Geçen hafta değerli meslektaşlarım Prof. Dr. Alperen Kaymakçı ve Prof. Dr. Osman Sabri Kesbiç ile konuşuyorken bahsi geçti. Ben de bu haftaki konumu bulmuş oldum. Bazı okuyucularım soruyor. “Her hafta yazacak konuyu nasıl buluyorsun?”. Çevrede sohbet ederken bulabiliyorsun. Gündelik yaşamda görürüz. Bazen rakip firmaların birbirine çok yakın olduğunu görürüz. Örneğin; Kastamonu’da kafeler Kuzeykent’te Atatürk Heykeli ile İş Merkezi arasındaki bölgede yoğunlaşmıştır. Kuzeykent’te Tadım ve İkram dondurma yanyanadır. Bunların nedenlerini bu hafta yazacağız.
Elbette bu konuda araştırma yapan Alfred Marshall (Aglomerasyon ekonomileri), Harold Hotelling (Mekansal Rekabet), Michael Porter (Kümelenme Teorisi) gibi isimleri analım. Ama merak etmeyin, mümkün mertebe basit dille anlatacağım. Üniversitede ders verir gibi anlatmayacağım.
Belli bir işte uzmanlaşan biri olduğunuzu, bir işte usta olduğunuzu varsayalım. Mesela Mobilya ustasısınız. Nereye gidersiniz? İş bulabileceğiniz yere gidersiniz. Mobilya ustasıysanız Bursa İnegöl, Ankara Mobilyacılar sitesi, İstanbul Modoko, Kayseri OSB gibi yerlere yakın olmaya bakarsınız. Savunma sanayinde uzmanlaşan bir mühendisseniz Ankara’ya taşınırsınız. Firmalar da sizin gibi eleman aradığına göre bu merkezlerde toplanmayı tercih eder. Çünkü bu merkezlerde faaliyet gösterirse uzman personeli daha rahat bulabilir. En büyük rakibinin yanına fabrikasını açan firma illa mantıksız iş yapıyor değildir. Çünkü eğer bir çalışana ihtiyacı varsa bunu rakibinden transfer yaparak çözebilir veya rakibinde çalışmak isteyen ama işe girememiş birini işe alabilir.
Üstelik bu merkezlerde çalışmak bilginin yayılmasını da sağlar. Aynı endüstride ama rakip firmalarda çalışan arkadaşlarsınız. Hafta sonu ailecek pikniğe gittiniz ve mangal yaptınız. Burada elbette laf işten açılacak ve arkadaşınız size karşılaştığınız benzer bir sorunu nasıl çözdüğünü anlatacaktır. Bu da sizin verimliliğinizi artıracak, belki terfi alacak veya maaşınız yükselecektir. Elbette firma da bundan kazançlı çıkacaktır. Rakip firmadan birinin işten çıkıp sizde işe başladığını düşünelim. Rakip firmada işlerin nasıl yürüdüğü, sorunları nasıl çözdükleri hakkında bilgi sahibi olursunuz ve siz de bundan yararlanırsınız. Aynı şekilde sizde yapılan uygulamalar da yakın fabrikalardaki rakipler tarafından öğrenilir. Sonunda bir bakarsınız ki birbirine yakın firmalar, diğer firmalara nazaran daha başarılı olmuş. Bursa İnegöl’deki mobilyacılar, diğer yerlerde kurulmuş rakiplerinden daha başarılı olmuş. Firmalar innovasyon daha rahat yapar. Yakındaki rakiplerinden öğrendikleri bilginin üzerine yeni bir şey ekler ve maliyeti düşürüp kaliteyi artırırlar. Bunu da yakınlardaki diğer firmalar öğrenir ve onlar da aynısını yaparlar. Böylece yakın yerlerde kurulmuş firmalar hep bir arada daha başarılı olurlar.
Bir yerde aynı endüstriden rakip firmalar yoğunlaştıysa doğal olarak tedarikçiler de orada yoğunlaşır. Örneğin; Mobilyacılar Bursa İnegöl’de yoğunlaşınca düğmeciler, kumaşçılar, çiviciler vb. tedarikçiler de oraya yani pazara yakın olmak isterler. Çünkü onların müşterileri de Bursa İnegöl’dedir. Bu yeni kurulacak mobilya firmalarının da yer seçimini etkiler. Sadece tedarikçiler mi? Firmalar kredi vermek isteyen bankalar, firmalara yeni personel yetiştirecek meslek okulları veya Meslek yüksekokulları, çalışanlar için yemek hizmeti veren lokantalar… Hepsi buralara akın eder. Tedarikçilerin ve destekleyici kurumların yakınlarda bulunması nedeniyle ulaşım maliyetleri azalır. Mobilyacı, yakınındaki tedarikçiden ucuza mal tedarik edebilir. Çok sayıda mal üreten firmalar için bu önemli bir avantajdır. Bu avantaj da firmaların kuruluş yeri seçimini etkiler.
Şimdi kendinizi mobilya satın almak isteyen bir müşteri yerine koyun. Bursa veya İstanbul’da oturuyorsunuz. Nereye gidersiniz? Tek mobilyacının bulunduğu bir mağazaya mı yoksa Bursa İnegöl veya İstanbul Modoko’ya mı? Veya ailecek dondurma yemek istediniz. Kuzeykent’te Tadım ve İkram Dondurmanın yanyana olduğu yere gitmez misiniz? Gidersiniz. Neden? Çünkü birinde masa bulamazsanız diğerinde yiyebilirsiniz. Bursa İnegöl’e gidersiniz. Neden? Bir mobilyacıda istediğiniz tarzda ve kalitede mobilya yoksa diğerinde bulabilirsiniz. Firma için de bu önemlidir. Firma da müşterinin buralara gelmeyi tercih edeceğini bilir. Dolayısıyla yeni kurulacak firma da İnegöl veya Modoko’da işyeri açmayı tercih eder. Çünkü artık Pazar İnegöl ve Modoko’dur. Bir başka örnek üzerinde duralım. Kastamonu’da kafeler neden Kuzeykent’te yoğunlaşmıştır? Çünkü üniversite buradadır. Dolayısıyla müşteri hedef kitlesinin çoğu da Kuzeykent’tedir. Kastamonu devlet hastanesinin yakınlarında neden 6 tane eczane var? Çünkü ilacı hastalar alır ve hastalar da hastanededir.
O zaman kısaca anlatalım. Müşteri, firmayı çeker; firma da müşteriyi çeker. Tedarikçi firmayı; firma da tedarikçiyi çeker. Nitelikli işgücü, firmayı (işvereni), firma da nitelikli işgücünü çeker. Yakın yerlerde kurulmuş birkaç firma, diğer rakipleri çeker. Sonra bir bakarız ki firmalar yan yana kurulmuş. “Bu sence iyi bir şey mi?” diye soracaksınız. Evet. Bence iyidir. Firmaların verimliliği artar, innovasyon artar. Firmaların birbirine yakın olması nedeniyle müşteriyi çekmek isteyen firmalar daha rekabetçi davranır. Eğer firma sayısı çoksa aralarında anlaşma yapamazlar ve rekabet artar. Fiyatlar düşer. Müşteri de daha kaliteli malı daha ucuza aldığı için memnun kalır. İktisat teorisinde en çok arzuladığımız piyasaya (biz tam rekabet piyasası diyoruz) benzer bir durum ortaya çıkar.
Aklıma başka konu gelmezse önümüzdeki hafta Türkiye’de Sanayinin İstanbul-Kocaeli-Bursa üçgeninde (Ters Hilal) yoğunlaşması ve bölgeler arası kalkınmışlık farklarını yazmayı düşünüyorum. Yine aklınıza “Şu konuyu da yazılsa keşke” diye düşünürseniz Kastamonu İstiklal gazetesinde yazımın altına yorum biçiminde yazın. Son olarak “Neden Piyasa Sıkışık?” başlıklı yazımın altına “Biz neden gelişmiş ülkeler gibi stabil yaşamıyoruz. Devlet yöneticileri şöyle böyle” diye yazan değerli okuyucum. Seni okumadığımı sanma. Okudum. Devlet sıkı para ve maliye politikası uyguluyor ki toplam talep azalsın ve enflasyon düşsün. Yazımda bunun doğru olduğunu yazmıştım. Daha ne yapacak? Milleti daha fazla sıkamaz. Örneğin; “Deprem bölgesindeki evleri yapmıyorum, çünkü enflasyonu düşürmek istiyorum” diyemez ki canım. Devlet de doğal olarak deprem bölgesindeki evleri yapıyor. Ben de sana soruyorum. Sen vatandaş olarak ne yaptın? Esnafsan malının fiyatını zam üzerine zam mı yapıyorsun? Tüketiciysen devlet kemerini sıkarken sen elindeki tüm parayla tüketmeye devam mı ediyorsun? Zam yapan firmadan mal almaya devam mı ediyorsun? Çünkü bunları yaparak enflasyondan şikâyet ediyorsan diyecek bir şey yok.