Bir şehir kömürüyle sanayileşti, diğeri bakırıyla seyretmekle yetindi. Aynı dağlar, aynı Karadeniz... Ama bambaşka bir kader. Demek ki kaderi coğrafya değil, verilen kararlar belirliyor.

"Coğrafya kaderdir" derler.

Peki gerçekten öyle mi?

Haritayı önünüze açın. Kastamonu ile Zonguldak'a dikkatlice bakın. İkisi de Batı Karadeniz'in sarp dağlarının arasına kurulmuş. İkisi de ulaşımı zorlaştıran engebeli araziye sahip. İkisi de yıllarca aynı coğrafi engellerle mücadele etti.

Ama bugün ortaya çıkan tabloya baktığınızda, insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Madem coğrafyamız aynıydı, kaderimiz neden bu kadar farklı oldu?

Zonguldak, bağrındaki taş kömürünü yalnızca yer altından çıkarmadı; onu demiryoluyla limanlara ulaştırdı, limanlardan dünyaya gönderdi. Ardından ağır sanayi yatırımları geldi. Enerji yatırımları geldi. Kamu desteği geldi. Bugün Filyos gibi dev projelerle Karadeniz'in en önemli üretim ve lojistik merkezlerinden biri olma yolunda ilerliyor.

Yani Zonguldak, coğrafyanın önüne teslim olmadı; coğrafyayı aşacak yatırımları hayata geçirdi.

Peki Kastamonu?

Bizim de yer altımız boş değil.

Küre, yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın sayılı bakır yataklarından birine sahip. Yüzyıllardır işletilen bu maden, stratejik değeri yüksek doğal kaynaklarımızdan biri.

Üstelik elimizde yalnızca maden de yok.

Milli Mücadele'nin sembollerinden biri olan, Anadolu'ya silah ve cephanenin ulaştırıldığı İnebolu Limanı gibi tarihî ve stratejik bir avantajımız da var.

İnsan ister istemez düşünüyor...

Bu iki büyük güç neden aynı denklemde buluşamadı?

Neden Küre'nin bakırı ile İnebolu Limanı, Kastamonu ekonomisini sıçratacak bir sanayi ve lojistik hamlesine dönüşemedi?

Neden yıllardır konuşulan demiryolu hâlâ bir hayal olarak kaldı?

Bugün liman elbette faaliyet gösteriyor. Maden de çıkarılıyor. Ancak şehir ekonomisine, istihdama ve dış ticaret kapasitesine beklenen ölçüde yansıyan bir dönüşüm görebiliyor muyuz?

Asıl sorgulanması gereken mesele de tam burada başlıyor.

Çünkü doğal kaynakların bulunduğu her şehir zenginleşmez.

Zenginleşen şehir; kaynağını işleyebilen, onu sanayiye dönüştürebilen, ulaşım altyapısıyla dünyaya açabilen şehirdir.

İşte Kastamonu'nun yıllardır çözemediği mesele de budur.

Biz çoğu zaman ham maddeyi gönderen şehir olduk.

Katma değeri üreten değil...

Üretene ham madde sağlayan olduk.

Oysa asıl kazanç, madeni çıkarmakta değil; onu işleyebilmekte, sanayiye dönüştürebilmekte ve lojistik üstünlüğünü şehir ekonomisine yansıtabilmektedir.

Belki de bu yüzden Zonguldak yıllarca göç alan şehirlerden biri olurken, Kastamonu Türkiye'nin en fazla göç veren illeri arasında yer aldı.

Elbette bunun tek sebebi maden değildir.

Ancak üretim, ulaşım ve sanayi yatırımlarındaki tercihlerin şehirlerin kaderini nasıl değiştirdiğini görmek için Zonguldak ile Kastamonu'yu yan yana koymak bile yeterlidir.

Bugün artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmedi mi?

Küre'nin bakırı, İnebolu Limanı ve Kastamonu'nun stratejik konumu...

Bu üçlü neden hâlâ aynı hedef doğrultusunda buluşturulamıyor?

Eksik olan doğal kaynak mı?

Yoksa uzun vadeli planlama, vizyon ve kamu iradesi mi?

Çünkü bir gerçek var ki...

Bir şehrin kaderini dağlar değil, o dağların arasından yol açmayı başaranlar değiştirir.