Geçen hafta firmaların neden belli bir bölgede yoğunlaştıklarını ve bu yoğunlaşmanın sağladığı faydaları ele almıştık. Bu hafta ise İstanbul-Kocaeli ve Bursa’dan oluşan ters hilal bölgesini (haritada bu üç ile baktığınızda ters hilale benzer), Türkiye sanayisinin bu ters hilalde yoğunlaşmasını ve Mega Endüstri Bölgeleri planını konuşacağız.
Öncelikle bir ön bilgi verelim. Endüstriler dikey yapıdadır. Önce hammadde üretilir, sonra bu hammaddeyi alan firma bir şey üretir. Sonra bunu alan firma başka şey üretir ve bu süreç sonucunda ortaya çıkan nihai mal tüketiciye ulaşır. Bir örnekle anlatalım. Çiftçi öncelikle pamuk üretir. Sonra firmalardan biri bu pamuğu alıp iplik üretir. Sonra başka bir firma bu ipliği alıp kumaş üretir. Daha sonra bu kumaşı alan firma bu kumaşla pantolon, ceket, gömlek yapar. Sonra da bir firma bunları alıp toptan veya perakende olarak tüketiciye ulaştırır. İşte bu endüstrinin dikey yapısıdır.
Ön bilgiden sonra gelelim meseleye. Türkiye’de üretimin, ihracatın büyük kısmı bu ters hilal bölgesinde gerçekleşmektedir. 2025 yılında Türkiye toplam ihracatının %40,1’ini İstanbul; %9,66’sını Kocaeli; %7,52’sini Bursa gerçekleştirmiş. Yani Türkiye toplam ihracatının %57,28’i bu üç ilde, ters hilalde gerçekleşmiş. Doğal olarak istihdam ve üretim rakamları da benzer biçimde.
Şimdi “Eee, Tamam işte hocam! Geçen hafta endüstri bir bölgede yoğunlaşırsa innovasyon, kalite ve verimlilik artar” demiştin diyeceksiniz. Aglomerasyon ekonomilerinden bahsetmiştik. Ufak bir farkla doğru. Bir endüstrinin bir bölgede yoğunlaşması geçen hafta dediğimiz gibi çeşitli olumlu sonuçlara neden olur. Ama tüm endüstrilerin bu bölgede yoğunlaşması durumunda olumsuz sonuçları da olur. Otomobil, tekstil, makine, kimya, elektronik, gıda gibi aklınıza gelen tüm endüstriler bu ters hilal bölgesinde yoğunlaşmış durumdadır. Örneğin; gıda paketleme, ambalajlama tesislerinin çoğu İstanbul’da yer alıyor. Et, süt vb. üretim Balıkesir, Çanakkale, Kastamonu, Kars gibi çeşitli illerde yapılacak ama bunlar İstanbul’da paketlenecek. Bu iş etkin değil ki. Bir kere boşu boşuna lojistik maliyet. Doğrudan üretildikleri yerde paketlensinler ve yakın limanlardan da dış ülkelere ihraç edilsinler. Bu işin olumsuzluklarını sıralayalım.
Birincisi; ülke için risk artar. 1999 depremini düşünün. Deprem bilimcilerin önemli bir kısmı da İstanbul civarında büyük deprem beklentisini sürdürüyor. Böyle bir deprem olursa Türkiye’deki tüm endüstrilerde önemli hasar meydana gelir. Aynı biçimde İsrail, Yunanistan gibi ülkelerin İstanbul’a hava saldırısı gerçekleştirmesi Türkiye’yi bir anda ekonomik anlamda çökertmesi için yeterli gelir. İsrail canı sıkıldıkça Lübnan, Mısır, Filistin, Suriye gibi ülkelere saldırıyor mu? Evet. İran’a gücü yetmeyince ABD’i yardıma çağırıyor mu? Evet. Böyle bir ülkeye güvenilir mi? Hayır. Yunanistan’a güvenilir mi? Hayır.
İkincisi; ülkedeki bölgeler arası kalkınmışlık farkı ortaya çıkar. Ülkenin bir bölümü çok gelişirken diğer bölümleri yeterince gelişmez. Örneğin; mobilya sektörü nerede gelişti? Bursa İnegöl’de gelişti. Orman nerede? Kastamonu, Karabük, Muğla gibi iller en fazla orman varlığına sahip illerdir. Sunta ve MDF gibi ürünleri yapan Kastamonu Entegre ve SFC nerede? Kastamonu’da… Ama mobilya üreticileri Bursa İnegöl’de… Endüstrinin dikey yapısı böyle olunca İstanbul, Bursa, Kocaeli gelişiyor ama Kastamonu gelişmiyor. Öte yandan sunta, MDF gibi ürünler İnegöl’e giderek boşuna lojistik maliyetler oluşuyor. Gıda, Anadolu’da üretiliyor ama İstanbul’da paketleniyor.
Üçüncüsü; nüfus bu üç ilde yoğunlaşır ve kentlerde altyapı sorunları ortaya çıkar. Şehir içi ulaşım, barınma, su ve kanalizasyon gibi sorunları çözmek zorlaşır. Şöyle açıklayalım. İki milyon nüfuslu bir ilde şehir içi ulaşım sorunu ile 16 milyon nüfuslu bir ilin şehir içi ulaşım sorunu bir değildir. İki milyon nüfuslu bir kentte 2-3 metro hattı, 10-15 tramvay hattı gayet yeterli olabilir ama 16 milyon nüfuslu bir il için bu yetersizdir. İstanbul 1970-1990’lı yıllarda önemli gecekondu sorunlarıyla karşılaşmıştı. 2000’li yıllardan sonra gecekondu sorunu önemli ölçüde çözülmüştür. Şimdi İzmir hariç gecekondu sorunu yaşayan il merkezi kalmadı. Son 5-6 yılda Marmara denizinde kirlilik, müsilaj sorunları da artmaya başladı, yeni toplu taşıma hatları yapılmayınca da şehir içi ulaşım sorunları daha da artmaya başladı. Yani son yıllarda olduğu gibi biraz başarısız bir belediye işbaşına gelince işler çok daha kötüye gidiyor. Artık İstanbul’da mesai başlangıç ve bitişlerinde 10 kilometrelik yolun bir saatte alındığına tanıklık etmeye başladık.
Dördüncüsü; nüfus da iş bulma imkânları nedeniyle ters hilal bölgesine akmaktadır. Bu üç ilin toplam nüfusu 21,2 milyon kişi. Toplam Türkiye nüfusunun %24,6’sı da bu üç ilde yaşıyor. Yani her dört kişiden biri bu illerde yaşıyor. Gençler iş bulmak için Anadolu’dan ters hilal bölgesine göç ediyor, köylerde nüfus azalıyor ve tarım sektörü de bundan olumsuz etkileniyor. Son yıllarda biraz toparladık ama Kastamonu’nun da temel sorunlarından biri gençlerin İstanbul’a göç etmesi değil mi?
Yurtdışında ne yapılıyor? ABD’ni ele alalım. Finans sektörü Newyork’ta; Bilişim, yazılım ve donanım sektörleri Kaliforniya’da; havacılık ve uzay sanayi Washington’da; otomotiv sektörü ise Michigan’da gelişmiştir. Almanya’ya gidelim. Münih ve Sturtgart’ta otomotiv sektörü; Frankfurt’ta finans; Köln’de medya sektörü; Dortmund’da çelik; Berlin’de yazılım sektörü gelişmiştir. Yani tüm sektörleri aynı bölgelerde geliştirmemişler. Berlin nüfusu yaklaşık 3.7 milyon; Hamburg, Münih ve Köln nüfusları da 1 ile 2 milyon arası nüfusa sahipler.
Türkiye’ye bakalım. Başka İstanbul olmadığı için kültür turizmi, finans gibi endüstrilerde İstanbul’un alternatifini bulmak zor. Dünya’nın en büyük iki İmparatorluğu’na (Osmanlı ve Doğu Roma) başkentlik yapmış başka bir şehir yok. Ama makine, kimya, ağaç ve orman ürünleri, gıda sanayi vb. tüm endüstriler neden ters hilal bölgesinde gelişip Türkiye’nin diğer bölgelerinde gelişmesin?
Türkiye Cumhuriyeti de bu nedenle devlet desteklerini kalkınmışlık seviyelerine göre vermeye başlamıştır. Kastamonu ili dördüncü bölgede yer almakla beraber bazı ilçeler ve OSB’ler (Organize Sanayi Bölgeleri) beşinci bölge teşviklerinden yararlanabilmektedir. Daha az gelişmiş bölgeler daha yüksek devlet desteğinden yararlanmaktadır. KUZKA gibi kalkınma ajansları bu amaçla projeler yürütmektedir. İnebolu gibi limanların, demiryolu hatlarının inşası sürmektedir. Sanayi ve Teknoloji bakanlığı, “Mega Endüstri Bölgeleri” planını açıklıyor. Bu planda Kastamonu dâhil 13 il (Kastamonu, Aksaray, Amasya, Ankara, Eskişehir, Hatay, Karaman, Kayseri, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde ve Yozgat) var. Mega Endüstri Bölgeleri planının yürütülmesi şart. Çünkü Anadolu’da sanayinin gelişmesi için mevcut şartlar yetmiyor. Bugün bir sanayici; yetişmiş kalifiye eleman bulma, tedarikçilere yakın olma, pazara yakın, Avrupa’ya ve lojistik imkânlara yakın olma gibi nedenlerden ötürü ters hilal bölgesinde faaliyet göstermeyi tercih ediyor. İstanbul’da devlet desteği daha düşük olmasına rağmen Anadolu’da değil İstanbul, Bursa, Kocaeli gibi sanayi merkezlerinde üretim tesisi açılması tercih edilmektedir. Açılan her yeni tesis de kalkınmışlık farkını fazlalaştırmaktadır. Kısaca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan Mega Endüstri Bölgeleri planı tüm endüstrilerin belli bir coğrafi bölgeye yığılmasını önlemek açısından önemlidir.