarak uyanıyordum. Tarihi bir doku, bakımlı bir bahçe ahşap heykeller adeta şehir ortasında kültür-sanat adasında yaşıyordum.

Çok büyük bir keyifti.

Evle müze arasında sarmaşıkların sardığı bir çit vardı. Mevsimler o çitin üzerinde değişirdi; benim doğal takvimimdi adeta.

Bir de yaşlı kiraz ağacımız vardı…

Altındaki ahşap bankta mevsimleri izlerdim: İlkbaharda beyaz çiçekler, yaz başında kıpkırmızı kirazlar, sonbaharda sararan yapraklar…

Cebrai̇l Keleş Köşe (3).Jpg (1)

Özgür ruhlu bir kedi “Kirli”

Bu evde bir misafirimiz oldu. Yüzü gözü kirden kapkara bir kedi kapımıza geldi. Adını kirli koydu çocuklar.

Bizi seçen bir kediydi.

Özgür ruhluydu. İster gelir, ister giderdi.

Gün geldi bu mutluluk bitti.

Oturduğumuz bina depreme dayanıksız çıktı ve yıkıldı. Biz de başka bir mahalleye taşındık.

Özgür kızım, asil kedim “kirli” memleketini sevdiği yeri terk etmeyi reddetti. Her bir ağacı, köşe bucağı ezbere bildiği memleketini asla terk etmedi. Ona sunduğum kolay yemeği sıcak yuvayı kabullenmedi.

Tüm güzel anılarım tüm güzel günlerim artık kedim kirlinin pati izleri gibi sadece bir hayalden ibaret olarak kaldı.

Cebrai̇l Keleş Köşe (5).Jpg-3

Bir Pazar günü anılar denizine dalmak…

Eski evimin olduğu yer artık bir otopark. Arabamı da bir zamanlar odamın olduğu yere park edip yürüdüm.

Kiraz ağacı yoktu. Tahta perdeli çit “daraba” artık yoktu..

Ama kediler vardı.

Kirli’nin soyundan gelenler, aynı yerde güneşleniyordu.

Mimar Vedat Tek Kültür ve Sanat Merkezi, Kastamonu’da herkesin bir anısına dokunmuştur. Son yıllarda gelin-damat çekimlerinin de gözdesi. Benim kızımın nikâhı da burada kıyıldı.

Bahçeden geçip Şapka Müzesi’ne giriyorum.

Üç şapkayla başlayan koleksiyon bugün 1000’i aşkın esere ulaşmış.

Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi isimlerin şapkaları da burada sergileniyor.

Burası sadece bir müze değil; bir kültür yerleşkesi. 75. Yıl Cumhuriyet Müzesi, Adalet Bayramoğlu Sanat Evi ve farklı koleksiyon alanlarıyla yaşayan bir hafıza mekânı.

En çok etkilendiğim yerlerden biri Atatürk Sergi Salonu.

Adalet Bayramoğlu tarafından yapılan rölyefler, Atatürk’ün sözlerini zamana kazıyor.

Bir köşede ise dikkat çekici bir obje:

İtalyan kraliyet ailesine ait olduğu söylenen eski bir posta kutusu…

Antika bölümünde zaman daha da derinleşiyor.

Merhum Mehmet Kamil Çankır’ın bağışladığı eserler arasında dolaşırken, tarihle birebir temas ediyorsunuz.

Ve cam bir vitrinde…

Cumhuriyet’in ilk kâğıt parası.

1927’de basılan, üzerinde bozkurt figürü taşıyan o ilk emisyon…

Bakmaya kıyamıyorum.

Cebrai̇l Keleş Köşe (7).Jpg-3

Köşede İlk Türk Piyanosu var. Tarihe tanıklık eden o tuşlar şimdilerde suskun bir şarkının notalarını seslendiriyorlar.

Bu mekânın bir başka yönü daha var:

Bir botanik bahçesi gibi.

Müze Müdürü İlknur Aynan ile sohbet ederken söylediği şu cümle her şeyi özetliyor:

“Burası sadece bir müze değil; doğa ile kültürün buluştuğu bir yaşam alanı.”

Gerçekten de öyle.

Silah Müzesi, Şapka Müzesi, Bebek ve Dantel koleksiyonları…

Her biri ayrı bir hikâye anlatıyor.

Ben bu şehre sevdalıyım.

Ne zaman yazmaya kalksam kelimeler eksik kalır,

Ne zaman fotoğraflasam kadraj yetmez.

Ama ne zaman ilham arasam…

Ayaklarım hep buraya gelir.

Çünkü burası sadece bir müze değil;

İlham perilerinin dolaştığı bir yer.

Cebrai̇l Keleş Köşe (1).Jpg (1)