Bu yazıda sanayinin dikey ve yatay yapısını ele alacağız. Neden mi? Kastamonu Organize Sanayi Bölgesine ilave 588 dönüm parsel verildiğinde “bizim parsellerin değeri düşecek, bankadan parseli teminat gösterdiğimizde aleyhimize olur” diye düşünenler olmuş. Sonuçta Kastamonu Organize Sanayi Bölgesine ilave parsel verilememiş. Halbuki endüstrinin yatay ve dikey yapısını açıkladığımızda bu düşüncenin eksik yanını da anlatmış olacağız. İstanbul, Kocaeli, Bursa, Gaziantep gibi sanayi kentlerinde organize sanayi bölgelerinde 200-300 fabrika olduğu halde parsel değerleri Kastamonu Organize Sanayi Bölgesine kıyasla 20-30 kat belki daha fazla değerlidir. Bunun da nedenlerini açıklamış olacağız.

Normal bir sanayi işletmesi başka bir sanayi işletmesinden mal alır ve sonra bunu işleyerek başka bir mal haline getirir ve diğer bir sanayi işletmesine satar. Bu sanayi işletmesinin mal satın aldığı işletmeye tedarikçi denir. Mal sattığı işletme de müşteridir. Tabi eğer işletme perakendeci ise müşterisi başka bir işletme değil doğrudan tüketicidir. Neyse! İşleyişi bir örnekle açıklayalım. Çiftçi pamuk yetiştirir ve bir fabrika bu pamuğu alıp iplik üretir. Sonra bu ipliği bir başka fabrikaya satar. Bu fabrika da bunu kumaş haline getirir ve başka bir fabrikaya satar. Bu fabrika da bunu hazır giyim (gömlek, pantolon, etek vb) yaparak butiklere satar. Butikler de bunları tüketicilere satar. Bu sanayinin dikey yapısıdır. Eğer kumaş işletmesi ile iplik işletmesi birleşirse de buna dikey birleşme denir. Bir örnek daha verelim. Orman köylüsü, ormanda yaşlanan ağaçları keser. Sonra bu ağaçları bir işletme alıp sunta, MDF vb üretir. Sonra da mobilya işletmesi bunu alıp masa, sandalye, koltuk vb üretir. Sonra mobilya mağazası da bunu alıp tüketiciye satar. Peki hocam! Dikey yapıyı anladık ama bir de yatay yapıdan bahsettin, bu nedir? Bu işletmelerden bazıları aynı faaliyeti gerçekleştirir. Örneğin; kumaş üreten bir çok işletme vardır. Hazır giyim üreten bir çok firma vardır. Bunlar da yatay yapıdır. İki kumaş işletmesi birleşirse buna da yatay birleşme adı verilir. 

Bir sanayi kolu bir bölgede nasıl gelişir? Önce bir bölgede ilk fabrika kurulur. Sonra bu fabrikanın uzaklardan mal tedarik ettiği görülür. Cesur girişimcilerden biri yakınlarda bu malı üreten bir işletme kurar. Sonra etrafta firmanın mal tedarik ettiği diğer mallar da üretilmeye başlar. Çünkü uzaktan tedarik yapılırsa lojistik maliyetleri artar. Sonuçta bölgede sanayi dikey olarak büyümeye başlar. Sonra ilk kurulan fabrikayla aynı işi yapan başka bir fabrika daha kurulur. Çünkü tedarikçiler burada yoğunlaşmıştır. Yani sanayi yatay olarak büyümeye başlar. Bir anda bu bölgedeki parsellere ilgi artar. Devlet, Organize Sanayi Bölgesi için yeni parseller açsa da yeterli gelmez çünkü çoğu işletmeci burada fabrika açmak istemektedir. Organize sanayi Bölgesindeki parsellere bir anda talep artmış ve bu parsellerin değeri yükselmiştir. Şimdi “firmanın yakınında rakibi açıldı. Zararına olmaz mı?” diyeceksiniz. Ama aynı anda müşteriler de mevcut bölgede iki veya daha fazla üretici olduğunu görürler. Daha önce başka bölgelerden alım yapan müşteriler yavaş yavaş bu bölgeye yönelmeye başlarlar. “Bu bölgeyi ziyaret edeyim, birkaç firma ile irtibat kurup benim için en uygun fiyat-kalite ikilisini sağlayan yerden mal alayım” mantığı müşterileri bu bölgeye çeker. Mobilya alacaksak ne yapıyoruz? İnegöl ve Ankara mobilyacılar sitesini ziyaret ediyoruz. Yabancı tekstilciler ne yapıyor? Merter ve Laleli’yi ziyaret ediyor. Alışveriş yapacaksak AVM’leri, Kapalıçarşıları ziyaret ediyoruz. Mantık aynı. Müşteriler bir anda bu bölgede yoğunlaşır ve bu nedenle firmanın lehine bile olur.  

Örneğin; 20 sene kadar önce Bursa- Kocaeli- Yalova bölgelerindeki fabrikaların üretiminin sadece %20-25 kadarı yerli üretimdi. Şimdi bu oran %60’lara yükseldi. Neden? Çünkü otomotiv fabrikalarının tedarikçileri bu bölgede fabrika açmaya başladılar. TOGG fabrikası da bu nedenle Bursa’da açıldı. Yine İstanbul- Bursa- Kocaeli (Türk Hilali) bölgesinde sanayi tesisleri yoğunlaşmış durumdadır. (İstanbul-Bursa- Kocaeli bölgesine ben Türk Hilali diyorum. Yazılarımı okuyanlar iyi bilir). Firmalar da Kastamonu gibi bölgeler yerine Türk hilali (İstanbul- Bursa-Kocaeli) dediğimiz yerde fabrika açmak istiyorlar. Devlet kalkınmışlık farklarını azaltmak için kalkınmamış bölgelere daha fazla teşvik veriyor ama yine de girişimciler yoğunlukla Türk Hilali bölgesinde fabrika açmak istiyorlar. Bu nedenle de Türk Hilali bölgesinde sanayi parsellerinin değeri kat be kat daha fazla. 

Daha net bir örnek üzerinden gidelim. Denizli, havlu ve bornoz üretiminde gelişmiş bir bölge… Havlu ve bornoz üreten firmaların ilk tercihlerinden biri Denizli oluyor. Neden? Çünkü havlu üreticileri biliyorlar ki kumaş, kumaş boyası, düğme vb tedarikçiler de Denizli ve civarında üretim yapıyorlar. Dolayısıyla mal tedarik ederken lojistik maliyetleri düşük oluyor. Ayrıca birden fazla tedarikçi olduğu için tedarikçiler arası rekabet fiyatların yükselmesini önlüyor. Tedarikçiler de havlu üretimi Denizli’de yoğun olduğu için Denizli’yi tercih ediyorlar. İkinci olarak havlu ve bornoz satışı yapan perakendeciler ve yurtdışından gelen alıcılar da Denizli’ye gelip mal satın alıyorlar. Çünkü Denizli’de havlu üreten çok sayıda işletme olduğundan haberdarlar. Tuğla alacaksak Boyabat’a gideriz. Mobilya alacaksak İnegöl’e gideriz. Bu nedenlerden ötürü yeni girişimcilerin bu bölgelere ilgisi yoğun ve sanayi parsellerinin de değeri yüksek. 

Kısaca yeni sanayi parselleri verildikçe ve yeni sanayi işletmeleri açıldıkça bunun yerleşik firmalara da faydası olmaktadır. Hem sanayi firmaların parsellerinin değeri artmakta hem de tedarikçi ve müşterilerin bölgeye ilgisi artmaktadır. Yani “Kastamonu’da az fabrika ve fabrika arsası olursa parsellerin değeri artar” diye düşünenler aslında yanılıyor.