Japonya ekonomisinin Dünya’daki payının son 20 yılda giderek gerilediğini daha önceki yazılarımızda (“Kimler Çıkıyor Kimler İniyor”) belirtmiştik. Japonya’nın önemli sorunlarından biri de nüfus artışının düşmesi hatta nüfusun azalmasıdır. Aşağıdaki tabloda seçilmiş ülkelerin 2000 ve 2024 yıllarında nüfusları yer almaktadır. Bu ülkelerin ortak özelliği ise nüfuslarının 24 senede ya çok az artması ya da azalmasıdır.
Japonya ve Almanya gibi ekonomileri çok güçlü olan ülkelerin de nüfuslarının azaldığı veya sembolik düzeyde arttığı görülüyor. Her iki ülke de 2024 yılında Çin’in arkasında kalmış. Muhtemelen yakın gelecekte Hindistan’ın da gerisinde kalacaklar. Diğer ülkeler de hedefledikleri ekonomik büyüme oranlarını tutturamadılar.
Üretim faktörlerinden biri de işgücüdür. Yani nüfus ekonomi için önemli bir faktör. Günümüzde yapay zekanın, bilgisayar ve robotik teknolojinin gelişmesi ile beraber işgücünün bir miktar önemini kaybettiği konuşuluyor. Muhtemelen bir çok beyaz yakalı işini kaybedebilir ama yine de nüfusun ekonomi açısından önemini kaybettiğini söylemek için erken. Bu nedenle biz gelecek hakkında kehanet yerine şimdiki zamanı konuşalım. Firmalar çalıştıracak eleman bulamazsa ücretleri artırmak zorunda kalırlar. Ücretler yani maliyetler artarsa fiyatlar da artar ve enflasyon ortaya çıkar. Özellikle kalifiye işgücü olmazsa bu diğer çalışanların da işgücü verimliliğini düşürür. Firmalar da yurtdışı firmalarla rekabet edemez hale gelir ve ihracat düşer.
Nüfusun önemi sadece üretim faktörü olmasından kaynaklanmaz. Harcamalar açısından milli geliri incelerken Tüketim, yatırım, kamu harcamaları ve net ihracat (ihracat ile ithalatın farkı) dikkate alınır. Bunu daha açık ve kolay biçimde açıklayalım. Eğer ülkede yeterince harcama (tüketim, yatırım veya kamu) yapılmazsa talep de yeterli olmaz. Kişiler tüketim harcaması yapar. Nüfus artmaz hatta azalırsa doğal olarak tüketim harcaması ve buna bağlı olarak toplam talep düşer. Yeterli talep olmazsa firmalar da yeterince üretim yapmaz, yeni fabrikalar açmazlar, yatırım harcamalarını da azaltırlar. Yani ekonomide talep olmazsa hem tüketicilerin yaptığı tüketim hem de firmaların yaptığı yatırım harcamaları düşer. Ekonomik büyüme hedeflerine ulaşmak da zorlaşır. Bu durumda ülkeler kamu harcamaları ve dış talep (net ihracat) ile ekonomik büyüme hedeflerini tutturmaya çalışırlar. Ama dediğimiz gibi nüfus artmazsa risk büyür. Ayrıca ülke içi talep büyük olmazsa firmalar ufak ölçekte üretim yapabilirler. Üretim ölçeği küçük olursa maliyetler de yüksek olur ki iktisatta buna “ölçek ekonomileri” denir. Maliyetler yüksek olursa da enflasyon ortaya çıkar. Bakın yukarıda da “yeterli işgücü bulunamazsa firmalar ücretleri artırırlar ve dolayısıyla maliyetler ve fiyatlar artar” demiştik. Demek ki nüfusun artmamasının enflasyonist sonuçları da var. Enflasyon açısından işin şu yönü de var. Talep canlı olmazsa firmalar fiyatları artıramaz yani nüfus azalmasının dezenflasyonist yönü de var. Örneğin; nüfusu azalan Japonya’da enflasyon neredeyse hiç yok.
Nüfus artmamasının bir diğer sonucu daha ortaya çıkar. Nüfus yaşlandıkça hem çalışan nüfus azalır. Yaşlanmasına rağmen çalışmaya devam edenler olabilir ama bu sefer de işgücü verimliliği düşer. Çalışan nüfus azaldığında sosyal güvenlik sistemlerine para ödeyen çalışanlar azalır. Bu da sosyal güvenlik sistemlerini finansal açıdan zora sokar. Şöyle açıklayayım. Sosyal güvenlik şirketleri çalışanlardan topladığı paraları finansal olarak değerlendirir ve bunu emeklilere dağıtır. Eğer para verdiği kişilerin (emekliler) sayısı artar, para topladığı kişilerin (çalışanlar) sayısı azalırsa doğal olarak sosyal güvenlik firması az para toplamaya ve çok para ödemeye başlar. Bu da sosyal güvenlik açığını artırır. Avrupa ülkelerinin çoğunda bu sorun var. Sosyal güvenlik açıkları kamu kaynaklarından karşılandığı için kamu açıkları ortaya çıkıyor. Konuyu başka yönden anlatayım. Doktor azalıyor ama doktorların baktığı yaşlı sayısı artıyor. Dolayısıyla doktorların işyükü artıyor.
Konut fiyatları açısını da değerlendirelim. Nüfus azaldıkça yeni konut talebi düşer. Konut talebi düşünce fiyatlar da düşer. Yaşlı olan nüfus konutlarının değeri düştükçe mutsuz olacak, endişelenecek. Çalıştığı zaman para biriktirerek binbir zorlukla aldığı evlerin fiyatları azalıyor.
Şimdi “Bazı ülkeler neden göçmen kabul eder?” diyeceksiniz. Aslında bunun cevabı yukarıdaki satırları okuyunca ortaya çıkıyor. Gelişmiş ülkelerdeki nüfus artışının büyük çoğunluğu göçmen kabul etmelerinden ortaya çıkar. Gelişmiş ülkeler özellikle ihtiyaç duydukları sektörlerdeki kalifiye işgücünü göçmen olarak ülkelerine kabul ederler. Böylece hem sektörlerde açık pozisyonlar için işgücü ihtiyacını karşılarlar ve bunun yanında toplam talebi de canlı tutarlar.
O zaman şu soruyu inceleyelim. Neden belli ülkelerde nüfus azalır? Modern yaşam ve kadınların işgücüne katılımı burada önemli rol oynar. Kadınların işgücüne katılımı arttıkça doğurganlık azalmaktadır. İş hayatı nedeniyle kadınlar çocuk doğurmaya daha az istekli olurlar. Çocuk yetiştirmek için vakit ve emek gereklidir. İş hayatında bulunan erkek ve kadınlar ise vakit bulamaz ve emek harcayamazlar. Bu nedenle çocuk için daha az hevesli olurlar. İkinci olarak evlilik yaşı artmakta, dolayısıyla evli çiftler daha geç çocuk sahibi olmaktadır. Ortalama bir kadının doğurganlığının 35-40 yaşına kadar olduğunu düşünelim. 30 yaşında evlenen bir kadının çocuk sahibi olması için geriye çok az bir süre kalmaktadır. Üçüncü olarak evlilik oranları azalıyor. Seküler yaşam tarzı insanları evlilikten alıkoyar. Türkiye’de de hane başına düşen kişi sayısı giderek azalıyor. Bunun nedenlerinden biri de bekar ve tek başına yaşayan kişi sayılarının artmasıdır. Haliyle evlilik olmayınca nüfus artışı da olmuyor. Hani yukarıda “Gelişmiş ülkelerin nüfus artışının nedeni göçmenler” demiştik ya. Gelişmiş ülkelerde yerleşik insanların doğurganlıkları az çünkü modern yaşam, doğurganlığı azaltıyor. O zaman nüfusu artırmanın tek yolu kalıyor. O da göçmen kabul etmek.
Nüfus; Japonya ve Almanya gibi ülkelerin önemli bir sorunu. Analizler Türkiye’de de doğurganlığın azaldığını ve dolayısıyla nüfusumuzun 100 milyona ulaşmasının zor olduğunu gösteriyor. Bir ülkede nüfusun kendini yenileyebilmesi için kadın başına düşen doğum oranının (toplam doğurganlık hızı) en az 2.1 olması gerekir. Türkiye’de bu oran 2023 verilerine göre 1.51’e kadar gerileyerek kritik eşiğin altına düşmüştür. Sorun şu ki Japonya ve Almanya zenginleştikten sonra nüfusu azalmaya başladı. Biz ise daha yeni yüksek gelirli ülkeler sınıfına girdik. Yani daha yolun başındayız.