Kastamonu üzerine yazmaya devam edeceğim. Çünkü bu memleketin konuşulmayan gerçekleri, görmezden gelinen sorunları ve artık yüzleşmek zorunda olduğumuz yanlışları var.
Bugün Kastamonuspor üzerinden bir gerçeği anlatacağım.
Ama mesele yalnızca futbol değil!
Mesele, Kastamonu'nun kendisine hizmet eden insanlara nasıl davrandığıdır. Mesele, değer üretmek yerine değer tüketen anlayıştır.
BİR OTEL ODASINDAN BAŞLAYAN HİKÂYE
Yıllar önce Kastamonuspor'un İstanbul Maltepe'de bir maçı olduğunu öğrendik.
Bize bunun ligde kalma mücadelesi olduğu söylendi ve davet edildik.
Sonradan öğrendik ki takım zaten amatör kümeye düşmüş. İstanbul'a yalnızca ligin son maçını oynamaya gelmiş.
Ama daha acı bir durum vardı.
Memleketimizin takımı Maltepe Dragos'ta kaldığı otelin ücretini ödeyemediği için otelden ayrılamıyordu.
Bunu öğrendiğimizde tek bir şey söyledik:
"Kastamonu'nun takımı İstanbul'da otel parası yüzünden mahsur kalamaz!"
Gereken ödemeyi yaptık.
Ne reklamını yaptık ne de karşılığında bir şey bekledik.
Çünkü mesele Kastamonu'ydu.
Takım küme düşmüştü ama biz memleketimizin adının düşmesine razı olamazdık.
KASTAMONUSPOR NASIL YENİDEN AYAĞA KALKTI?
2014 yılında Kastamonu Belediye Başkanı seçilen Tahsin Babaş, Tosyaspor üzerinden Bölgesel Amatör Lig'de yeni bir yapılanmaya giderek güçlü bir kadro oluşturdu.
Takım şampiyon oldu ve 3. Lig'e yükseldi.
2015 yılında milletvekili seçildiğimizde biz de Kastamonuspor'a elimizden gelen maddi ve manevi desteği verdik.
Yalnızca futbola değil, Kastamonu kadın hentbol takımına da destek olduk.
Çünkü sporun bir şehrin tanıtımında, gençliğinin gelişiminde ve ortak heyecan oluşturmasında ne kadar önemli olduğunu biliyorduk.
O dönemde Tahsin Babaş'ın öncülüğünde iyi bir yönetim oluşturuldu. Özellikle Kastamonu merkezindeki iş insanları kulübe ciddi destekler verdi.
Takım 2. Lig'e yükseldi.
Şehirde spor adına büyük bir heyecan oluştu.
Yeni bir stadyum yapılması için de bizzat ciddi girişimlerde bulundum. Dönemin Gençlik ve Spor Genel Müdürü ve Bakanımızla yaptığımız görüşmeler neticesinde 12.500 kişilik modern bir stadyum için söz aldık.
Ancak başarı geldikçe harcamalar büyüdü.
Bütçe disiplini zaman zaman ikinci plana itildi.
Tahsin Babaş'ın iyi niyetinden ve Kastamonuspor'a verdiği emekten şüphem yok. Ancak oğlu Metehan Babaş'ın kulüp başkanlığına getirilmesini yanlış bulduğumu kendisine de ifade ettim.
Çünkü spor kulüpleri kişilerin ve ailelerin değil, şehirlerin ortak değeridir.
Daha sonra yönetimler değişti, belediye başkanı değişti ve kulübün mali sorunları giderek ağırlaştı.
CENGİZ AYGÜN'E NE YAPTIK?
İşte asıl üzerinde durulması gereken mesele burasıdır.
Kulüp ekonomik darboğazdayken bir kurtarıcı arandı.
Sonunda Sayın Cengiz Aygün çıktı ve Kastamonuspor'a sahip çıktı.
Kolay bir dönemde değil, en zor zamanında!
Yaklaşık sekiz yıl boyunca büyük fedakârlıklar yaptı.
Kendi ifadesine göre kulüp için 560 milyon lira harcadı.
Dikkat edin!
560 MİLYON LİRA!
Bu rakamı söylemek kolay.
Peki, kaç kişi bu yükün altına girmeye cesaret edebilir?
Üstelik Cengiz Aygün yalnızca Kastamonuspor'a destek veren bir iş insanı değildi.
Kastamonu'nun ilçelerine, köylerine ve ihtiyaç sahiplerine uzanan pek çok yardım ve desteği oldu.
Memleketine gönül verdi.
Peki, karşılığında ne gördü?
Boş tribünler!
İlgisiz protokol!
Ortada görünmeyen siyasetçiler!
Sorumluluk almayan bürokrasi!
Elini taşın altına koymayan iş insanları!
Yeterli desteği sağlayamayan yerel yönetimler!
Bir insan daha ne kadar dayanabilir?
Bir kulüp neden tek bir kişinin omuzlarına bırakılır?
Kastamonu'nun koskoca iş dünyası, siyaseti, belediyeleri, sivil toplum kuruluşları neredeydi?
Cengiz Aygün sonunda yoruldu ve bırakma kararı aldı.
İşte o zaman eleştiriler başladı!
Düne kadar yükü omuzlayan insana, bugün hesap soranlar ortaya çıktı.
Ben de buradan soruyorum:
Siz bu takım için ne yaptınız?
Kaç maçına gittiniz?
Kaç kombine aldınız?
Kaç futbolcunun maaşına katkıda bulundunuz?
Kaç defa kulübün kapısını çalıp "Bir ihtiyacınız var mı?" diye sordunuz?
Yalnız bırakılan bir insanı, artık devam edemediği için suçlamak hangi vicdana sığar?
Elbette kulüp yönetimleri eleştirilebilir. Harcamalar, sportif kararlar ve mali tablolar sorgulanabilir.
Ama eleştiri başka, yıllarca verilen emeği yok saymak başkadır.
Kastamonu'da maalesef bazıları taşın altına elini koyanı değil, taşın altından elini çekeni konuşmayı tercih ediyor.
ŞİMDİ KULÜBÜ DEVRALANLARIN İŞİ KOLAY MI?
Bugün Kastamonuspor yeni bir yönetimle yoluna devam ediyor.
İnşallah başarılı olurlar, takım ligde kalır ve yeniden yükselişe geçer.
Ancak kimse kendisini kandırmasın.
Günümüz futbolunda ciddi bütçeler, güçlü sponsorluklar ve sürdürülebilir gelir kaynakları oluşturmadan profesyonel liglerde ayakta kalmak son derece zordur.
Bir kişinin cebine bakarak kulüp yönetme dönemi artık bitmelidir.
Kastamonuspor'un geleceği, bir kurtarıcıya değil, şehrin ortak iradesine dayanmalıdır.
"PEKİ SEN NE VERDİN?" DİYENLERE!
Biliyorum, bu yazıyı okuyan bazıları hemen soracak:
"Sen Kastamonuspor'a ne verdin?"
Cevabım açık.
Ben bu kulübe maddi de manevi de çok destek verdim.
Ama hiçbir zaman verdiğimi reklam malzemesi yapmadım.
Bir karşılık beklemedim.
Bilen biliyor.
Kastamonu'nun kayıtları da yapılan çalışmalar da ortadadır.
Benim anlayışımda memlekete hizmet, yapılan yardımın fotoğrafını çektirmek değildir.
Hizmet, ihtiyaç olduğunda orada olmaktır.
ASIL MESELE KASTAMONUSPOR DEĞİL, KASTAMONU'NUN ZİHNİYET SORUNUDUR!
Şimdi gelelim meselenin en can alıcı noktasına.
Biz yıllardır Kastamonu neden gelişmiyor, neden yatırım gelmiyor, neden iş insanları memleketlerine yatırım yapmıyor diye konuşuyoruz.
Ben de son yazılarımda bunun nedenlerini anlatmaya çalışıyorum.
Ama görüyorum ki asıl sorun yalnızca altyapı, iş gücü veya sermaye meselesi değil.
Bizim çok ciddi bir zihniyet sorunumuz var!
İstanbul'da, Ankara'da ve Türkiye'nin farklı şehirlerinde yetişmiş, iş kurmuş, istihdam sağlamış, başarılı olmuş Kastamonulu insanlarımız var.
Bu insanlar memleketlerine katkı sunmak istiyor.
Ama ne yazık ki bir süre sonra bazı çevrelerin anlamsız rekabeti, kıskançlığı ve dışlayıcı tavırlarıyla karşılaşıyorlar.
Bizzat bana gönderilen bir mesajdaki ifadeyi paylaşmak istiyorum:
"Sizler bu şehrin minderine dışarıdan geldiniz ve oturdunuz. Gölge yapıyorsunuz. Bu saatten sonra gölge etmeyin, gidin!"
Düşünebiliyor musunuz?
Kastamonu'ya hizmet etmek isteyen, bu şehirde milletvekilliği yapmış, sanayici kimliğiyle üretmiş, yatırım ve istihdam için mücadele etmiş bir insana söylenen söz bu!
Üstelik bu anlayışın temsilcileri arasında kendisini sivil toplum kuruluşlarının içinde konumlandıran kişiler de bulunuyor.
Şimdi soruyorum:
Kastamonu kimin tapulu malı?
Bu şehrin sahibi birkaç kişi mi?
İstanbul'da yaşayan Kastamonulu, Kastamonulu değil mi?
Ankara'da fabrikası olan, Gebze'de üretim yapan, dünyanın dört bir yanına ihracat gerçekleştiren hemşerilerimizin bu şehirde söz söylemeye hakkı yok mu?
Kastamonu'yu sevmek için mutlaka Kastamonu merkezinde mi oturmak gerekiyor?
Bu nasıl bir anlayıştır?
Bu nasıl bir hemşericiliktir?
Bu nasıl bir sivil toplum zihniyetidir?
Sivil toplum kuruluşları insanları birleştirmek için vardır, şehrin kapısına bekçilik yapmak için değil!
Bir insanın Kastamonu'ya katkısını sorgulayabilirsiniz. Fikirlerini eleştirebilirsiniz. Hatta karşı çıkabilirsiniz.
Ama kimse memleketine hizmet etmek isteyen bir insana "Dışarıdan geldin, git!" deme hakkını kendisinde göremez.
Kastamonu kimsenin şahsi mülkü değildir!
BİZ DEĞERLERİMİZİ NEDEN KÜSTÜRÜYORUZ?
Bugün Cengiz Aygün örneğini konuşuyoruz.
Dün başka iş insanlarını konuştuk.
Yarın kimleri konuşacağız?
Kastamonu'ya yatırım yapmak isteyen sanayiciyi yeterince destekleyemiyoruz.
Spor kulübüne sahip çıkan insanı yalnız bırakıyoruz.
Şehrin sorunlarını dile getirenleri hedef alıyoruz.
Dışarıdan gelen hemşerilerimizi rakip görüyoruz.
Sonra da oturup soruyoruz:
"Kastamonu neden gelişmiyor?"
Çünkü biz bazen başarısızlığa üzülmekten çok, başarılı insanların önünü kesmekle meşgul oluyoruz!
Birlikte iş yapmayı öğrenemiyoruz.
Ortak başarıyı paylaşamıyoruz.
Bir başkasının katkısını takdir etmek yerine, o katkının arkasında başka hesaplar arıyoruz.
Herkes memleket sevdasından bahsediyor ama iş fedakârlığa gelince ortada çok az insan kalıyor.
Herkes Kastamonuspor'u seviyor ama tribünler boş.
Herkes yatırım istiyor ama yatırımcı sorun yaşadığında yanında kimse yok.
Herkes birlikten söz ediyor ama bir başkası öne çıktığında rahatsız oluyor.
Bu çelişkiyle Kastamonu'nun kalkınmasını beklemek hayalciliktir!
ARTIK SUSMAYACAĞIM!
Ben bu memlekete hizmet etmek için mücadele ettim.
Milletvekilliği yaptığım dönemde de sonrasında da Kastamonu'nun meselelerini kendi meselem bildim.
Organize sanayi bölgelerinden yollara, yatırımlardan istihdama, spordan sosyal projelere kadar birçok konuda elimden gelen gayreti gösterdim.
Eksiklerimiz olmuş olabilir.
Hatalarımız da olabilir.
Ama kimse bizim memleket sevgimizi ve hizmet etme irademizi sorgulayamaz.
Hele ki hiçbir sorumluluk almadan, hiçbir risk üstlenmeden, yalnızca başkalarının emeğini küçümseyerek kendisine alan açmaya çalışanlar hiç sorgulayamaz!
Biz Kastamonu'ya kimsenin minderine oturmaya gelmedik. Biz o minderi büyütmeye, bu şehrin imkânlarını artırmaya, gençlerine gelecek hazırlamaya çalıştık.
Kendisini şehrin sahibi zannedenlere de açıkça söylüyorum:
Biz gölge etmeye değil, Kastamonu'nun geleceğine ışık tutmaya çalışıyoruz.
Bundan rahatsız olanlar önce kendi yaptıklarına baksın!
Hangi yatırımı kazandırmışlar?
Kaç kişiye iş imkânı oluşturmuşlar?
Hangi zor durumda bir hemşerimizin yanında durmuşlar?
Hangi projede sorumluluk almışlar?
Eleştirmek kolaydır.
Asıl mesele üretmek, mücadele etmek ve bedel ödemektir.
SON SÖZÜM KASTAMONU'YA!
Kastamonuspor'un yaşadıkları aslında şehrimizin daha büyük bir sorununun küçük bir fotoğrafıdır.
Bugün Cengiz Aygün'e yapılan vefasızlığı konuşmazsak, yarın başka bir hemşerimiz aynı hayal kırıklığını yaşayacaktır.
Bu şehir artık insanlarını küstürmekten vazgeçmelidir.
Kastamonu'nun İstanbul'daki, Ankara'daki, Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanındaki bütün değerlerine ihtiyacı var.
Kimsenin kimseyi dışlama lüksü yok.
Kastamonu'nun kaybedecek ne zamanı ne de insanı kaldı!
Artık kimin nereden geldiğini değil, bu şehir için ne yaptığını konuşmalıyız.
Kimin öne çıktığını değil, Kastamonu'nun ne kazandığını önemsemeliyiz.
Ve en önemlisi, memleketine sahip çıkan insanları yalnız bırakmamalıyız.
Çünkü şunu herkes iyi bilsin:
Bir şehrin en büyük kaybı, bir fabrikayı, bir yatırımı veya bir futbol kulübünü kaybetmesi değildir.
En büyük kayıp, o şehre gönül veren insanların artık oraya hizmet etmek istememesidir.
Kastamonu'nun asıl tehlikesi de budur!
Murat Demir
26. Dönem AK Parti Kastamonu Milletvekili / Sanayici
Ulusal-Yerel Ortak Yayın / OGÜNHaber-Kastamonu İstiklal