Kastamonu’da bir yer.

Ben balıkçı Şef; kendi halinde biri, Ilgaz aşığı, Kastamonu sevdalısı ve de kısıtlı imkânlarıyla Kastamonu doğasını kayıt altına almaya çalışan amatör bir doğa fotoğrafçısı.

Peki, nedir doğa fotoğrafı?
“Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu (FIAP – Fédération Internationale de l’Art Photographique) doğa fotoğrafını; doğal yaşam alanı içindeki evcil olmayan hayvanları, tarımsal olarak yetiştirilmeyen bitkileri, jeolojik oluşumları ve böceklerden buz dağlarına kadar doğal sürecin tüm çeşitliliğini kapsayan bir alan olarak tanımlar.”

Bir doğa fotoğrafçısı olmak için ne gerekir?

Öncelikle maddi yönü oldukça külfetlidir. Araç, gereç, ekipman ve bolca zaman ister.
Ama tüm bunlardan daha önemli üç şey vardır:
Doğaya saygı, yabanı sevme, bilgi ve koruma içgüdüsü.

Cebrail Keleş 21 Şubat Köşe Yazısı (2)

Tüm bunlara sahibim, zamanım ve maddi olarak imkânlarım var ve doğa fotoğrafçısı olmak istiyorum ne önerirsiniz diyen olursa, naçizane tavsiyem şudur:
Kırsala çıktığınızda geride sadece ayak izinizi bırakın; dönüşte ise yanınızda yalnızca hafıza kartınıza kaydettiğiniz anılar olsun.

Ve küçük bir not daha, doğa fotoğrafçısı sonradan olunmaz, doğulur. Çünkü sabah karar verilip akşam başlanacak bir şey değildir, ömür boyu sürecek olan yaşam biçimidir.

Cebrail Keleş 21 Şubat Köşe Yazısı (1)

Doğa Fotoğrafçılarının Stüdyosu: Ilgaz Dağı

Bizim memleket özellikle doğa fotoğrafçıları açısından öyle bir hazine ki…
Yemyeşil ormanları, turkuaz denizi, ayak basılmamış dereleri, şelaleleri, kadim tarihi, kültürü ve bozulmamış doğasıyla ülkemizin en güzel manzaralarına sahip köşelerinden biri.

Sadece Ilgaz dağı bile başlı başına bir fotoğraf stüdyosu. Her mevsim ayrı bir güzelliğe sahip, makrodan manzaraya, yaban hayatından sisli zirvelere kadar fotoğrafın her türü için eşsiz bir sahne sağlar.

Kışın karlı tepeleriyle,
Baharın sisli zirveleri ve açan endemik çiçekleriyle,
hele yeterince sabrederseniz yaban hayatının en güzel kareleri sizi bekler.
Yazın Hacet Tepesi’nin rengârenk çiçekleri, sonbaharda Y. Tüfekçi Köyü’nün titrek kavakları… Adeta gündüz gözüyle görülen bir düş misalidir.

Cebrail Keleş 21 Şubat Köşe Yazısı (6)

Güntülü

Düş demişken şimdiye kadar yazılmış en güzel aşk şiirlerinden biri olan “Geri gelen Mektup”un da yer aldığı Hüseyin Nihal Atsız’ın Ruh Adam romanında bir isim geçer: “Güntülü.”
Gündüz görülen düş demektir.

Ilgaz’a ben de ne zaman baksam bir güntülü yaşarım.
Düş peşindeyseniz, düşün peşime diyerek çıkarım Ilgaz’ın ayak değmemiş, göz görmemiş güzelliklerinin ardına.

Cebrail Keleş 21 Şubat Köşe Yazısı (5)

Kastamonu’da Bir Yer…

Kastamonu coğrafyası doğa fotoğrafçıları için bulunmaz bir nimettir.
Ben de bunca yıldır elimde makinem gezdiğim halde hala her seferinde aynı heyecanla çekmeye devam ederim.

Yolumun üstüne çıkanlar olur, bazen de ben onların yolunun üstünde bulurum kendimi. Çoğu zaman sadece seyrederim, çekmeye fırsat vermeden bir anda geçip giderler. Onları ancak yüreğime kaydederim.

Yine de elimden geldiğince kayıt altına alabildiklerim oldu. Neler mi?

-Boynuzlu engerekler, su yılanları…
-Ak pelikanlar, balıkçıllar, turnalar…
-Şahinler, kartallar, akbabalar, atmacalar…
-Geyikler, karacalar, tilkiler, ayılar, kurtlar…

Ve birçok endemik bitki, Ayı pençesi, Ilgaz karanfili, Ilgaz gelinciği, Şenpazar kardeleni gibi, yenebilir ya da yenmeyen onlarca çeşit mantarlar,

Anıt Ağaç sevgim…
Doğa deyince akla ilk gelen orman oluyor, bizim memlekette ağaç denizi üstünde kurulmuş adeta. Orman dediğimiz her türlü yaban hayatının yuvası, doğanın kalbidir. Ormandaki her bir ağaca fidana, sevgiyle bağlı olsam da bazı ağaçlar var ki onlar benim için çok özeldir.

Yaşları en az 500 yıldan başlayan anıt ağaçları nerede görsem çocuklar gibi sevinip dayanamam sarılırım.

Örneğin kamuoyuna tanıtmaktan büyük bir gurur duyduğum, Ağlı Tunuslar köyündeki 500 yaşındaki Fındık ağaçları, Taşköprü deki dünyada başka örneği olmayan burgulu armut ağacı gibi.
Tüm bu gördüğüm kadim ağaçların bir kısmının da yer aldığı “Tarihimizin sessiz tanıkları Anıt Ağaçlar” kitabı çalışmasında yer almak da doğa fotoğrafçısı olarak benim için ayrı bir onur olmuştur.

Ben bir fotoğrafçı olarak ne zaman şehir dışına çıksam gözüm gökyüzündeki kuşlarda, yerde sürünen, gezen, suda yüzen hayatlardadır. Elim de hep deklanşördedir.
Olur ya güzel bir yaban, doğa manzarası fotoğrafı yakalayabilirsem, sosyal medyada hep aynı notla paylaşırım. Yer, konum bilgisi vermeden sadece,

Cebrail Keleş 21 Şubat Köşe Yazısı (3)

“Kastamonu’da bir yer…” der geçerim.

Bu Coğrafyanın Asıl Sahipleri

Dr. Aydoğan Aydoğdu, “Kastamonu Örneğiyle Kırsal Turizm” çalışmasında şunu belirtir:
Küre Dağları Milli Parkı 157 endemik bitki çeşidi ve nesli tehlike altında olan 59 bitki taksonuna ev sahipliği yapmaktadır.
Ilgaz Dağları’nda tespit edilen 351 bitkinin 64’ü yalnızca burada yetişmektedir.

Doğa fotoğrafçısının bir görevi de kayıt altına aldığı bu güzelliklerin bir sonraki nesle aktarılması için yardımcı olmak onu korumak, muhafaza etmektir.

Bilmeliyiz ki bu dağ, bu yaban hayatı ve bu güzellikler sadece bize ait değil.

Bu konuda hepimiz çok dikkatli olmalıyız,

Ilgaz’ın zirvelerinde fark etmeden üzerine bastığın ya da koparıp attığın bir bitki, belki de dünyada yalnızca burada yaşayan o 64 türden biridir.

Bu coğrafyanın asıl sahipleri; dağda, taşta, ormanda ve denizde yaşayan canlılardır.
Biz ise fani misafirleriz.

Sahip çıkalım.
Koruyalım.
Kollayalım.

Cebrail Keleş 21 Şubat Köşe Yazısı (4)

Uçurtma Tepesi Sarıkaya (1)