"Güzel olan sevgili değildir 'sevgili' olan güzeldir." (Tolstoy)


SAĞLIKLI İLETİŞİMİN ÖNEMİ
Sağlıklı iletişim; insanın duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını hem sözle hem de lisan-ı hâl (beden dili) ile açık ve dürüst biçimde ifade edebilmesi, aynı zamanda empati kurarak karşısındakini anlama, sevgi ve saygı çerçevesinde ona değer verebilmesidir.
Kendini ifade etmek, insan fıtratının temel bir gereğidir. Bu ihtiyaç doğru şekilde karşılandığında bireyler daha sağlıklı ilişkiler kurar; aksi durumda ise iletişim kopuklukları kaçınılmaz hâle gelir.
Doğru iletişim; çocukların ve gençlerin hem maddi hem de manevi gelişiminde belirleyici bir rol oynar. Aile içi çatışmaların çözümünde, şiddet ve bağımlılık gibi sorunların önlenmesinde en etkili araçlardan biri yine sağlıklı iletişimdir. Çünkü iletişimin olduğu yerde anlayış, anlayışın olduğu yerde ise huzur, güven ve başarı vardır.
AİLE İÇİ İLETİŞİM
Aile, bireyin hayata bakışını şekillendiren ilk ve en güçlü ortamdır. Sevgi, güven ve açıklık üzerine kurulu bir aile iletişimi; çocukları riskli davranışlardan uzak tutar, onları hayata daha sağlam hazırlar.
Buna karşılık iletişimin zayıf olduğu ailelerde sorunlar büyür; çatışmalar artar, bağımlılıklar geç fark edilir ve zamanla aile bağları zedelenir. Oysa güçlü bir iletişim ortamında; bireyler kendilerini rahat ifade eder, sorumluluk paylaşımı gelişir ve karşılıklı anlayış güçlenir.
Unutmamak gerekir ki ailede yaşanan her sorun, yalnızca bir bireyi değil tüm yapıyı etkiler. Bu nedenle aile içi iletişim, sadece bireysel değil toplumsal bir meseledir.
SAĞLIKLI VE ETKİLİ İLETİŞİMİN SIRRI
Çocuklar geleceğimizin teminatı, bizlere emanet edilmiş en kıymetli varlıklardır. Onlarla kurulan ilişkinin temeli sevgi, güven ve samimiyet olmalıdır.
En değerli varlık olan insana yakışan, temiz bir kalple sevebilmektir. Empati kurabilen, gönül gözüyle bakabilen ve davranışlarıyla örnek olabilen bir insan, sağlıklı iletişimin özünü kavramış demektir.
Sağlıklı ve etkili bir iletişim, eğitim-ögretim (talim ve terbiye) süreçlerinde güzel bir nesil yetiştirmenin de en etkili yoludur.
Sevgi, saygı, dürüstlük ve samimiyet; güçlü bir iletişimin en etkili araçlarıdır. Bazen bir gülümseme, bazen içten bir söz, bazen de sadece dinlemek; insan hayatında derin izler bırakabilir.
Nitekim Leo Buscaglia’nın ifade ettiği gibi: “Birçok kez, bir dokunuşun, bir gülümsemenin, bir kelimenin, dinleyen bir kulağın, içten söylenmiş güzel bir sözün ya da değer veren en ufak bir davranışın gücünü küçümseriz. Bunların hepsinin hayatımızı değiştirme potansiyeli var.”
Hz. Mevlânâ’nın şu sözü ise rehber niteliğindedir: “Çocuk kırmızı elmayı görmeden elindeki soğanı bırakmaz.”
Bu söz bize şunu hatırlatır: Çocukları zararlı alışkanlıklardan uzaklaştırmanın yolu, onları yasaklarla değil; doğru ve güzel örneklerle buluşturmaktan geçer.
Yaratılanı Allah için seven ve onlara sevgiyle yaklaşan insan güzel insandır.
Hakikat penceresinden ve gönül gözü ile bakarak gönüllere girebiliyorsanız, empati yapıp ona göre hareket edebiliyorsanız, davranışlarınızla güzel örnek olabiliyorsanız ve tabi ki yaratılanı yaratandan ötürü ve karşılıksız sevebiliyorsanız sağlıklı iletişimin sırrı çözmüşsünüz demektir.
Unutmayalım ki, yaratılanları sevmek ve onlara sevgiyle yaklaşmak muhabbetin anahtarıdır, muhabbet de marifete ve hakikate ulaşmaya vesiledir.
Hz. Mevlana da bencilikten ve kibirden uzaklaşıp gerçek sevgiyi ve neticesini şu şekilde ifade ediyor:
"Aklını basına al, kendini sevmeyi, kendine âşık olmayı bırak da, sevgilinin sevgisine değil, cefasına âşık ol! Öyle ol da sana nazlanan, yüz vermeyen gül, sana ağlayıp inleyen bir âşık kesilsin."
Rahmetli NurettinTopçu da "Âlemde ahlaktan daha güzel, daha gerçek bir şey yoktur.” demiştir.
O halde, gün; ilimle hikmeti, bilgiyle ahlakı buluşturma ve yaratılanlara sevgiyle yaklaşma günü olmalıdır.
Vakit; milletimizi, ailemizi ve çocuklarımızı zararlı alışkanlıklardan ve batıl ideolojilerden koruma zaman olmalıdır.
Ebeveynlik yalnızca maddi ihtiyaçları karşılamak değil; aynı zamanda çocukların ruh dünyasını, karakter gelişimini ve değer dünyasını inşa etmektir.
Bu noktada kendimize şu soruları samimiyetle sormamız gerekir: Çocuklarımızla ne kadar kaliteli vakit geçiriyoruz? Onların duygularını gerçekten anlayabiliyor muyuz?
Eğitim süreçlerine ne ölçüde dâhiliz? Sosyal medya kullanımını sadece denetliyor muyuz, yoksa doğru yönlendirebiliyor muyuz? Ev ortamımız hem fiziksel hem de psikolojik açıdan güvenli mi? Bu sorulara verilecek dürüst cevaplar, aile içi iletişimin gerçek durumunu ortaya koyacaktır.
SON SÖZ
Günümüz dünyasında insanı yalnızca maddi değil, manevi açıdan da besleyecek eğitim yaklaşımlarına ihtiyaç vardır. Bu nedenle aileler olarak; değer temelli, bilimsel ve bütüncül eğitim modellerinin yaygınlaşmasını talep etmeli ve desteklemeliyiz.
Çocuklarımızı bu çağın risklerinden korumak, onları hem bilgi hem de ahlâk bakımından donanımlı bireyler olarak yetiştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu süreçte; onların yeteneklerini erken yaşta keşfeden, ilgi alanlarını destekleyen ve hayata hazırlayan bir yaklaşımı hem ailede hem de eğitim kurumlarında hâkim kılmalıyız.
Ahmet Muhip Dıranas’ın şu tespiti ise üzerinde düşünmeye değerdir: "İlkin sevgiyi kaybettik, sonra vefayı. Çıplaklık, aşkı ve hatırayı; sür’at hasreti; mal hırsı idealleri öldürdü ve bunların cümlesi dostluğa kıydı."
Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam burasıdır.
Rabbim bizleri; mana âleminin güzelliklerini keşfeden, sevgiyi çoğaltan, vefayı yaşatan ve nitelikli bir toplumun inşasına katkı sunan kullarından eylesin…