Bizim memlekete bahar gelmez yağar gökyüzünden
Bizim memleketin güzelliği dillere destandır. Her mevsim çok özel ve güzeldir.

Ama kışın Ilgaz’dır, baharda Araç yaylaları, yazın sahil ilçelerimiz sonbaharda ise "Küre Dağları" gelir akla. Bana soracak olursanız da yüreğimin götürdüğü yerdir memleket ve sevmenin ne günü ne de mevsimi vardır.
Bir bahar günü ben de düştüm yola.
Kastamonu sahillerinin kuytuluklarında gezindim. Dağları geçitleri aşıp indim Karadeniz’e. Yol bitti önümde masmavi bir deniz, üstümde ondan da mavi bir gökyüzü, ardımda ise yemyeşil tepeler vardı.
İçimden geldi keşke bu güzellikleri anlatan bir Yaşar Kemalimiz, olaydı kim bilir nasıl tasvir ederdi.
“İnce Memed” isimli eserinde Yaşar Kemal kendi topraklarını memleketini Çukurova’sını şöyle anlatmıştı.
“Baharda zayıf, açık yeşildir. Hafif bir yel esse, toprağa değecekmiş gibi yatar. Yaz ortalarında, dikende, önce mavi damarlar peyda olur. Sonra yavaş yavaş dikenin dalları, gövdesi mavileşir. Açıkça bir mavidir bu… Sonra mavi gittikçe koyulaşır. Bu en güzel bir mavidir. Bir tarla, uçsuz bucaksız bir ova tüm maviye keser. Gün batarken eğer bir yel eserse mavi dalgalanır, hışırdar, aynen deniz gibi.
Sanki birlikte geziyormuş gibi gözümüzün önüne geliyor değil mi?
…
Bizim de bir üstadımız var. Rıfat Ilgaz, o da Karadenizin kıyıcığında doğmuş. Burada büyümüş, burada yetişmiştir. Havasını, suyunu, toprağını, balığını, denizini görmüş, yaşamış, tüm duygularını da herkesle paylaşmış. Şiirler yazmış, romanlar hikâyeler yazılarla hep Cide’yi halkını memleketini anlatmıştır.

“…Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket… Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş!
“Cideli evini boyamazdı. Tahtaları kendine özgü bir biçimde birbirine uçlarından geçirirdi. Bu tahtaları kendi doğal renkleriyle olduğu gibi bırakır, yaptığı evin üzerine sarkan tür tür ağaçların yeşillikleriyle yetinirdi.”
Sahilde Bahar…
Çuha Doruğundan aşağı sallandık mı tünelin sonunda İnebolu’ya ulaşırız. Sahilden devam edip Evrenye’den içeri kıvrılınca Dibek köyü yazan yolu tutmuşuz.
Bahar gelmemiş buraya sanki gökten yeşil renkli bir yağmur yağmış dokunduğu yeri farklı bir tona boyamış.
Burası sahil ve bu mevsimin en güzel çiçeği orman gülleri aralardan bize göz kırpıyor. Kimi daha yeni açmış kimi daha tomurcuk. Arılar üşüşmüşler şimdiden mor çiçeklere deli bal yapıyorlar. Bir kaşığı şifa fazlası ise ağudur.
Zerve çayının kenarında durup suyun türküsünü dinliyorum. Ispıtlar artık çiçeğe durmuş, kabalaklar etrafı sarmış çoktan. Yuvacık köyü ise sırtını sıradağlara yaslamış tepeleri karlı etekleri yeşile boyanmış cennetten bir köşedir.
Tepelerde yeşil deniz arasında adacıklar misali köyler görünüyor. Ahşap aşı boyalı evler. Çoğu ıssız sessiz ve yalnız gözüküyor. Hepsi uzaklardan geleceklerin ümidiyle birbirine yaslanmış bekliyorlar. Top top bembeyaz çiçekle donanmış meyve ağaçları ahşap evlerin etrafını sarmış. Pamuk tarlaları misali ötede beride görünürken, uzak tepelerde bulutlardan yağmur sağıyor ağaçlar.
Yuvacık köyü, Keleş mahallesi…
Ben Balıkçı şef; doğduğum ata toprakları Ilgaz’ın ötesinde. Uzaklarda doğmuşum, doğum yerimde “Yuva” köyü yazar, soyadım ise Keleş…
Belki de bu topraklara aidim kim bilir.
Karmaşık duygularla bir yanı deniz mavisi, bir yanı bahar yeşili yoldan İnebolu’ya dönüyorum.
İnebolu "Tevfikiye Camisi" çeşmesinin önüne bir tabure atıp 3 çay söylüyorum. Eski Çamlıca Muhtarı, Fideci, Geriş tepesinde evim, arkadaşım, kardeşim tanıdığım en pozitif ve güler yüzlü insan olan Ramazan Gül her zamanki gibi soyadının hakkını vererek beni gülerek karşılıyor.

Ne zaman gelsem aynı yerinde güler yüzüyle gördüğüm Boyran simitçisi Ömer Şahin’de merhaba diyerek en kızarmışından bir simit uzatıyor.
-Her zamankinden iyi kızarmışından değil mi şefim diyor.
Hep birlikte oturup simit eşliğinde gelen çaydan daha koyu bir sohbete başlıyoruz.
Balıkçı Ömer Abi ve çayyaka…
Bu coğrafya güzelliklerini genelde saklar öyle herkese göstermez. Bunlardan biri de güble-Yalı-çayyaka sahilidir. Fırsat buldukça uğrarım. Ahmet Yemsel’in denize nazır kamelyasında bir çay içip günbatımını izlemek, Selami Gülnar’ın Eylül isimli sandalıyla Çoban kalesine kürek çekmek, Ömer abimin yerinde mevsim balığı yemek.
Her mevsim güzel olsa da ben bu mevsimleri daha çok severim. Sahil boştur, kumlara yazarım, derdimi, dalgalara yüklerim iç sıkıntılarımı alıp götürsün diye uzaklara.
Bu bahar da bir de "Loç Vadisi"ni görmelisiniz,
Bizim memlekette sadece Ilgaz dağı yok bir de bir de Yaralıgöz var. Zirvesine düşen kar tanesi baharda erir, Devrekâni çayı olup koşar denize doğru. Geçtiği her yere hayat verir, boyar yeşilin bin bir tonuna. Devrekâni den başlayan yolculuğu Seydiler de Turplar deresini, Azdavay da Çatak Kanyonunu, Pınarbaşı’nda Kanlıçayla birleşip Loç vadisini oluşturur ve Cide kumluca’da kavuşur Karadeniz’e.

Bizim memlekette baharın peşinde.
Bu hafta bizim memleketin dağlarında yollarında bahar yeşilinin peşine düştüm. Kimi zaman İnebolu’nun dağ köylerinde kimi zaman Cide loç vadisine düştü yolum.
Gittiğim her yerde farklı bir yeşil çıktı karşıma. Tek bir renk değildi bin tane farklı tonu vardı. Hangisi benim aradığım renkti bilemedim.
Benim aradığımı benim yerime şair "Nâzım Hikmet" bundan yüz yıl önce şöyle anlatmış,
…
Görüyorduk uzaktan dereye inen yolu;
Sağ yanında bir çayır, solda çam ağaçları.
O kadar yakın ki dağların yamaçları
Dereye düşen bahar bir daha çıkamamış.
…
Dönüş yolunda bu dizelerle izledim dereleri, baharı ve yeşili. Sadece dereye değil dağlara, yaylalara, kısaca bu memlekete düşen baharın bin bir yeşili öyle sevmiş ki buraları,
Dört mevsim bir daha çıkamamış.
Cebrail Keleş-Balıkçı şef
9 Mayıs 2026-Kastamonu

