Kent kimliğinden jet hızıyla uzaklaşmanın en elverir otobanlarından biri de “mekan” yitimi, yurttaşın kültürel etkinliğine yardım ve yataklık yapan mahalleri silip süpürmek ve maziden vazgeçmek, anıları dahi yitir(t)mek…
Kastamonu’nun uçurtma tepesini her hatırlayan kemali yaşlılar eminim kedere gark oluyorlardır.
Akşam esintisi çıkmayadursun hele…
Gökyüzü rengarenk olurdu cüssesiyle, süsüyle, cüreti ile heybetli Kastamonu uçurtmalarıyla.
“Coğrafi işaret tescili” alacak kadar “yerli” olduklarına şüphe yok o vakit ki uçurtmaların…
Nevi şahsına münhasırdı cümlesi, her uçurtmacının “kendi yapımı”, “dükkan uçurtması” o lige giremezdi.
“İnsan boyu” uçurtma olur mu, Kastamonulu uçurtmacıların hüneriydi “size”li uçurtmalar, kuyrukları da katıldı mı yüke taşımak az buz iş değildi…
Kervanlar yürürdü Sarıkaya Tepesi’ne.
Baba önde-evlat(lar) arkada…
Bildiğiniz “uçak kaldırmak” ile eş.
Zihnimde nedende hep “al-kara” renkler kaldı uçurtma desenlerine dair, “KSK” aşkından mı yoksa şehrin renk skalasının genleri mi bu iki renk, belki de “çeşit” yapmayan kırtasiyecilerin kurbanı oldu uçurtmacılar…
Omurgayı teşkil eden çıtalar “sanayi” çarşısındaki şeritlerden, kınnap “urgancılardan, “hamurlu yapıştırıcıyı” kim icat etti?
“Çift kuyruklu” uçurtmalara hastaydım…
Dengeyi daha mı iyi sağlardı “çift kuyruk” yoksa “hava” mıydı?
İşin sanatı elbette “terazi” kısmı…
İp uçurtmaya öyle bağlanmalı ki “gönye, pergel, şakul” ölçümlerinde sınıfı geçmeli, uçurtmayı “düz(gün)” tutabile gökte, santim yalpalamaya.
Farklı köşelerinden sarkıtılan “süs” aparatları şahsa özel…
Her emekte “estetik kaygı” baş tacı.
Sarıkaya göğü tam bir renk cümbüşü olurdu akşam esintisinde…
Uçurtmanın şoför mahalline kontrollü olarak çocuklarına oturtan ve türbülansa girildiğinde yahut hava trafiği sıkıştığında hemen can havliyle direksiyona yapışan babalar.
100-200 metrelerin sözü mü olurdu mesafede…
Ver elini “ralli”.
Uçurtma liginin Wembley’i “Sarıkaya”…
“Premier” idi.
Usta uçurtmacılar uçurur…
Kalfa ve çıraklar “meslek” öğrenirdi.
Kastamonu’nun elbette başka “uçurtma sahaları” da vardı, şehrin doğu cephesinde “Kırkçeşme Tepesi”, batıda “Aşağıimaret Tepesi”…
Kimi zaman üç tepeden de havalanırdı uçurtmalar, “kule” olsa yönetmesi zordu hava trafiğini, kimi zaman birbirine ipine dolanıp çakılan uçurtmalar olurdu.
Enkaz…
“Kaza kırım”.
“Kültür” yittiğinde “kimlik” gider…
Kastamonu’nun başındaki hal budur; “kimlik yitimi”.
“Uçurtma” deyip geçme…
Gendir.
Uçurtma kültürünün yerini günümüzde “yoz kültür” aldı…
“Aynılaş(tır)mak”; toplumlara zerk edilen zehir.
“Uçurtma tepeleri”…
“Kültür kuleleri” idi.
Yıkıldı her biri…
“Uçurtmayı vurdular”.
(Kimi vakit yapılan “uçurtma şenlikleri” ancak “güldürüyor”…
Kederle.)
Not: T.C. Kalkınma Bakanlığı’nın “On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023)” çerçevesinde yayımladığı “Kırsal Kalkınma Özel İhtisas Komisyonu Raporu” dosyasını
https://www.sanayi.gov.tr/bolgesel-kalkinma-faaliyetleri/strateji-belgeleri/01156b tam okuyordum ki “Cebrail Keleş” imzalı iki “kırsal kalkınma” fotoğrafı düştü önüme…
Kastamonu’dan iki “enstantane”.
“Kırsal kalkınma” demek tam da “Kastamonu’nun kalkınması” demek…
Ama nasıl?
Raporun sonuç bölümünde geçen cümle Kastamonu’nun izlemesi gerekli yolu tarif ediyor aslında tam da…
“Sonuç olarak; kırsal alanların ve kırsal alanda yaşayan toplumun ihtiyaç, beklenti ve koşullarının yeknesak olmadığı dikkate alındığında, tek bir politika aracının yeterli olmayacağının bilinmesi gerekir. Dolayısıyla homojen bir politika uygulama sathı olmadığı için yeknesak kırsal kalkınma desteklerine başvurulması uygun bulunmamaktadır. Farklı kırsal alanların koşullarına cevap verebilecek tarım ve kırsal kalkınma destekleme sistemi oluşturulmalıdır.”
Kastamonu’nun “özgün” yol açması lazım kendine…
Bakanlıkların 81 il için hazırladığı kalkınma programlarını “tıpkıbasım” kullanmak çare değil.
Yıllardır “somut koşulların somut tahlilini” yapamadığı için Kastamonu…
Yolda kaldı.
Cebrail Keleş’in iki fotoğrafı işte tam da lafın burasında “zihin açıcı”…
Gelenekleri ile, ürünleri ile, gelişmek/dönüşmek düsturu ile, doğa ile dost, kopya etmeden, emek ile, imece ve müştereklik ile “geleceğe kök sürmek”.
“Uçurtma” misali “tarım” kimliğini de kaybetti Kastamonu…
Zihni yabancılaştırıldı, elindekiler alındı, şirazesi kaydırıldı.