İbni Haldun, Nizamülmülk, Ebu Yusuf gibi İslam düşünürleri devletin az vergi toplaması gerektiğini ama bu vergilerle yol, köprü, baraj gibi altyapı hizmetlerini yapması gerektiğini belirtmişler. Daha sonra gelişen iktisat biliminde de bilim adamları ekseriyetle bu görüşe katılmışlar. Şimdi aşağıda tabloda Avrupa ülkeleri ve bu ülkelerde yer alan otoyol uzunlukları km olarak yer alıyor. Bu tabloya bakarak konuşacağız.
Tablo. Otoyol Miktarı (AB ülkeleri ve Türkiye, 2025 yılı)
|
Ülkeler |
Otoyol Uzunlukları (km) |
|
İspanya |
17,228 |
|
Almanya |
13,192 |
|
Fransa |
11,751 |
|
İtalya |
7,000 |
|
Türkiye |
3,800 |
|
Portekiz |
3,100 |
|
Hollanda |
2,800 |
|
İsveç |
2,200 |
Tabloyla ilgili olarak önce bazı kısıtlamaları yazalım. Avrupa’da bölünmüş yol istatistikleri yoktur ancak otoyol standartlarına çok yakın olan bölünmüş yol istatistikleri devreye girdiğinde Türkiye, AB üyesi ülkeler arasında ön plana çıkmaktadır. Zira Türkiye’nin bölünmüş yol uzunluğu 30,000 km’yi geçmiştir. AB üyesi ülkelerin istatistiklerini bulamadığım için burada paylaşamadım. Tahminimce bölünmüş yollar devreye girdiğinde Türkiye listenin birinci sırasına yerleşiyor olabilir.
Şimdi otoyol ile bölünmüş yol arası farkı soracaksınız muhtemelen. En basit haliyle bölünmüş yolun en kalitelisine otoyol diyoruz. Otoyola her yerden giremezsiniz, çoğunlukla gişelerden para ödeyerek girersiniz. Bölünmüş yolda hız limiti düşüktür ama otoyolda biraz daha yüksektir. Otoyol genellikle şehirler arasıdır. Kısaca otoyol, bölünmüş yolun daha kalitelisidir. Otomobil sürücüsü olarak şunu söyleyebilirim. Türkiye’de bölünmüş yolları düşününce otoyol ile bölünmüş yol arasındaki kalite farkı oldukça ufaktır.
Tabloya bakalım ve şunu düşünelim. Bu ülkeler arasında yüzölçümü en büyük olan ülke açık ara Türkiye. Türkiye’nin yüzölçümü, Fransa ve İspanya’nın 1,5; İtalya ve Almanya’nın ise yaklaşık 2 katı. Portekiz’in 8 katı; Hollanda’nın ise 20 katı. Nüfus olarak da Türkiye ile sadece Almanya yarışabiliyor. Almanya ile nüfusumuz aşağı yukarı aynı. Diğer ülkelerin hepsinden daha kalabalığız. Üstelik Türkiye, Asya ve Avrupa arasında geçiş yapılan ülkedir. Haritayı açtığımızda Asya-Avrupa arası yolculuk yapan karayolu taşıtlarının önünde iki alternatif var. Biri Türkiye diğeri Rusya. Avrupa’nın uzun süre Rusya otoyolunun kullanımını istemeyecek, tercih etmeyecektir. Yani karayolu bağlantısı için Türkiye tek alternatif olarak kaldı. Dolayısıyla Türkiye’nin sıralamada en üst sırada olması normal bir sonuç. Tekrar söylüyorum, bölünmüş yol istatistikleri konulduğunda Türkiye muhtemelen en üst sıraya veya sıralara çıkıyor ancak Avrupa Birliği verilerine ulaşamadığım için bunu kesin bir dille söyleyemiyorum.
Pekiyi yol neden önemli? Örneğin; Avrupa’nın köşesinde avuç içi kadar ülkeler (Hollanda, Portekiz vb) neden bu kadar çok otoyol yapmış? Bunu da açıklayalım.
Bir üretim tesisinin işleyişi şöyledir. Dışarıdan hammadde gibi girdileri alır sonra bu girdileri işleyerek mal üretir yani çıktı elde eder. Girdilerin üretim tesisine gelmesi ve malların da pazara (satılacağı yere) gitmesi için yola gerek vardır. Üstelik üretim tesisine işçilerin gelmesi için de yola ihtiyaç vardır. Yol olmayan yere üretim tesisi kurulmaz. Hatta “İşletme Kuruluş yeri seçimleri” konusunda “Pazara yakınlık”, “Hammadde Kaynaklarına yakınlık”, “Ulaşım imkanları” konuları anlatılır. Yani üretim tesisinin nereye kurulacağı kararlaştırılırken pazara yakın olup olmadığına, hammadde kaynaklarına yakın olup olmadığına, ulaşım ağına bağlanıp bağlanılmadığına bakılarak üretim tesisi yeri seçimi yapılır. Turizm için bile yol gerekli. İspanya, İtalya, Portekiz gibi ülkelerin otoyol miktarlarına bakın. İtalya’nın coğrafi yapısı Kastamonu gibi dağlıktır. Buna rağmen dümdüz otoyolları yapmışlar. Gaza bastın mı Milano’dan girip Napoli’ye çıkabiliyorsun. Ama turizmini, sanayini böyle geliştirebiliyorsun.
Şimdi “Tamam da yüzölçümü ve nüfusu düşününce bizim yol uzunluğumuzun daha yüksek olması gerekmez mi?” diye soracaksınız. Haklısınız. Yüzölçümü bakımından Türkiye, diğer ülkelerden daha büyük. Nüfus bakımından sadece Almanya bizimle yarışabiliyor. Üstelik hiçbiri de Asya-Avrupa yol güzergahı üzerinde değil. Bu soruya cevap verelim. Birincisi; bölünmüş yol uzunluğu devreye girince sıralamamız büyük ihtimalle yükseliyor. İkincisi; bölünmüş yolların büyük kısmı 2000 yılından sonra yapıldı. 2000 yılından önce yeterli yol yatırımı yapılmadı. Bunda yol yatırımlarına karşı çıkan gerici kafa yapısı yatıyor. 15 Temmuz köprüsüne “Balıklar Marmara denizinden Karadeniz’e geçemeyecek” diye, Avrasya tüneline “Tünel su sızdırır, deniz altında tünel yapmak mümkün değil” diye, İstanbul havalimanına “göçmen kuşlar uçakların motorlarına girecek, uçaklar teker teker düşecek” diye karşı çıkan bir zihniyet olunca yol yatırımı da yapılamıyor. İnsan ister istemez soruyor, 2000 yılından önce toplanan vergiler ile yol, okul, hastane, üniversite, metro vb. yapılmadıysa ne yapıldı? Vergiler nereye gitti?
Kastamonu’nun sanayisinin yeterince gelişememesinin bir nedeni de bu zaten. Ilgaz ve Küre dağları arasına sıkışmış durumdayız. Ilgaz tüneli daha yeni yapıldı. Türkiye’de geniş çaplı yol yatırımları yapılırken Kastamonu’da da yollar yapıldı ama coğrafi dezavantajımız nedeniyle daha fazla yola ihtiyacımız var. Marmara bölgesindeki sanayi tesisi yoğunluğunun azalması amacıyla sanayi tesislerinin yönlendirileceği Kastamonu dahil 14 hedef il seçildi. Muhtemelen ilimize OSB yatırımları artacak ama yol da şart. Yol olmazsa olmaz.
Neyse! Yazının sonuna gelelim. Eğer sanayini, turizmini geliştirmek istiyorsan yollar yapacaksın. “Armut piş, ağzıma düş” olmaz. Yan gelip yatarak büyüyen tek şey kabaktır. Yol yapacaksın, çalışacaksın ki sanayi ve turizm sektörün gelişsin, zenginleş. Çalışırsan zenginleşirsin, çalışmazsan yerinde sayarsın. 2000 yılından sonra Türkiye ekonomisinin atak yapmasının bir nedeni de karayolu yapım yatırımlarıdır.