Er olarak girdiği orduda Tuğgeneral olan,“18 süngü, 9 kurşun yarasıyla gömülen bir kahraman…
Mirliva Sadık Paşa”

Yıl 2014… Kastamonu’da sonbahar.

Her zamanki gibi dere boyunda, sararan yaprakların peşindeyim. Birkaç kare aldıktan sonra yağmur çiselemeye başlıyor. Sığınacak bir yer ararken kendimi Liva Paşa Konağı’nın kapısında buluyorum.

Burasını oldum olası severim.

Ne zaman yolum düşse girer, geçmişin izlerini sessizce izlerim. Ama o gün, bu konağın sadece bir müze olmadığını, bir hayatın, bir mücadelenin izlerini taşıdığını daha derinden hissettim.
Karaçomak kıyısından her geçişimde gözüme takılan o zarif yapı diğer konakların arasından sıyrılır; adeta bir yıldız gibi parlar.

Çünkü burası sıradan bir konak değil, dillere destan olan Plevne Savunmasının kahramanın evidir.

Cebrai̇l Keleş Köşe (1).Jpg-5

Askerliğe er (nefer) olarak başlayıp Tuğgeneral olarak bitiren bir asker

Pınarbaşı Çamkışlalı Sadık’ın öyküsü,

Askere alındığında daha 14 yaşında ve yetimdir, yalnızdır.

Ama yılmaz.

1827’de Nizam-ı Cedid ordusuna katılır.

Nefer olarak başladığı askerlik hayatında adım adım yükselir. Tuna boylarından Arnavutluk seferlerine, Kavalalı isyanından Balkan cephelerine kadar birçok savaşta yer alır.

Gösterdiği cesaretle rütbe rütbe ilerler. Ve takvimler 1877’yi gösterdiğinde Plevne’de Gazi Osman Paşa’nın emrinde, tarihe geçen o savunmada yer alır.

Sadık Paşa bu sırada 64 yaşındadır.

Plevne savunmasında gösterdiği kahramanlıkla Mirliva (Tuğgeneral) rütbesine yükselir. Savaşın en çetin anlarında bile geri adım atmaz.

Birçok kez süngü ve kurşunla yaralanır. Ama asla yılmaz ve savaşmaya devam eder.

Esir düştüğünde bile onuru yerindedir.Düşmanı bu komutana olan saygısından kılıcını bizzat iade eder.

Cebrai̇l Keleş Köşe (9).Jpg-5

Ve bir ömür sonra…

Kastamonu’da vefat ettiğinde cenazesi yıkanırken ortaya çıkan gerçek, bu hayatın en sade özeti olur:

Ömrü savaş meydanlarında geçen bu şanlı komutanın 18 süngü, 9 kurşun yarası vardır.

Bir insan bedenine sığdırılmış bir ömürlük mücadele.
Bugün onun yaptırdığı konak, Liva Paşa Konağı, bir etnografya müzesi olarak yaşıyor. İçinde sadece eşyalar değil, bir dönemin alın teri, emeği ve yaşamı sergileniyor.

Ama asıl hikâye duvarlarda değil…

O duvarların sahibinde saklı.

Liva paşamızın yaptırdığı konak şimdi etnografya müzesi olarak hizmet veriyor. Bu müzede sizi her odasında ayrı bir geleneksel sanatın nasıl ve hangi aletlerle yapıldığını gösteren bir tarih yolculuğu bekliyor.

Bakırcılar, dericiler, urgancılar, akla gelen tüm geleneksel yaşam ve kullanılan eşyalar oda oda sergileniyor. O dönemde yaşayanların kıyafetleri eşyaları silahları kısaca hayatı göz önüne seriliyor.

Etnografya müzesinin yıldızı;

Tabi bir de tüm dünyaca meşhur Kasaba köyü Mahmut Bey camisinin paha biçilmeyen kapısı var. Bu şaheseri yapan ustanın izinde epey gezen biri olarak diyebilirim ki;

Siz de eminim ki benim gibi o ahşap kapının önünde uzun uzun durup hayranlıkla izleyeceksiniz.

Buraya gelip gezin Kastamonu yaşamı hakkında bilgileri alın, görün ve çıkarken bir de, bu konağın sahibinin öyküsünü hatırlayın..

Hayatının 64 yılını savaş meydanlarında geçiren komutan…

Ömrünü bir davaya adayan bir komutanın son isteği neydi?

Konağın sessizliğinden çıkıp yolunuzu Şeyh Şa’ban-ı Velî dergâhına düşürdüğünüzde, o hikâyenin son satırıyla karşılaşırsınız.

Mütevazı bir mezar…

Ama derin bir söz:

“Gençliğimden beri hizmet ettim…

Nice savaşlara şahadet umuduyla katıldım…

Ey ziyaret eden, ruhum için bir Fatiha oku…”

O günden geriye ne rütbeler kalıyor, ne unvanlar…

Sadece bir cümle;

“Hizmet ettim.”

Ve belki de bir insanın ardında bırakabileceği en ağır, en temiz, en kıymetli miras budur.

Şimdi Hz Pir haziresinde yatan bu komutanımızın istediği tek şey var.
“Ey beni ziyaret eden kişi! Ruhumun şad olması için bir Fatiha oku”

Kahraman Komutanımın ruhu şad, mekânı cennet olsun.

5 Mayıs 2026-Kastamonu
Cebrail Keleş-Balıkçı Şef