Aşıklı’nın yamaçlarında kardelenler açtı mı?
Fabrika deresinde şelale nasıl akıyor?
Şenpazar; gitmekten ve görmekten her zaman büyük keyif aldığım, bana "Fahri Hemşerilik" onurunun verildiği müstesna bir yer. Burayı memleketim sayar, bundan da şeref duyarım.
Her sene, ocak ayının sonu, şubat ayının başında mutlaka bir telefon, bir mesaj beklerim. O haber bazen erken, bazen geç ama mutlaka gelir. Şenpazar Aşıklı’dan Yüksel Erdoğan ustam arar ve:
— "Kardelenler açtı, acele et!" der.

Hiç duramam; ilk fırsatta elimde makinem, sırtımda tripodumla düşerim yollara. Aşıklı’daki o yamaca koşarım. Hem bir dostu hem de kardelenleri ziyaret ederim.
Bu yıl da, "Madem kardelenler açtı, haydi gidelim," diyerek düştük yola. Şenpazar’ın Aşıklı köyü, Orta Mahalle’deyiz. Camiden sonra yolun sonundaki o ahşap evin önündeyiz; hani balkonunda "giyle" (kar ayaklığı-hedik) asılı olan, kapısında iki çok ses yapan köpeğin beklediği o ev.
Kapıda ustam, dostum her zamanki gibi güler yüzüyle bizi karşılıyor.
Yüksel Erdoğan ustamı anlatmaya gerek var mı acaba bildiğim kadarıyla onu tanımayan yok. O, ilimizin kültür elçisi, el sanatlarında bir dünya markası. Ustamız katıldığı tüm festivallerde kaşık yapımını sadece anlatmakla, tanıtmakla yetinmeyip bizzat nasıl yapıldığını da uygulamalı olarak gösteriyor.
Onun elinden çıkan kaşık, çatal ve bıçak takımları, orijinal kutusunda tam bir prestij ürünüdür.
Ama bu seferlik konumuz kaşık değil. Kaşık ayrı bir yazı konusu onu başka zaman yazarız. Buraya geliş sebebimiz “Kardelenler”
Âşıklı yamaçlarında açan kardelenler ve Asım Ustam…
Şenpazar Belediyesinin de sembolü olan kardelenler, Aşıklı’nın yamaçlarında yeşerir. Köy halkı bu çiçeği öylesine benimsemiştir ki onlara dokunmaz, sökmez; onlar artık buranın ruhudur. "Kardelenler açmışsa bahar yakındır," derler.
Burada çok anım var. Nereye baksam bir hatıranın izini görüyorum. Uzun zaman öncesinde yine böyle bir kış günüydü, Bu ahşap evde, ocağın önünde Yüksel Ustam kaşık yapıyordu. Kerevette oturan ailenin büyüğü Asım Ustam ise gözlüğünü takmış, elinde bıçak bir şimşir kaşığı yontarak yardım ediyordu.
Artık aileden biri olarak görüldüğümden Asım Babaya takılmayı çok severdim. Duramadım yine laf atmaya başladım.
-Eee goca ustam de bakalım yaş kaç?
Asım Ustam başını eğdi, kalın camlı gözlüğünün üstünden beni şöyle bir süzdü, derin bir nefes alıp tane tane anlatmaya başladı.
-Bana göre 18, dıştan görünüme bakacak olursan 60-65, kafa kâğıdına göre resmiyette90 diyorlar emme boşver bunları, sen söyle bakayım ben kaç yaşındayım?
Ben uzun bir iç çektim ve
-Ustam yaş olarak değilse bile gönül olarak benden çok gençsin, diğerleri sadece birer sayı boş ver dedim.
Karşılıklı gülüştük, o kaşık yaparken ben de deklanşöre bastım.
23 Ağustos 2025 Asım ustam artık yok, Aşıklı’da Kardelenler onsuz açmış.
Şimdi yine kış, yine kar yeni kalkmış Âşıklının yamaçlarından. Ben yine o balkonunda giyle olan ahşap evin balkonundayım. Aradan onca yıl geçse de manzara hiç değişmemiş.
Karşıda Dağlı geçidi, şehribani kanyonu ve malyas (koca sakal), harmangeriş hepsi bir arada hatta çok uzaklarda kızılcasu bile gözüküyor.
Yüksel Erdoğan’ın eşi Yasemin Hanım her zamanki gibi eşsiz lezzetlerle hazırladığı sofrayı çoktan kurmuş buyur ediyor bizi.
Kurt kulak mantarlı çorba ve kanlıca mantar kavurması sofranın başrolündeler.
Bu sofranın değişmezi mantarlı börek ile kabak ekmeği yok. Tek eksik o değil. Başköşede oturup bana takılan, o gülen gözleriyle tatlı tatlı sohbet ettiğimiz Asım Ustam da yok.

(Not 23 Ağustos 2025 tarihinde Asım Ustamı kaybettik.) Kendisine Allahtan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.
Ünlü şair Cahit Zarifoğlu ölüm döşeğinde iken yakın dostu Erdem Beyazıd’ın elini tutar ve son sözlerini fısıldar; “Kırlarda çiçekler artık bensiz açacak” der.
Şenpazar Âşıklı ’da yamaçta yine kardelenler açtı ama bu sefer Asım Ustasız.
Gürpelit şelalesinde akıp giden hatıralar.
Aşıklı’daki dostlara veda edip Gürpelit yoluna koyuluyoruz. Bu köyün muhtarı Hasan Basri Tekin eski dostumuzdur; yıllardır köyüne hizmet için didinir, durur. Köyünün derdiyle dertlenen çözüm için maddi manevi tüm varlığı ile mücadele eden başarılı bir muhtarımızdır.
Yakın zamanda Özel İdare tarafından BSK asfalt yapılan konforlu bir yolları var. Kısa bir süre sonra köye girince oğlu Murat ile karşılaşıyoruz; elinde kaynak pensesi, traktörün arkasına yaptığı kar küreme aparatını onarıyor.
-Şefim, biz de kendi köyümüzün yolunu açıyoruz ama bizi hiç çekmiyor, görmüyorsun diye takılıyor.
Muhtarım; bir acı kahvemizi içer miyiz diye soruyor ama cevabı zaten belli. Hayır diye bir şeyi zaten kabul etmez biliriz birbirimizi.
Oturuyoruz balkondaki kerevete. Kahve acı ama sohbet çok tatlı.
-Kırk yıllık hatırımız zaten vardı üstüne de bir kırk yıl daha ekledik bu ikimize de bir ömür boyu yeter diyorum. Gülüyoruz hep birlikte.
Kahve sonrasında şelaleye gidiyoruz. Burası harika bir yer tam bir doğa harikası. Muhtarım bize buranın geçmişine dair kısa hatıralar anlatıyor.
-Bu gördüğünüz yol eski Cide yoludur. Kızılcasuya kadar kamyoncular yedi defa döner yine de aynı yerdeyiz diye anlatırlardı. bu gördüğün bina ise o zamanlar çok işlek bir handı, kamyoncular başta olmak üzere herkesin mutlaka uğrak yeri, nefeslenme molasıydı diyor.
Şelale ise dağların zirvesinden süzülerek gelen fabrika deresidir. Eskiden burada iki tane hızar, birkaç tane değirmen çalışırdı. Adı oradan geliyor. Bu su çok bereketlidir, taaa karşıdaki mahallelere köylere su sağlar. Dokuz köyü besler. Diye anlatıyor bize buraların kısa öyküsünü.
Burada nereye baksam bir doğa güzelliği, bir eski zaman türküsünün ezgileri var. Arkamızda şelalenin bembeyaz köpüklü suları tepelerden süzülüp malyasa ve Karadeniz’e doğru hızla yol alıyorken, yan tarafta her şeyiyle çalışmaya hazır bir değirmen görünüyor.
Sessiz ve mahzun,
Kapısında “Süresiz kapalıyız” yazıyor.
Kar kalkar kalkmaz baharın müjdecileri çuha çiçekleri, siklamenler, ballıbabalar, gelin çiçekleri boy göstermeye başlamış. Benim dikkatimi ise dikenlerin arasından fotoğraflamaktan çok keyif aldığım "güveyfeneri" çekiyor.

Şenpazar’da dünden bugüne
Şenpazar Aşıklı’da Yüksel Erdoğan şimşir ağacından kaşık yontup, kardelenlerine gözü gibi bakarken, Gürpelit Muhtarı Hasan Basri Tekin de; fabrika deresinin bembeyaz köpüklü sularını muhteşem güzellikte akan şelalesini gözünden bile sakınıyor.
Burasını mesire yeri yapmayı isteriz ama bozulmasından, kirlenmesinden endişe ediyorum diyor.
Haklı da,
Bizim memleketin her köşesinde saklı bir cennet var.
Bende çoğu zaman bu güzelliklerin hep "saklı" kalmasını istiyorum. Fotoğraflarımı görüp "Burası neresi?" diye soranlara, sırf buraları koruma içgüdüsüyle "Kastamonu’da bir yer..." deyip geçesim geliyor.
Aslında bu bencilce bir saklama isteği değil; sadece korkuyorum. Bu bakir güzelliklerin, bu kardelenlerin yurdu yamaçlarının tüketilmesinden korkuyorum.
Ben onları sadece fotoğraflamak değil, kimseyi incitmeden geleceğe taşımanın gayreti içindeyim.
Eğer bir gün sizin de yolunuz bu taraflara düşerse, gezin, görün sadece ayak izleriniz kalsın buralarda ve güzel anılarınızı alın yanınıza. Ardınızda ise sadece kardelenlerin, şelalelerin bir sonraki kışa sakladığı o kadim sessizliği bırakın.
Cebrail Keleş/Balıkçı Şef
9 Şubat 2026 Şenpazar






