Gündemimiz doğal olarak Avrupa’da bazı ülkelerde (Fransa ve İtalya başta olmak üzere) artan yağma olayları ve protestolar…

Fransa, 1789 ihtilali nedeniyle Dünya tarihinde önem arz eden bir ülke. Hatırlatalım. Fransa’da kral ve soylular çok lüks bir yaşam sürerken ortalama vatandaşlar gündelik gıda ihtiyaçlarını (ekmek) bile karşılamakta zorluk çekiyordu. Bunun sonucunda Bastille hapishanesi basılması ile başlayan ihtilal, kral ve soyluların giyotinle idamı ile sonuçlanmıştı. Temel sorun ekonomide gelir dağılımı bozukluğuydu. Kral ve asiller, halkın sorunlarını anlamıyordu. Hatta kraliçe Marianne Antoniette’nin meşhur sözü “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler”, kral ve asillerin halka ne kadar uzak olduğunu gösteriyordu.

Şimdi günümüze gelelim. Önce aşağıdaki tabloya bakalım. Tabloda satın alma gücü paritesine göre kişi başına milli gelir rakamları (ABD doları cinsinden) var. Veriler Dünya bankasından alınmıştır. Belki neden satın alma gücü paritesine göre olduğunu sorabilirsiniz. Gelişmiş ülkelerde özellikle dış ticarete konu olmayan mal ve hizmetler çok daha pahalıdır. Örneğin; Paris’te kiralar, berber, elektrikçi fiyatları ile Kastamonu’daki dolayısıyla normal GSYİH rakamını alırsak bize refah hakkında eksik bilgi verir. Bu nedenle satınalma gücü paritesine göre rakamları ele aldım.

Tablo. Satın alma gücü paritesine göre kişi başına milli gelir ($)

2023

2024

2025

Fransa

60.927

62.524

63.975

İtalya

60.349

62.292

62.802

Tablodan gördüğümüz birinci sonuç her iki ülkenin de kişi başına milli gelirinin oldukça yüksek olduğudur. Türkiye’nin 2025 yılında satın alma gücü paritesine göre kişi başına milli geliri 45.288$ olduğunu verirsek bu iki ülkenin zenginliğini daha rahat anlayabilirsiniz. Son hesaplamalara göre Türkiye de artık yüksek gelirli ülkeler arasında yer alıyor. Kısaca bu iki ülke de zengin. İkinci sonuç da şu. Her iki ülke de 2025 yılında milli gelirini 2023 ve 2024 yılına göre artırmış. Şimdi “Adamlar hem zengin hem de kişi başına gelirlerini artırmışlar. Dertleri ne bunların?” diyeceksiniz. Öncelikle belirtelim. Fransa ve İtalya’daki bu patlamanın arkasında gençlerin manevi boşlukta olması, aile kurumunun zayıflaması gibi ahlaki ve kültürel sebepler şüphesiz vardır; ancak biz bu yazıda meselenin iktisadi ve mali boyutunu ele alacağız.

Gelir dağılımı adaletini ölçmek için Gini katsayılarına bakılır. Gini katsayıları ne kadar düşükse gelir dağılımı o kadar adaletli dağıtılmıştır. 2023 yılında Fransa için bu rakam 31,8 ve İtalya için de 34,3. Bu rakamlar da çok düşük de değil, çok yüksek de değil. Norveç, İsveç, Finlandiya gibi ülkelerde Gini katsayıları 30’dan düşük ama ABD gibi ülkelerde bu rakamlar 40’larda geziyor. 2022 yılına göre 2023 yılında bu rakamlar yükselmiş yani gelir dağılımı bozulmuş. Özet geçeyim. Bu iki ülke de gelir dağılımı adaleti çok düşük değil ve 2023 yılında sınırlı da olsa kötüleşmiş. 2024 ve 2025 rakamları daha açıklanmamış ama bir miktar daha kötüleşmesi büyük ihtimal. Ancak yine de rakamlar bu derece yoğun protestolar ve yağmalamalar için yeterli fikir vermiyor. Bunun nedenini Gini katsayılarının gelir odaklı olması ama servet eşitsizliği hakkında fikir vermemesi olarak görebiliriz. Yani ev ve arsa sahiplerinin serveti artar ama Gini katsayıları bunun hakkında bize bilgi vermez.

O halde sorun ne? Birincisi; Fransa ve İtalya’nın ortak bir yanı var. Afrika başta olmak üzere gelişmemiş ülkelerden yoğun göç alınıyor. Fransa’nın tarihte Afrika’yı sömürgeleştirdiğini hatırlatalım. Afrika fakir kalınca, Afrikalılar da zengin olan yerlere (Fransa, İtalya vb. Avrupa ülkeleri) göç ettiler. Gelir dağılımı adaleti istatistikleri çok iyi değil ama kötü de değil. Ancak göçmenler ile diğerleri arasındaki gelir dağılımı farklarının ne derece ölçüldüğü tam net değil. Sosyal medyada bu iki ülkede evsizler, Afrika kökenlilerin Fransa ve İtalya’da yaşadığı yerler gösteriliyor. Siz de bakabilirsiniz. Bazı semtler oldukça kötü. Ortalık çok pis. Türkiye’de ve Kastamonu’da tanık olmadığımız derecede kirli bir ortam var. Bunları görünce Fransa ve İtalya’da Gini katsayıları (gelir dağılımı adaleti istatistikleri) hakkında kafamıızda soru işaretleri oluşuyor. Muhtemelen İstatistik bürolarının Gini katsayılarının ölçüm yöntemini değiştirmesi gerekebilir. Fransa ve İtalya’da ikili işgücü piyasası varlığı da bilinen bir gerçek. Yani beyaz bir Fransız’ın çalıştığı ortam ve aldığı ücret ile Afrika kökenli bir Fransız’ın çalışma ortamı ve aldığı gelir aynı değil. Uzun zamandır çalışma ekonomisi ders kitaplarında bu konu işleniyor. Bir başka konu da büyük şehirlerde giderek artan kira oranları. Şehir merkezinde 1+1 dairelerin bile kiralarının 1500 Avro ve üzeri olduğu söyleniyor. İnternette emlak sitelerine baktığımda 1200 Avro civarında evler buldum ama epey eski ve Paris merkezine biraz uzak gibi geldi. Siz de inceleyebilirsiniz. Belki benden daha ucuza kiralık evler bulabilirsiniz ama sosyal medyada Fransızların kiraların yüksekliğinden şikâyet ettiği görülüyor. Kiraların artması düşük gelirli Fransız ve İtalyanların refahını ve gelir dağılımı adaletini epeyce etkiler. Dikkatinizi çekeyim basına yağmalandığı yansıtılan dükkânların çoğu lüks ürünler (saat, tekstil, parfüm vb) satan dükkânlar…

Şimdi ikinci konuya gelelim. Kamu borcunun GSYİH’a oranı Fransa’da %116 ve İtalya’da %140. Bu oranlar cidden çok yüksek. Ne derece yüksek olduğunu biraz anlatalım. Türkiye için bu oran sadece %23. Maastricht kriterlerine göre Avrupa Birliği üyelerinde bu oran %60’ı aşmamalı. Yani tüm ülke bir sene boyunca çalışıp para kazansa kazandıkları parayı hiç harcamasalar bile Fransa ve İtalya kamu borçlarını ödeyemiyor. Kamu borcunun yüksek olması hangi sonucu ortaya çıkartıyor? Devletler bu oranları düşürmek için genelde kamu harcamalarını kısarlar. Yani daha az ve daha kötü kaliteli kamu malı arz ederler. Okulları tamir etmezler, yeterli sayıda hastane açmazlar. Sağlık ve eğitim hizmetleri aksar. Paris’te olaylar liselilerin kalabalık sınıflar, öğretmen eksiklikleri, eski ve bakımsız lise binaları protestoları ile başlamıştı. Bu da protestoların nedenlerinden birini belirliyor.

O zaman kısaca özetleyelim. Avrupa’da gelir dağılımı adaleti ölçmek için kullanılan istatistik yöntemler geliştirilebilir. Zira gelir dağılımı adaleti hakkında açıklanamayan birşeyler var gibi. İkincisi; kamu borcunun GSYİH’a oranı çok yüksek ve bu da ister istemez kamu malı ve hizmetlerinde bazı eksikliklere yol açıyor. İnsanlar da yüksek vergi ödemelerine rağmen yeterince kamu hizmeti alamayınca rahatsız oluyorlar.

Son olarak Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman’ın sözünü paylaşayım. “Fransa'nın kötüleşen kamu maliyesi sürdürülemez bir yol üzerindedir ve Avro bölgesinde bir borç krizini tetikleme riski taşıyor.”