Vefa sadece bir semt adı değildir.

Yıl 2013,Haziran ayı bir Ramazan gününde, Ilgaz’ın zirvesinde yurdun tepe’deyiz.

Dönemin Valisi Sn. Erdoğan Bektaş beraberindeki Özel İdare ekibiyle yeni yapılacak olan kayak tesisleri için inceleme yapıyor.

Çoğu kimsenin ilk kez çıktığı bu tepede etrafı seyreden herkes tabiri caizse büyüleniyor.
Ilgaz bu, her gören hayran, her gören bir başka güzelliğine sevdalanıyor. Kimi karla kaplı haline kimi de çiçeklerle donanmış yaylalarına.

Balıkçı şef ‘in Ilgaz sevdasını ise bilmeyen yok. Peki, neresine sevdalı derseniz hiç sormayın, onunki bambaşka bir “süveyda” tam bir karasevda.

Şimdi o yıllara geri dönüp bir bakalım, bu gezi için Kastamonu Gazetesinde neler yazmışım.

Cebrai̇l Keleş Köşe (1).Jpg-2

Zirvedeyiz.

Rakım 2333 metre ve aşağıda gözün alabildiğine bir manzara var ki anlatılmaz güzellikte. Uzaklardan İhsangazi, Kastamonu’nun bir kısmı ve Havalimanı seçiliyor. Yaralıgöz uzaklardan bize göz kırpıyor, Karşımızda ise Haçat, Çatal Ilgaz tepeleri, daha yakınlarda ise Tv verici İstasyonu ve oteller bölgesi ve ayı kayası gözüküyor.

Valimizin yanındayım.

Ben ne zaman zirveye çıksam burada kendimi farklı duygulara kaptırıyor uzun uzun düşünüyorum şimdi Ilgaz’ın zirvesindeyiz, siz ne hissediyorsunuz dediğimde,

Zirveye çıkan insanın farklı düşünmesi normaldir çünkü ufku açıktır, önünde bir engel kalmamıştır o zaman daha başka şeyler düşünmeye başlar.

Dağlar ise bu dünyanın en önemli noktalarından biridir. Hatta Kuran-ı Kerim de, bu dünyanın direkleri, dengesi, çivileri olarak tanımlanmıştır.

“Ve dağları, çiviler gibi çaktık. Nebe Süresi 7.ayet”

Zirveden aşağı valimizle birlikte yürüyerek 3-4 km’lik çok keyifli bir iniş gerçekleştiriyoruz.

Valimiz bir yandan kayak pistiyle ilgili incelemelerini yapıyor talimatlar veriyor bir yandan da araziyi bitkileri inceliyor.

Zirveden aşağı indikçe bitki örtüsü de değişiyor. Tek tük çamlar görülmeye başlıyor. Ağaç sınırındaki pist güzergâhında ilk karaçam karşımıza çıkıyor.

Cebrai̇l Keleş Köşe (2).Jpg-2

Emanet çam…

Kısa boylu ama oldukça kalın bir ağaç. Dalları, gövdesi, kolları bunca yılın mücadelesinin izlerini taşıyor. Tepesine inen koca bir yıldırım ağacı nerdeyse ikiye bölmüş.

Belki yüzyıldan fazla bir zamandır her kış metrelerce kar altında kalmış, dalları bunca kar yükünü taşıyamamış bazısı kırılmış, bazısı eğilmiş, bükülmüş, ince dallarına ise bahar aylarında yaz başlarında fırtınalar şekil vermiş, tüm bunlar yetmezmiş gibi defalarca da yıldırım atmış, yarmış gövdesini kabuğunu,

Ama hala hayatta hala sağlıklı bir şekilde tutunuyor yaşama,

Vali Bektaş hayranlıkla ağaca bakıyor. Yanına gidip inceliyor ve

-Dokunmayın bu pes etmeyen ağaca, sakın kesilmesin, bunca yıldır ne badireler atlatmış bakın dalına budağına,

Nida Bey sana emanetimdir diyor.

Cebrai̇l Keleş Köşe (9).Jpg-1

O sadece bir ağaç değil, bir “Vefa” anıtıdır.

Aradan yıllar geçti. Köprülerin altından çok sular aktı, Ilgaz’ın zirvelerine de çok karlar yağdı eridi.

Yurduntepe zirvesinden baktığımda gördüğüm manzara bugün aynı yerden bakınca oldukça değişti. Dağın zirvesine kadar teleferik yapıldı. Binalarıyla, yollarıyla bölgenin en uzun pistine sahip kayak tesisleri kış turizminin gözdesi bir yer oldu.

Her şey değişti.

Bir şey hariç.

Pistin ortasında kollarını açmış gibi duran anıt çam.

O hiç değişmedi hep aynı yerinde.

O vali Erdoğan Bektaş’ın emaneti.

Özel İdare Genel sekreteri Nida Sinsi’nin korumasında.

Hani klişe sözdür, Vefa artık İstanbul’da bir semt adı derler ya. İşte bizim Ilgaz Yurduntepe de vefanın anıtlaşmış, canlı bir örneği var. Kimse bilmese de o aslında bir vefa anıtıdır.

Cebrai̇l Keleş Köşe (3).Jpg-2

Ilgaz-Yaralıgöz efsanesi

Yıl 2026 Ilgaz dağı yurduntepe zirvesine teleferikle tırmanıyoruz.

Yine Mübarek ramazan ayındayız.

Hava güneşli, kar pırıl pırıl parlıyor. Yukarı tırmanırken aşağıda izler görüyorum, ürkek bir tavşan çalıları kendine siper ederek epey dolaşmış. Peşinde bir vaşak (karakulak) ya da tilki gezmiş. Karşılaşmışlar mı bilemiyoruz.

Teleferik bizi güzel ve müthiş bir manzara eşliğinde orta istasyona getiriyor.

Burası, her yönden açık bir alan ve buz gibi bir rüzgâr esiyor. Yukarıya Yurduntepe zirvesine bakıyorum. İkinci teleferik hattı zirveye atılan dikiş gibi bir bir ilerliyor.

Bir elimde fotoğraf makinem bir elimde dron var. Havada fırtınaya yakın bir rüzgâr esiyor. Soğuk desen yüzümü kesiyor.

Zirveden bakınca Kastamonu, belli belirsiz gözükürken, Karşıda Yaralıgöz tüm heybetiyle Ilgaz’ı süzüyor.

Aklıma ikisi için anlatılan o efsane geliyor.

Çok çok eski devirlerde derler ki; Kadim zamanlarda Ilgaz ve Yaralıgöz iki kardeşmiş. Fakat pek anlaşamazlarmış. Bir gün yine büyük bir kavga etmişler ve sonsuza kadar ayrılmışlar.

Yaralıgöz, Ilgaz’a ayrılmadan evvel bir beddua etmiş.

-Başından kar eksilmesin, öyle ki kışın yağan kar ağustosta bile erimesin ve başında kurtlansın yağan karlar demiş.

“Artık pek olmuyor ama eskiler anlatır ki Ilgaz’ın zirvesinde kuytularında kar yıl boyunca kalır ve kurtlanırdı.”

Ilgaz durur mu o da boş durmamış o da etmiş bedduasını,

-EyyyYaralıgöz dilerim ki başına çöken duman hiç eksilmesin, yüzün, gözün yara bere içinde kalsın sonsuza kadar başından yeller, yüzünden yaralar, tependen duman eksik olmasın.

Ilgaz’ın gözyaşları

Ve Ilgaz’ın gözyaşları akar güneş karla kaplı zirvelerini ısıttığı zaman.

Eriyen karlarlardan süzülüp Karaçomak barajına kadar inen o gözyaşları, ovaya bereket, şehre su sağlar.

Bir dağ sadece yükselti değildir.

Yeryüzünü dengede tutan bir çivi, ovalara bereket, insanlara içme suyudur.

Bir de Balıkçı şefin sığındığı gönlü, memleketidir.

Baba ocağına giderken karayolları çeşmesinden o buz gibi suyu doldurup, annesinin babasının mezarına, toprağına koyduğu Ilgaz’dan aldığı emanettir.

Cebrai̇l Keleş Köşe (10).Jpg-1