Önce bir soru ile başlayalım. Elmas mı yoksa su mu insan için daha önemlidir? Muhakkak ki su daha önemlidir. Adam Smith ilk olarak bu soruyu sordu. Cevap olarak da kullanım değeri ve değişim değerinin farklı olduğundan hareket ederek cevap verdi. Ancak iktisatçılar bu cevaptan fazla tatmin olmadılar. Sonra marjinalistler çıkarak marjinal faydayı ortaya çıkardılar ve soruyu cevapladılar. Marjinalistlere göre Dünya’da su çok bol olduğu için son birim suyun sağladığı fayda düşüktür. Elmas ise çok az olduğu için son birim elmasın sağladığı fayda yüksektir. Şöyle anlatalım. 100 litre su var. Size bir litre su daha verilirse sizin elde ettiğiniz toplam fayda çok fazla artmaz. Buna karşılık elinizde hiç elmas yok. Bir tane elmas gelirse sizin toplam faydanızda müthiş artış olur. Eğer elmas da 100 tane olsaydı 101. Elmas insan toplam faydasını çok az etkilerdi. Son birimin toplam faydada meydana getirdiği değişime iktisatta marjinal fayda deniyor. Bu durumda da miktar arttıkça marjinal fayda düşüyor. Marjinal faydası düşük olan malların da fiyatları düşük oluyor.

Şimdi “Elmas- su paradoksunu neden anlattın?” diyeceksiniz. Biz hep suyu yeterli miktarda, bol diye düşünürüz. Ya su yeterli olmazsa? Yani küresel ısınma var. Küresel ısınma süresinde yağmurlar, karlar yeteri kadar yağmamaya başladı. Kastamonu’ya ilk geldiğimde kış gecelerinde hava sıcaklığı -30’ları geçiyordu ve yerden kar Mayıs ayına kadar kalkmıyordu. Şimdi kışın iki defa ya yağıyor ya da yağmıyor. Bir yandan da belediye suları zırt pırt kesiyor. Eskiden su boldu. Parası da ucuzdu. Belki de gelecekte su, elmastan daha değerli hale gelecek. Şöyle düşünün! kısa süre önce sular kesildiğinde çoğumuz kovalarla çeşmelerden su taşıdık ve o günlerde bir kova su için epeyce para ödemeye razı idik. Bu, sadece Kastamonu’ya ait değil. Diğer illerde de su sıkıntısı yaşanıyor. Bazı illerde su faturası, elektrik ve gaz faturalarını katlıyor. İstanbul’da su faturası, gaz faturasının yaklaşık altı katı.

Bu hafta içi İletişim Fakültesinden değerli dostum Doç. Dr. Ersoy Soydan ile iftarda iken su konusu açıldı. Ersoy hoca, Kastamonu su sorunundan bahsedince bu konuda yazmaya karar verdim. Kastamonu Üniversitesi, ilimizden ayrık değil ilimizin sorunları ile ilgileniyor. Sorunlara çare bulmaya çalışıyor. Örneğin; şimdi Kastamonu dış ticareti ve sanayisi hakkında rapor yazıyoruz.

Neyse! Konumuza geri dönelim. Mart ayında olmamıza rağmen barajlarda doluluk az. Barajları görmeye giden kişilerin aktardıkları işin ciddiyetini gösteriyor. Gazetemizin 3 Mart tarihli haberine göre sadece 120-130 günlük suyumuz kaldı. Meteoroloji tahminleri de çok yoğun yağışı göstermiyor. Yani Temmuz veya Ağustos aylarında işimiz zor.

Şimdi gelelim ne yapılabileceğine.

Kastamonu’da su şebekesi eski. Dolayısıyla kayıp-kaçak oranı yüksek. Eskiyen borular bir yerden aniden patlayabiliyor. Bu şebekenin eski olan, risk içeren kesimlerinin tespit edilip yenilenmesi gerekli.

Kuyular açılabilir ve bunlar için su depoları yapılabilir. Zira su basıncı belli miktarda olmazsa su dağıtımında sıkıntı yaşanabiliyor. Yüksek basınç, boruları patlatabilir. Düşük basınç ise apartmanların yüksek katlarına su ulaşmaz. Yeni teknoloji Akıllı su boruları, şebekeler sayesinde su basıncı sürekli kontrol altında tutulabilir ve ne çok yüksek ne de çok düşük su basıncından kaçınılabilir.

Halk olarak bizim de yapabileceğimiz şeyler var. Her şeyin israfı nasıl sorun ortaya çıkarıyorsa suyun israfı da sıkıntı ortaya çıkarır. Nehrin kıyısında olsak bile suyu israf etmememiz gerekli. Kastamonu’nun barajları alarm verirken; suyu elmas gibi saklamalı, ama elmas gibi sadece vitrinde seyretmemeli, akılcı yönetmeliyiz. Örneğin; atık suyu siyah su ve gri su olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Siyah su, bildiğimiz tuvalet sonrası ortaya çıkan sudur. Gri su ise lavabodan, çamaşır makinesinden, duştan çıkan sudur. Gri su; bahçe sulaması, otomobil yıkama gibi amaçlarla kullanılabilir. Böylece su sadece bir kez kullanılıp atılmaz. Yeni inşa edeceğimiz binalarda gri su tesisatı zorunlu hale getirilirse bu iş kolaylaşır. İnşaatlara kim izin veriyorsa gri ve siyah su şebekelerini kurmayı şart koyabilir.

Kastamonu çatılarından biriken ve akan yağmur, kar suyunu biriktiren depolar kullanılabilir. Doğu Roma İmparatorluğu bilmem kaç yıl önce Yerebatan sarnıcını inşa etti. Bu sarnıç, Osmanlı İmparatorluğu zamanında da kullanıldı. Yani eski zamanlardan beri su sorunuyla ilgili insanlar düşünmüş ve sorunlara çözümler bulmuş. Müstakil evi, villası olanlar böyle bir düzenek koyabilir.

Günümüzde Konya’da artık sensörlü damlama sistemleri kullanılıyor. Konya uzun süredir su sıkıntısı çektiği için tarımsal faaliyetlerde klasik sulama sistemleri yerine artık sensörlü damlama sistemleri kullanılıyor. Toprağın belli derinliklerine nem sensörleri yerleştiriliyor. Bu sensörler bitkinin kök bölgesinde nem oranını cep telefonuna ve bilgisayara bildirim olarak gönderiyor. Bitkiye ihtiyacı kadar su verildiği için su israfı önleniyor. Kastamonu’da barajlardaki suyu 'geleceğimiz' olarak görüyorsak, tarımdan sanayiye ve evlerimize kadar her alanda 'akıllı ve teknolojik yönetim' artık bir tercih değil, zorunluluktur. Elmasın peşinde değil, suyun gerçek değerinin izindeyiz; çünkü yarının Kastamonu’su, bugünün su damlalarında gizlidir.