Gündemde üniversite öğretim üyelerine getirilen Youtube yasağı ve Osmangazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara var. Bu konuyu işleyeceğiz ama genelin yaptığından farklı olarak iktisadi etkinlik açısından duruma bakacağız. Son olarak yaşanan Tera fon olayında ise iki profesörün adı geçti. Biz bu olayda daha çok asimetrik bilgi dediğimiz olayı anlatacağız.
Öncelikle Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara’dan başlayalım. Değerli meslektaşım başarılı bir akademisyen. Scholar verilerine baktığımızda 1500’den fazla atıfı olduğu, H indeksinin 15 olduğu görülüyor. Yani kısaca Türkiye’de başarılı akademisyenlerden biri. Eğitim için zamanında Güney Kore’ye gitmişti. Önce Youtube’da Akademiklink isimli bir kanal açıyor ve bu kanalda akademik yayınların nasıl yapılacağı, tezler ve araştırmalar, yayınlarda kullanılan bilgisayar programlarının nasıl kullanılacağı hakkında yayınlar yapıyor. Bu yayınları ben de takip ediyordum. Daha sonra popüler videolar da çekmeye başladı. Yazıyı yazarken kanala girdiğimde (ABD-İsrail-İran-Meksika gibi ülkeler, NATO zirvesi, çerçeve yasa, YÖK ve üniversiteler, markaların bizi nasıl kazıkladığı, hangi markaların daha iyi olduğu) çok farklı içeriklere rastlıyorum. Yani kanalın ilk içerikleri ile son içerikleri tamamen birbirinden farklı. Kişisel olarak son içeriklerini takip etmiyordum. Bu esnada çeşitli devlet üniversitelerinden YÖK’e başvurular yapılıyor ve bu başvurular sonucu YÖK, Maliye Bakanlığı’na görüş soruyor. Maliye Bakanlığı’nın değerlendirmeleri sonucunda da Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, resmi yazıyla akademisyenlerin Youtube ve benzeri kanallarda içerik üretmesi ve para kazanmasının uygun olmadığını yazıyor. Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara da farklı bir şey yapıyor ve internet üzerinden anket açarak izleyicilerine Youtube mu yoksa üniversite mi diye soruyor. Katılımcıların %53 gibi bir oranı da Youtube kanalı tercihinde bulunmasını istiyor. Bunun üzerine meslektaşım devlet üniversitesinden istifa edeceğini açıklıyor.
Şimdi biz olaya farklı yönden bakacağız. İktisadi etkinlik dediğimiz bir olay var. Ben basitleştirerek anlatacağım. Değerli meslektaşım iki işi birden yapıyor ve sonra birini bırakması gerekiyor. Ben iktisaden üniversitede çalışmasının daha doğru olacağını düşünüyorum. Bunun nedeni de iktisadi etkinlik. Değerli meslektaşımın yaptığı son içerikleri pek çok lise mezunu internet fenomeni yapıyor zaten. Hatta daha ilgi çekici yapanlar da var. Yani “X marka mı yoksa Y marka mı?” diye bir videoyu lise mezunu biri de aynı derecede başarılı hatta daha başarılı biçimde hazırlayabilir. Behçet hocamı kırmak istemem ama daha ilgi çekici içerikler görüyorum. Ama bir akademisyenin yapacağı akademik çalışmayı ancak belli sayıda kişi yapabilir. Yazının başında belirttim, başarısız bir akademisyen olsa belki “Giderse gitsin” diyebilirim. Ama 1500 atıf alan bir akademisyenden bahsediyorum. İkinci olarak oylamada %53 oranında Youtube kanalı tercihi çıkmış ama demek ki %47 de üniversite demiş. Bu oylamada genelde katılımcılar akademiklink kanalını takip edenlerden oluşuyor. Yani oy verenler tüm Türkiye’yi temsil etmiyor. Bu şuna benziyor. Nişantaşı’nda yaşayan Falanca hanım, etrafına soruyor ve hepsi “muhalefet seçimi alır” diyor. Falanca hanım da muhalefet olduğu için seviniyor ve Mehter marşıyla beklentiye giriyor. Sonra seçim sonuçları açıklanınca da İzmir marşıyla meydanlardan evine dönüyor. Yani Nişantaşı dışında da Türkiye olduğunu görüyor.
“Hocam! Tera Fon olayı da vardı” diyeceksiniz. Bu konuya da asimetrik bilgi dediğimiz çerçeveden bakacağız. İktisadi işlemlerde daima iki taraf vardır. Otomobili satan ve alan vardır. Banka ve bankaya para yatıran vardır. Banka ve kredi çeken vardır. Alıcı ve satıcı vardır. Bu iki taraftan biri diğerine göre daha fazla bilgiye sahiptir. Dolayısıyla daha çok bilgiye sahip olan avantajlıdır. Örneğin; otomobil alım satımında otomobil satıcısı, alıcıya göre daha fazla bilgiye sahiptir. Alıcı otomobilin iyi olup olmadığı konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığı için de piyasa fiyatından daha yüksek fiyat ödemeye razı değildir. İşte bu konuyu inceleyerek Akerlof isimli iktisatçı Nobel ekonomi ödülü almıştı. Finans piyasalarında da asimetrik bilgi sorunu vardır. Hangi fonlara ve yatırım araçlarına yatırım yapılması gerektiği konusunda banka daha fazla bilgiye sahiptir. Bu durumda elinde fon, para bulunan kişiler ise yeterince bilgiye sahip değildir. Bu kişiler yatırım kararı verirken çeşitli işaretlere bakarlar. Bankacı ve Profesörlerden uzman tavsiyesi alırlar. İşte tam burada biri çıkıp “Faiz oranları belli iken bilmem kaç katını kazandıracağız” derse yatırımcıların büyük kısmı bu adamı dinlemeye hatta bununla birlikte hareket etmeye başlar. Uzman olduğunu düşündüğü bazı kişilerin yönettiği fonlara paralarını yatırırlar.
Şimdi muhtemelen “Hocam! Adamlar paraları almış, dolayısıyla paralar adamlarda. Neden paraları ödeyemediler?” diye soracaksınız. Size burada likidite krizini anlatayım. Likidite, nakde dönüştürülme kolaylığıdır. Fonlar sizden veya başka vatandaşlardan topladığı parayı çeşitli hisse senetlerine veya başka araçlara yatırır. Şunu da ekleyelim. Bu fon, faize dayalı yatırım araçlarına da parayı yatırıyor. Sonra fona yatırım yapanların çoğunluğu paralarını çekmeye çalışırlarsa fon da eğer likiditesi düşük araçlara yatırım yaptıysa paraları geri ödeyemez ve temerrüde düşer. Bu konuyu şöyle düşünelim. Elimizdeki parayla 5 milyona ev aldık, evin değeri 8 milyona çıktı. Aniden alacaklınız çıkıp sizden 1 milyon isterse ödeyemeyebilirsiniz. Çünkü elinizde 8 milyonluk ev var ama 1 milyonluk nakit yok. Aynı şey bankalar için de geçerlidir. Bankalar da paranızın çok küçük kısmını kasada tutar. Bir kısmını da zorunlu karşılık olarak merkez bankasında tutar. Dolayısıyla mudilerin hepsi birden parasını çekmeye çalışırsa bankalar da hepsini ödeyemezler. Savcılık ve MASAK, fon yönetimi hakkında araştırmalar yapacak ve eğer suç unsuru varsa da adli süreç buna göre yürütülecek. Ancak savcılığın fon yöneten, fona para yatıran bazı kişiler hakkında tutuklama, maddi varlıklarına tedbir, yurtdışına çıkış yasağı gibi yaptırımlar istediği de ortada.
Sosyal medyada bu fonda parası olanların parasının devlet tarafından ödenmesi konusunda bir tartışmaya rastladım. Bunu yanlış buluyorum. Bunun gerekçelerini sıralayayım. Ben şimdi çeşitli devlet kurumlarının, savunma sanayi şirketlerinin hissesini aldığımda zarara uğrarsam devlet benim zararımı karşılıyor mu? Hayır. Karşılamamalı zaten. Ben düşündüm, taşındım ve bir karar aldım. Sonra bu kararın yanlış olduğu anlaşıldı. Zararımı neden diğer vatandaşlar ödesin? Birincisi; bu fona yatıranların zararını vergileriyle diğer vatandaşlar ödemek istemeyebilir. İkincisi; fon faizli yatırım araçlarını da kullanıyor. Sonuç olarak vatandaşların içinde faiz hassasiyeti olan çok sayıda kişi var. Bunlar da faizle para kazanan kişilerin zararını vergileriyle karşılamak istemeyebilirler. Üçüncüsü; Basına yansıdığına göre bu fona para yatıranlar arasında mağdur kişi sayısı oldukça az. Adam fona 1 koymuş, 100 almış, 100 TL’nin da büyük çoğunluğunu çekmiş. Böyle kazanç sağlayan başka yatırım araçları yok. Şimdi adamın 100 TL’sını neden bu kadar getiri sağlayamamış kişiler vergileriyle ödesin? Elbette fona özellikle son anda para yatıranlar arasında mağdur olanlar olabilir ama sayısı kaç?