26. Dönem AK Parti Kastamonu Milletvekili Murat Demir, Ogünhaber’de yayımlanan “Asıl mesele yatırım değil, birlik olamamak!” başlıklı yeni köşe yazısında, Kastamonu’nun kalkınmasının önündeki engellere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Önceki yazısının ardından gelen eleştirilere de değinen Demir, bazı kişilerin yazının tamamını okumadan yalnızca başlığı üzerinden hüküm verdiğini savundu. Kastamonu’nun sorununun yalnızca yatırım eksikliği olmadığını belirten Demir, mevcut insan gücü, sermaye ve siyasi birikimin ortak hedeflerde buluşturulamadığını ifade etti.
“MEVCUT DENGELER BOZULMASIN” ELEŞTİRİSİ
Milletvekilliği dönemindeki deneyimlerinden hareketle şehirdeki bazı çevrelerin yaklaşımını eleştiren Demir, siyasetin, sivil toplumun ve iş dünyasının Kastamonu’nun geleceğine ilişkin ortak bir hedefinin bulunup bulunmadığını sorguladı.
Bazı siyasi çevrelerde dışarıdan gelecek kişilere kapalı, bazı sivil toplum çevrelerinde mevcut düzeni korumaya dönük, bazı iş dünyası çevrelerinde ise ekonomik dengelerin değişmesini istemeyen bir anlayışla karşılaştığını savunan Demir, herkesi aynı kapsamda değerlendirmediğini de vurguladı.
"KASTAMONU KİMSENİN ŞAHSİ MÜLKÜ DEĞİLDİR"
Memleketi için mücadele eden siyasetçilerin, iş insanlarının ve sivil toplum temsilcilerinin bulunduğunu belirten Demir, şu ifadeleri kullandı:
“Bir şehrin geleceği, birkaç kişinin makamından, birkaç kurumun konumundan, birkaç çevrenin alışılmış düzeninden çok daha değerlidir. Kimse kusura bakmasın! Kastamonu kimsenin şahsi mülkü değildir. Bu şehir hepimizindir. Ve bu şehrin geleceği, dar çevrelerin hesaplarına teslim edilemez.”
“AJANDAMDA KAYITLIDIR, GÜNÜ GELDİĞİNDE KONUŞULUR”
Yaklaşık iki buçuk yıl süren milletvekilliği döneminde Kastamonu’nun yatırımlara kavuşması için mücadele ettiğini belirten Demir, yürüttüğü çalışmalara ilişkin de dikkat çeken bir açıklama yaptı.
Demir, “Attığım adımlar, yaptığım görüşmeler, takip ettiğim projeler, verdiğim mücadeleler ajandamda kayıtlıdır. Günü geldiğinde bunlar da konuşulur” ifadelerine yer verdi.
Bugün geçmişten çok geleceğe odaklanmak istediğini kaydeden Demir, Kastamonu’nun kaybedecek zamanının kalmadığını dile getirdi.
KAST EXPO İÇİN “NEDEN HEP BİRLİKTE SAHİP ÇIKMADIK?” SORUSU
Kastamonulular arasındaki birlik sorununa KAST EXPO üzerinden örnek veren Demir, Hüseyin Karadeniz’in öncülüğünde başlayan girişimi, iş insanlarının tanışması, ticari ilişkiler geliştirmesi ve ortak projeler üretmesi bakımından önemli bir fırsat olarak gördüğünü belirtti.
Demir, süreç içerisinde girişimin kurucusunun elinden çıktığını ileri sürerek, “Neden hep birlikte sahip çıkmadık? Neden bu hareketi daha da büyütmedik? Neden Kastamonu’nun ortak başarısını bir kişinin veya grubun başarısı olarak görme yanlışına düştük?” sorularını yöneltti.
Benzer başka olaylar da anlatabileceğini ifade eden Demir, amacının kişileri hedef almak değil, yanlış bulduğu anlayışları sorgulamak olduğunu kaydetti.
DERNEK VE VAKIFLARA ORTAK ÇATI ÇAĞRISI
Yazısında Kastamonu Kalkınma Vakfı, Kastamonulular Platformu, KASDER, KASİAD ve KASKON gibi kuruluşlara da değinen Demir, bu yapıların geçmişteki emeklerini teslim etmekle birlikte, neden ortak bir Kastamonu iradesi oluşturulamadığını sordu.
Kurum sayısının fazlalığının tek başına güç anlamına gelmediğini belirten Demir, mevcut kuruluşların kimliklerini koruyarak ortak hedeflerde buluşabileceği kapsayıcı bir üst çatı önerdi.
İnebolu Limanı, demir yolu, Karadeniz Sahil Yolu ve sanayi yatırımları konusunda ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
"SANAYİCİYİ MEMLEKETİNDE TUTABİLMEK DE ÖNEMLİ”
Önceki yazısının ardından çok sayıda telefon aldığını aktaran Demir, İstanbul’daki yatırımlarını Kastamonu’ya taşımış bir iş insanının da kendisine yaşadığı güçlükleri anlattığını belirtti.
Yatırım yapmayanlara sitem edilirken yatırım yapanların karşılaştığı sorunların da dinlenmesi gerektiğini ifade eden Demir, bir yatırımcının olumsuz deneyiminin diğer yatırımcıların kararlarını etkileyebileceğine dikkat çekti.
Demir, “Bir sanayiciyi memleketine kazandırmak kadar, onu memleketinde tutabilmek de önemlidir” değerlendirmesinde bulundu.
“KİMİN BAŞKAN OLACAĞI DEĞİL, HANGİ YATIRIMIN GELECEĞİ TARTIŞILMALI”
Nitelikli iş gücü, genç nüfusun şehirde tutulması, ulaşım ve lojistik altyapısının geliştirilmesi gerektiğini belirten Demir; sanayicilerin, üniversitenin, yerel yönetimlerin, siyasi temsilcilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak bir kalkınma masasında buluşmasını istedi.
Bu masanın önceliğinin projeler olması gerektiğini vurgulayan Demir, çağrısını şu sözlerle dile getirdi:
“Bu masada makam paylaşımı değil, proje konuşulmalıdır. Kimin başkan olacağı değil, hangi yatırımın geleceği tartışılmalıdır. Kimin öne çıkacağı değil, Kastamonu’nun nasıl büyüyeceği konuşulmalıdır.”
Asıl mesele yatırım değil, birlik olamamak!
Murat Demir
26. Dönem AK Parti Kastamonu Milletvekili / Sanayici
Yıllardır aynı soruları soruyoruz:
-Kastamonu neden gelişmiyor?
-Neden büyük yatırımlar gelmiyor?
-Neden İstanbul'da ve Türkiye'nin dört bir yanında büyük sanayi kuruluşlarına sahip Kastamonulu iş insanları, yatırımlarını kendi memleketlerine taşımıyor?
Bu sorular hepimizin ortak derdi.
Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım yazıda, bu sorulara bir sanayicinin ve geçmişte Kastamonu milletvekilliği yapmış bir insanın penceresinden cevap vermeye çalıştım.
Ancak gördüm ki bazıları yazının tamamını okumadan, yalnızca başlığına bakarak hüküm vermeyi tercih ediyor.
Maalesef bizim en büyük sorunlarımızdan biri de bu.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, çözüm üretmeden eleştirmek, sorumluluk almadan konuşmak!
Oysa mesele son derece açık.
Bir yatırımcı neden bir bölgeye yatırım yapar?
Sadece orada doğduğu için mi?
Sadece memleket sevgisiyle mi?
Elbette hayır!
Yatırımcı, yatırımının geleceğini düşünür. Üretimini, maliyetlerini, ulaşım imkânlarını, iş gücünü, pazarını ve sürdürülebilirliğini hesaplar.
Memleket sevgisi yatırım kararında önemli bir duygudur. Ancak ekonomik gerçeklerin yerini hiçbir zaman tek başına alamaz.
KASTAMONU'YA YATIRIM İSTİYORSAK ÖNCE YATIRIMIN ŞARTLARINI OLUŞTURMALIYIZ
Kastamonu'nun sanayileşmesi için öncelikle çözmemiz gereken temel meseleler var.
Birincisi, iş gücü ve genç nüfus meselesi.
Gençlerimizi memleketimizde tutamıyoruz. Nitelikli iş gücümüzü kaybediyoruz. Sanayicinin ihtiyaç duyduğu teknik eleman ve yetişmiş personel konusunda ciddi sorunlarımız var.
İkincisi, ulaşım ve lojistik altyapısı.
İnebolu Limanı'nın etkin kullanılması ve geliştirilmesi, İnebolu-Kastamonu yolunun sanayinin ihtiyaçlarına cevap verecek seviyeye getirilmesi hayati önemdedir.
Karadeniz Sahil Yolu'nun özellikle Çatalzeytin-Cide-Kurucaşile güzergâhındaki eksikliklerinin tamamlanması yalnızca bir ulaşım meselesi değildir.
Bu, bölgenin ekonomik geleceği meselesidir.
Demiryolu bağlantısı ise Kastamonu'nun sanayi ve lojistik geleceği açısından mutlaka ciddi biçimde ele alınmalıdır.
Üçüncüsü, güçlü ve sonuç alabilen siyasi irade.
Bu yatırımların hayata geçirilmesi için Ankara'da etkin takip, kararlı siyasi irade ve ortak bir şehir vizyonu gerekiyor.
Siyaset yalnızca seçim kazanmak değildir.
Siyaset, temsil ettiğiniz şehrin geleceğine yön verebilme sorumluluğudur.
BEN BU ŞEHRİN MİLLETVEKİLLİĞİNİ YAPTIM, YAŞADIKLARIMI DA BİLİYORUM!
Yaklaşık iki buçuk yıl Kastamonu milletvekilliği yaptım.
Bir şehrin köklü sorunlarını çözmek için oldukça kısa bir süre.
Ama benim tek bir hedefim vardı:
Kastamonu'yu ayağa kaldırmak, bu şehrin hak ettiği yatırımlara kavuşması için mücadele etmek.
Bu mücadeleyi verdiğime inanıyorum.
Neler yaptığımı burada uzun uzun anlatmak istemiyorum.
Ancak şunu söyleyebilirim:
Attığım adımlar, yaptığım görüşmeler, takip ettiğim projeler, verdiğim mücadeleler ajandamda kayıtlıdır.
Günü geldiğinde bunlar da konuşulur.
Bugün geçmişin hesabını açmaktan çok geleceğin hesabını yapmak istiyorum.
Çünkü Kastamonu'nun kaybedecek zamanı kalmadı.
PEKİ KASTAMONU'NUN MERKEZİNDEKİ DİNAMİKLER GERÇEKTEN NE İSTİYOR?
İşte asıl tartışmamız gereken meselelerden biri budur.
Kastamonu'da siyasetin, sivil toplum kuruluşlarının ve iş dünyasının şehrin geleceğine ilişkin ortak bir hedefi var mı?
Yoksa mevcut konumlarını korumak mı daha önemli?
Milletvekilliğim döneminde yaşadıklarımdan hareketle üzülerek ifade ediyorum:
Bazı siyasi çevrelerde sanki şöyle bir anlayış hâkim:
“Biz böyle iyiyiz, dışarıdan kimse gelmesin.”
Bazı sivil toplum çevrelerinde:
“Bizim düzenimiz var, kimse bize dokunmasın.”
Bazı iş dünyası çevrelerinde ise:
“Kendi ölçeğimizde işlerimiz yürüyor, mevcut dengeler bozulmasın.”
Elbette herkesi aynı kefeye koymuyorum.
Memleketi için samimiyetle mücadele eden siyasetçilerimiz, iş insanlarımız ve sivil toplum temsilcilerimiz var.
Ancak karşılaştığım bu anlayışın Kastamonu'nun gelişmesinin önünde önemli bir engel olduğunu da görmezden gelemem.
Şunu açıkça ifade ediyorum:
Bir şehrin geleceği, birkaç kişinin makamından, birkaç kurumun konumundan, birkaç çevrenin alışılmış düzeninden çok daha değerlidir.
Kimse kusura bakmasın!
Kastamonu kimsenin şahsi mülkü değildir.
Bu şehir hepimizindir.
Ve bu şehrin geleceği, dar çevrelerin hesaplarına teslim edilemez.
İSTANBUL'DAKİ KASTAMONULULAR PEKİ NE YAPIYOR?
Gelelim meselenin diğer tarafına.
İstanbul'da ve Türkiye'nin farklı şehirlerinde çok güçlü bir Kastamonulu sanayici ve iş insanı topluluğumuz var.
Demir çelikten makine sanayisine, denizcilikten enerjiye, inşaattan ihracata kadar pek çok alanda söz sahibi hemşerilerimiz bulunuyor.
Bunlarla gurur duyuyoruz.
Ama aynı başarıyı birlik ve beraberlik konusunda gösterebiliyor muyuz?
Maalesef hayır!
Siyasette ayrışıyoruz.
Sivil toplumda ayrışıyoruz.
İş dünyasında ayrışıyoruz.
Bir hemşerimiz bir çalışma başlatıyor, destek olmak yerine alternatifini oluşturmaya çalışıyoruz.
Bir başkası öne çıkıyor, birlikte yürümek yerine onun önünü kesmeye uğraşıyoruz.
Sonra dönüp soruyoruz:
“Kastamonu neden gelişmiyor?”
İşte cevaplardan biri tam da burada!
KAST EXPO ÖRNEĞİNİ NEDEN UNUTAMIYORUM?
Hüseyin Karadeniz'in öncülüğünde başlayan KAST EXPO hareketini hatırlıyorum.
Çok heyecanlanmıştım.
Çünkü bu organizasyon yalnızca bir fuar değildi.
Siyaseti, ticareti, sivil toplumu, sanayiciyi ve vatandaşımızı aynı çatı altında buluşturabilecek önemli bir adımdı.
Kastamonulu iş insanlarının birbirini tanıması, ticari ilişkiler geliştirmesi ve ortak projeler üretmesi açısından büyük bir fırsattı.
Ancak süreç içerisinde yaşanan gelişmelerle bu girişimin kurucusunun elinden çıktığını gördük.
Ben hâlâ soruyorum:
Ne gerek vardı?
Neden hep birlikte sahip çıkmadık?
Neden bu hareketi daha da büyütmedik?
Neden Kastamonu'nun ortak başarısını bir kişinin veya grubun başarısı olarak görme yanlışına düştük?
Bu yalnızca bir örnek.
Benzer çok sayıda hadiseyi anlatabilirim.
Hatta bazılarını bütün ayrıntılarıyla anlatsam, birilerinin oldukça rahatsız olacağını da biliyorum.
Ama bugün amacım kişileri hedef almak değil, yanlış anlayışları sorgulamaktır.
GÜÇLÜ SANAYİCİLERİMİZ VAR, PEKİ GÜÇLÜ BİR SİVİL TOPLUM YAPIMIZ VAR MI?
Kastamonu Kalkınma Vakfı (KKV), Kastamonulular Platformu, KASDER, KASİAD, KASKON ve daha pek çok dernek, vakıf, federasyon ve platformumuz var.
Her birinin geçmişte yaptığı kıymetli çalışmalar, verdiği emekler mutlaka vardır.
Kimsenin emeğini inkâr etmiyorum.
Ama şu soruyu sormak zorundayız:
-Bu kadar çok kuruluşumuz varken neden ortak bir Kastamonu iradesi oluşturamıyoruz?
-Neden Kastamonu'nun büyük meselelerinde aynı masaya oturamıyoruz?
-Neden İnebolu Limanı için, demiryolu için, Karadeniz Sahil Yolu için, sanayi yatırımları için tek ses olamıyoruz?
-Neden İstanbul'daki güçlü sanayicilerimizle Kastamonu'daki yatırım imkânlarını buluşturacak kalıcı bir organizasyon kuramıyoruz?
Kurum sayısının çokluğu tek başına güç değildir.
Asıl güç, ortak hedef etrafında birleşebilme kabiliyetidir.
Benim önerim açık:
Kurumlarımızın isimlerini, geçmişlerini ve emeklerini yok saymadan; hepsini ortak hedeflerde buluşturacak güçlü, kapsayıcı ve tek ses olabilen bir üst çatı oluşturmalıyız.
Kastamonu'nun geleceğini kişisel rekabetlerin üzerine çıkarmalıyız.
YAZIMDAN SONRA GELEN TELEFONLAR BANA ÇOK ŞEY ANLATTI
Önceki yazımdan sonra çok sayıda telefon aldım.
Arayanlar arasında İstanbul'daki yatırımlarını Kastamonu'ya taşımış bir iş insanı hemşerimiz de vardı.
Memleketine yatırım yapmak için verdiği mücadeleyi, karşılaştığı güçlükleri, yaşadığı sıkıntıları uzun uzun anlattı.
Anlattıkları, aslında üzerinde durduğum meselelerin ne kadar gerçek olduğunu bir kez daha gösterdi.
Buradan bir çağrıda bulunuyorum:
Kastamonu'ya yatırım yapan insanlarımızı yalnız bırakmayalım.
Yatırım yapmayanlara sürekli sitem etmek yerine, yatırım yapanların hangi sorunlarla karşılaştığını da soralım.
Çünkü bir yatırımcının yaşadığı olumsuz tecrübe, başka yatırımcıların kararlarını da etkiler.
Bir sanayiciyi memleketine kazandırmak kadar, onu memleketinde tutabilmek de önemlidir.
ARTIK ŞİKÂYET DEĞİL, ORTAK AKIL ÜRETMELİYİZ
Ben sanayiciyim.
Yatırımın ne demek olduğunu, istihdam oluşturmanın ne kadar zor olduğunu, üretimin ve ihracatın hangi şartlarda gerçekleştiğini biliyorum.
Aynı zamanda bu şehrin milletvekilliğini yapmış bir insanım.
Hem iş dünyasının hem siyasetin içinde yaşadım.
Dolayısıyla bu meseleye dışarıdan bakmıyorum.
Gördüklerimden, yaşadıklarımdan ve tecrübelerimden hareketle konuşuyorum.
Artık Kastamonu için yeni bir anlayışa ihtiyacımız var.
İstanbul'daki ve Türkiye genelindeki Kastamonulu sanayicilerimiz, Kastamonu'daki iş dünyamız, üniversitemiz, yerel yönetimlerimiz, siyasi temsilcilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız ortak bir kalkınma masasında buluşmalıdır.
Bu masada makam paylaşımı değil, proje konuşulmalıdır.
Kimin başkan olacağı değil, hangi yatırımın geleceği tartışılmalıdır.
Kimin öne çıkacağı değil, Kastamonu'nun nasıl büyüyeceği konuşulmalıdır.
Gençlerimize nasıl iş bulacağımızı, sanayicimize nasıl alan açacağımızı, ulaşım ve lojistik sorunlarını nasıl çözeceğimizi konuşmalıyız.
Ve her şeyden önemlisi, konuşulanların takipçisi olmalıyız.
SON SÖZÜM ŞUDUR!
Kastamonu'nun sorunu yalnızca yatırım eksikliği değildir.
Kastamonu'nun sorunu, sahip olduğu büyük insan gücünü, sermayeyi, siyasi birikimi ve hemşerilik bağlarını ortak bir hedefe dönüştürememesidir.
Bizim potansiyelimiz var.
Sanayicimiz var.
Sermayemiz var.
Tarihimiz var.
Doğal kaynaklarımız var.
Çalışkan insanımız var.
Ama bunları birleştirecek güçlü bir ortak iradeye ihtiyacımız var.
Herkes Kastamonu'yu sevdiğini söylüyor.
Peki, Kastamonu için kendi makamından, kendi hesabından, kendi çevresinin çıkarından vazgeçebilecek kaç kişi var?
İşte asıl soru budur!
Unutmayalım:
Kastamonu'nun kalkınması için önce yolları, limanları ve sanayi altyapısını geliştirmeliyiz. Ama hepsinden önce birbirimize ördüğümüz duvarları yıkmalıyız.
Çünkü birlik olamayanların gücü dağılır.
Gücü dağılanların sözü zayıflar.
Sözü zayıflayanların da büyük hedeflere ulaşması zorlaşır.




