Bir zamanlar sosyalizm denen bir ekonomik sistemden sıkça bahsedilirdi. Hatta üniversitelerde çok sayıda sosyalizmi savunan iktisat fakültesi öğretim üyeleri bulunuyordu. Sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) çökmesiyle beraber sosyalizmi savunan kişilerin sayısı da giderek azaldı. Günümüzde Kuzey Kore ve Küba haricinde sosyalizmi benimseyen ülke kalmadı. Şimdi belki de gençlerin sosyalizm diye bir ekonomik sistemin varlığından bile haberleri yoktur. Bugünkü konumuz da sosyaliz
Sosyalizm, üretim araçlarının (fabrikalar, topraklar, doğal kaynaklar, makineler) devlet veya toplum tarafından ortak mülkiyetine ve kontrolüne dayanan ekonomik ve siyasi bir sistemdir. Yani özel sektör veya bireyler yoktur. Gördüğümüz hemen hemen her şey devlete aittir. Bunu okuyunca gençler belki de böyle bir şeyi hayal bile edemeyecektir. Gençler! Hani Kuzeykent’e çıktığınızda bir sürü kafe var ya. Onların hepsinin sahibinin devlet olduğunu düşünün. İşte öyle bir sistem. Belki aranızda “Eee! Bunun neresi kötü?” diye soracaklar vardır.
Sosyalizmde hemen hemen herkes eşit gelir elde eder. Gelir dağılımı adaletsizliği yoktur ama herkes fakirlikte eşittir. Herkes fakirdir. “Herkes Fakir” deyince merak ettiniz değil mi? Anlatayım. Devlete ait fabrikalarda herkes aynı ücreti alır. Ortalama çalışan da aynı, çok çok az çalışan da aynı ücreti alır. Sonra çok ve ortalama çalışanlar da “Biz enayi miyiz?” demeye başlar ve hiç çalışmamaya başlar. Kamu ekonomisinde “Bedavacılık (Free Rider)” denen hadise karşımıza çıkar. Bunun sonucunda da üretim oldukça azalır. Üretim azalırsa yani pasta çok küçülürse ne olur? İnsanların paylaşacağı pasta çok küçük olacağı için kişi başına düşen pasta da çok küçük olur. Yani herkes fakir olur.
Bir iktisat dersinde öğrencilerden bazıları sosyalizmi övmeye başlamışlar. “Toplumda zengin ve fakir yok, herkes eşit, ne güzel” demişler. Dersin öğretim üyesi de “Peki o zaman! Bir deney yapalım” demiş. Dönem boyunca yapılan tüm sınavlarda sınav not ortalaması hesaplanacağını ve herkese aynı sınav notunun verileceğini belirtmiş. Önce sınıftaki çalışkanlar itiraz etmiş ama kabul edilmemiş. Birinci sınavda çalışkanlar derse çalışmış, tembeller de çok az çalışmış. Sınav not ortalaması 50 gelmiş. İkinci sınavda tembeller “Nasılsa birileri çalışıyor, benim çalışmama gerek yok” diyerek daha da az çalışmışlar. Çalışkanlar da “Biz enayi miyiz?” diyerek daha az çalışmışlar. Sınav not ortalaması 40’a düşmüş. Üçüncü sınavda çalışmamak sınıfın bir kültürü haline gelmiş. Tembeller artık hiç çalışmamaya başlamış. Çalışkanlar da artık çok az çalışıyormuş. Sınıf ortalaması bu sınavda 30’a düşmüş. Yani sınıftaki herkes dersten kalmış. Bunun aynısını bir ülkedeki ekonomik sisteme uyarlayarak düşünün.
İnsanların çalışması için bir motivasyon gereklidir. Kimisi ev almak, kimisi yeni otomobil almak kimisi de işini büyütmek ister. Eğer bu motivasyon kaynakları yoksa çalışmazlar. Sınıfta da öğrencilerin motivasyonu nottur. Çalışırsa daha yüksek not alacağını bilirse kişi çalışır. Çalışırsa ev alabileceğini bilen kişi çalışır. Toplumda çalışan kişilerin sayısı artınca da toplum zenginleşir ve paylaşılacak pasta da büyür. Toplumda kimse çalışmaz ise pasta zaten küçüktür. Küçük pastanın paylaşıldığında herkesin payına düşen de küçük olur.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği de böyle çöktü. Olayı şöyle bir örnekle anlatalım. Bir sosyalist ve bir kapitalist ülke olduğunu varsayalım. Her iki ülkede de 10 kişi olduğunu varsayalım. Doğal olarak kapitalist ülkede 9 işçi ve bir kapitalist var iken sosyalist ülkede 10 işçi olacaktır. Biraz önce anlattığımız olaydan ötürü sosyalist ülkede işçilerin ürettiği ortalama ürünler çok daha az olacaktır. Sosyalist bir ülkede işçi günde ortalama 10 adet ürün ürettiğini, Kapitalist diğer ülkede ise işçilerin günde ortalama 100 adet ürün ürettiğini varsayalım. İnsanlar üretilen ürünün parasal değeri kadar kazanacaklardır. Sosyalist ülkede işçi 10 adet ürünün parasal karşılığı kadar maaş alacaktır. Kapitalist ülkede ise üretilen ürünün yarısını firma sahibi alsa bile işçiye 50 ürünün parasal karşılığı kadar maaş kalacaktır. Yani sosyalist ülkede herkes işçi olduğu için 10 birim mal kadar maaş alacak herkes fakir olacaktır. Kapitalist ülkede ise işçiler 50 birim mal kadar maaş alacak, kapitalistler de çok daha yüksek para kazanacaktır. Kapitalistlerin kazandığı paranın hesabını da yapalım. 9 işçi 900 adet mal üretir ve kapitalist bunun yarısını elde ederse 450 birim mal kadar para kazanacaktır. Kapitalist ülkede eşitlik yoktur ama işçiler bile sosyalist ülkedekilere göre daha müreffehtir. Kapitalizmde işçiler nispi yoksul diye nitelendirilen kesim olacaktır. Yani 50 birim fena değildir ama kapitaliste göre fakirdirler. Kapitalizmde ise işçiler 50 birim; kapitalist ise 450 birim kazanır. Eşitlik yoktur ama işçiler bile sosyalizme göre daha iyi durumdadır. İşe bir de İslam ekonomisi açısından yaklaşalım. İslam ekonomisinde de 9 işçi ve bir firma sahibi vardır ama firma sahibi kazandığı 450 birimin en az kırkta birini (11.25 birim) işçilere dağıtır. Kendisinin kazancı azalır, kazancının bir kısmı işçilere verilir. Gelir dağılımı adaleti biraz daha sağlanır. Kapitalizmde 50 birim kazanan işçiler İslam ekonomisinde 51.25 birim kazanırlar. Kapitalizmde 450 birim kazanan kapitalist de İslam ekonomisinde 438.75 birim kazanır. Burada zekat minimum seviyede verilmiştir. Gerçekte ise İslam ekonomisinde zekat harici sadaka, fitre vb. kurumlar da vardır ve işçilere daha fazla para gider. Firma sahibinin kazandığı da daha azalır. Ayrıca İslam ekonomisinde firma sahibi kazancı ile lüks harcamalar yapmaz, yeni yatırımlar yapar. Kapitalizmde ise kapitalist kazancının bir miktarıyla lüks harcamalar yapar bir kısmıyla yatırım yapar.
Neyse! sonuçta sosyalist sistemin neden yetersiz olduğunu basit biçimde sizin çok rahat anlayabileceğiniz biçimde anlattığımızı umut ediyorum.