Kastamonu otuzdan fazla coğrafi işaretli ürüne (Sarımsak, üryani eriği, pastırma, Tosya Pirinci vb.) ve Anadolu’nun en zengin sofralarından birine sahiptir. Sarımsağımız dünyada bir numara, Siyezimiz binlerce yıllık miras, pastırmamız ise gurme bir lezzet. Ancak Kastamonu bundan yeterince faydalanabiliyor mu? Hak ettiğimiz kadar mı kazanıyoruz? Bu ürünler Kastamonu dışına kamyonlarla çuvallar içinde işlenmemiş olarak çıkıyor. Sonra birileri bunları işliyor, paketliyor, markalı ürün haline getiriyor ve pazarlıyor. Kastamonu bir kazanıyorsa başkaları beş kazanıyor. Bu döngü Kastamonu’nun kaderi mi?
Öncelikle katma değer, markalaşma gibi konulardan konuşalım. Öncelikle bir ürün tarladan, madenden vb. yerden ham olarak çıkar. Sonra birileri bunları işler. Hatta başkaları da işlenmişi işleyebilir. Bu ürün bazen birkaç defa işlendikten sonra tüketici karşısına çıkabilir. Örneğin; bor madeni topraktan çıkar. Çıktıktan sonra cam, borcam, seramik olur. Biraz daha işlenirse savunma sanayide kullanılan zırhlar ve biraz daha işlenirse nükleer santral malzemesi olurlar. İşlendikleri her seferde katma değer artar. Ham halinde bir kazanılıyorsa, nükleer santral malzemesi haline getiren 5000 kazanır. Bunu sarımsak örneği üzerinden anlatalım. Taşköprü sarımsağı topraktan çıktığı satıldığında çiftçi bir kazanır. Eğer biri bunu paketlerse üzerine marka koyarsa da iki kazanır. Ama eğer biri bunu ilaç, merhem vb. yaparsa on kazanır. İktisatta biz buna katma değer katmak diyoruz.
Biraz markalaşmadan bahsedelim. Marka aslında tüketiciye işarettir. Markayı görünce tüketici bu malın belli standartlarda üretildiğini ve kaliteli olduğunu anlar. Bunun karşılığında ise daha fazla ödemeye isteklidir. Markasız ürünle, markalı ürün markette yan yana raflarda olursa tüketici markalı ürüne daha yüksek fiyat ödemeye razıdır. Marka bazen talebin fiyat esnekliğini de düşürür. Biraz teknik konuştum, açayım. Bir mal fiyatını artırdığında tüketici halen o malı kullanmaya devam edebilir. Çünkü tüketici o markayı daha önce kullanmış ve memnundur. Fiyatı artmasına rağmen o malı kullanmaya devam edebilir. İşte talebin fiyat esnekliğinin düşüklüğü derken bundan kastettim. Bazen markalar arasında bile farklılıklar olabilir. Tüketici iki marka arasında tercihte bulunurken daha pahalı olsa bile markalardan birini tercih edebilir. Örneğin; Fiat marka ile Mercedes örneğini ele alalım. Tüketici daha pahalı olsa bile Mercedes marka otomobili tercih edebilir. Bu da markaların tüketici gözünde anlamı ile alakalıdır. Bu da markette yan yana iki ürünün birbirinden farklı fiyatlarla satılmasının anlamını vermektedir. İtalyan makarnası, Türk makarnasından yüzde bilmem kaç daha pahalıya satılıyor. Bunun de nedeni kalitesi değil, üzerindeki markanın gücüdür. İşte bu yüzden markalaşmak, sadece daha yüksek fiyat demek değil; sadık müşteri ve sürdürülebilir bir gelecek demektir.
Demek ki markalaşmak ve malları ham haliyle değil de katma değer katarak satmak daha karlıymış. Burada kritik nokta olarak Ar-Ge (Araştırma ve Geliştirme) ve inovasyondur. Firmalar yeni ürün geliştirmek veya mevcut ürünlerine bir özellik eklemek veya üretim süreçlerini iyileştirmek amacıyla Ar-Ge yaparlar. Günümüzde meydana gelen teknolojik gelişmelerin çoğu da bu Ar-Ge faaliyetlerinden ortaya çıkar. Sonra bu Ar-Ge çıktılarından yararlanarak inovasyon yapılır. Yeni ve daha gelişmiş ürünler ortaya çıkar. Bu noktada Kastamonu Üniversitesi karşımıza çıkıyor. “Orman ve Tabiat Turizmi” odaklı ihtisaslaşma misyonunun, tarımsal ürünlerin Ar-Ge süreçlerine (laboratuvar analizleri, besin değeri tescili vb.) destek olabilecektir.
Karşımıza kooperatifleşme çözüm yolu olarak çıkabilir. Küçük üreticiler marka oluşturamaz ama güçlü ve profesyonel yönetilen kooperatifler bunu başarabilir. Sarımsakların yol kenarlarında tezgâhlarda satılması ile kazanılacak para bellidir. Mesele küresel e-ticaret platformlarında Kastamonu’ya ait bir markayla satmaktır. İşte o zaman para kazanılır. Taşköprü Organize Sanayinde sarımsak ile ilaç, merhem, krem üreterek para kazanılır. Turistlere sarımsaklar güzel ambalajlarla pazarlanarak satılır.
Biz bu ürünleri çuvalda mı satmaya devam edeceğiz, yoksa Kastamonu Organize Sanayi Bölgesi'nde kuracağımız tesislerle, dünya pazarında 'Kastamonu Markası' ile söz sahibi mi olacağız? Tercih, bizim vizyonumuzda saklı. Kastamonu artık sadece üreten değil, sattığı ürüne imzasını (markasını) atan bir şehir olmalıdır.