Yıllardır kullanılan “Batı Bloku” diye bir kavram var.
Nedir bu?
1940’ların sonunda “Sovyetler Birliği’nin Doğu Bloku”na karşı Amerika liderliğinde kurulan askeri, siyasi ve ekonomik birlik.
Diğer başat aktörler ise; Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada.
Sonra Türkiye, sonra Yunanistan ve diğer Avrupa ülkeleri.
Batı Bloku’nun kurumsal çapta en önemli yapısı ise NATO.

Günümüze gelelim ve bir değerlendirme yapalım:
Batı Bloku denen birlik, adeta artık isimden ibaret. Çatırdıyor demenin çok ötesine geçti.
Bu birliğin, lider ülkesi Amerikan Başkanı’nın söylemlerini hepiniz biliyorsunuz.
Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri ve liderlerine amiyane tabirle bir tek ana-avrat sövmediği kaldı.

Kim haklı kim haksız?
Avrupa ülkelerinin de haksız yanları var ama Trump Amerika’sı resmen Avrupa’yı bitirmek için her şeyi yapıyor.
Mesela; İran savaşının Avrupa ülkelerine vuracağı büyük darbeyi bilmiyor muydu? Tabi ki biliyordu ama adam öyle gemi öyle azıya almış ki; bırakın bu zararı düşünmeyi, bir de, İran’a karşı neden destek vermiyorsunuz diye demediğini bırakmayıp, yaptırımlarla Avrupa’yı tehdit etmekten geri durmuyor.
Özellikle de Almanya’yı resmen hedefe koymuş:
Yok askerlerimi çekerim,
Yok işte ticaretimi keserim, ekonomilerinizi mahvederim falan filan…


Bu kısmı uzatmadan Belçika Kraliçesi’nin Türkiye ziyareti üzerinden asıl konu ve soruya geliyorum:
—Amerika’nın, Batı blokunu çatırdatması/Avrupa’yı kendi haline bırakması Avrupa’yı Türkiye’ye yakınlaştırır mı?
—Türkiye, Trump gibi belirsiz/öngörülmez ve güvenilmez birisi nedeniyle Avrupa’ya yakınlaşır mı?


Arkadaşlar!
Şu bir realite:
Türkiye ile Avrupa arasında karşılıklı ciddi bir güven sorunu var.
Türkiye ne yaparsa yapsın Avrupa hiçbir zaman taahhütlerini yerine getirmedi.
Türkiye ise Avrupa’nın bu güvensiz hallerinden sonra bir miktar Avrupa Birliği normlarından uzaklaştı.
Ama tarihin bazı anlarında ortaya çıkan zorunlu haller normalde bir araya gelemeyecek olanları da bir araya getirebilir.
Neticede Türkiye, Avrupa için sadece işgücü, sadece asker sayısı, sadece Avrupa’nın güney sınırı olduğu için değil; Avrupa ekonomisinin temel dinamiği olan enerji ve doğalgaz köprüsü olduğu için de oldukça önemli ve vazgeçilmez bir müttefik.
Avrupa, dün yaşadığı Hitler travması gibi bugün de bir “Trump Travması” yaşıyor ve hani, “kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz” derler ya; tıpkı o misal, Trump’la yaşadığı bu varoluşsal kriz sonrası tasarladığı “Stratejik Özerklik” düşüncesini kollektif ve kurumsal hale getirmekten vazgeçmeyecektir.

İşte tam bu nokta,
Belçika Kraliçesi’nin Türkiye ziyareti farklı ve istisnai bir anlam taşımaktadır.
Ben, bu ziyaretin sadece Belçika-Türkiye ilişkileri bakımından değil; Türkiye-Avrupa ilişkileri bağlamında da sembolik değerini yüksek ve anlamlı buluyorum.
Önümüzdeki günlerde/aylarda başta Almanya olmak üzere; Türkiye ile ilişkileri kronik kötümser Fransa’nın bile daha mutedil bir yakınlaşmaya gireceği ve bu karşılıklı ziyaretlerin sıklaşacağı düşüncesindeyim.
Türkiye açısından bakınca, şimdilerde nevi şahsına münhasır şekilde ve müthiş iyi düzeyde seyreden Erdoğan-Trump ilişkisi nedeniyle, Türkiye sanki biraz mesafeli gibi durup; sanki “…önce Avrupalılar bir gelsin hele” der gibi davransa da; yakın gelecekte Türkiye’nin de ciddi adımlar atacağı kuvvetle muhtemeldir.

Sonuç:
Arkadaşlar!
Yeni bir düzen kuruluyor ve tabi doğal ve zorunda olarak da yeni konseptler/ittifaklar ve devletlerarası ilişkiler oluşması kaçınılmaz.
Belki daha mikro/daha bölgesel ve özerklik alanı daha sınırlı ama yeni realite artık bu minvalde.
Peki, Avrupa yalnızlaştı mı? Evet ama Amerika ve İsrail tamamen yalnız kaldı.
Amerika’nın, Avrupa’yı yalnız ve dertleriyle baş başa bırakması dünyanın sonu mu? Tabi ki hayır.
Çünkü Amerika, Avrupa’yı önce 2. Dünya Savaşı sonrası doları rezerv para yaparken, sonra 1971’de Nixon Şoku yaşatıp Petrodolar sistemine geçerken benzer şekilde hançerlemişti. Ama bugün yaşanan “Trump Travması” sonrası Avrupa’nın çok daha aklı başında bir şekilde, yeni düzende yeni “Stratejik Özerkliğini” oluşturarak yoluna devam edeceği ve siyasi/ekonomik/askeri konularda kendi göbeğini kendi keseceği inancındayım.
Avrupa, tasarladığı bu yeni ekonomik ve askeri mimaride, aslına bakarsanız belki de son 100 yılda olmadığı kadar Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor ve duyacaktır.

Umuyorum, Türkiye’ye karşı bugüne kadar göstermediği güveni bu defa samimi şekilde gösterirler.
İnşallah Türkiye de, romantizmden uzak/akıllı-akılcı ve yeni dünya düzenini doğru okuyarak; hem Amerika ile dengeli hem de Avrupa ile müttefik bir yeni konsept oluşturur.
Ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ülkemiz yöneticilerinin deneyim/müktesebat ve diplomatik hafıza olarak buna sahip olduklarına kaniyim.


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.