Bugün “yukarıdan bakıp bakıp” da “burun kıvrılan” maziyedir cemi cümle özlemimiz, yolcu etmekten dahi sarfınazar ederek sırtımızı döndüğümüz geçip gidenedir, asla geriye dönmeyeceğedir…

“Nasıl da kıydığımız” tek taşı cihana eş “asarı atika” şehri Kastamonu’yadır.

Mevcudu “suçüstü” varakası olarak önümüze seren ve elbet ekleyeceğimiz yeni herzelerimizi evvelden gören ve de uyarmak babına kulak tözümüzde davul çalan atiyi…

Kim işite?

Sağırlık “fizyolojik” değil Kastamonu’da…

Tastamam “zihni”.

Kulak duyar bizimkisi marazlarda…

Beyin duymaz.

“Amalık” da “fizyolojik” değildir Kastamonu’da…

Hidayete erememektir asıl müzdaripliğimiz.

Göz bakar…

Beyin görmez.

Bilinç terki diyar…

Alıp başını gide nicedir yaban ellere.

Mustafa Afacan Köşe (2)-81

(Fotoğrafın güzelliğine bakar mısınız?...

Gönülden gönle sevincini devir daim eden ulusal bayram günü (olsa gerek) Cumhuriyet Meydanı’na giren kafilenin yürüyüşü destan, heybeti destan, endamı destan.

Vur davulcu…

Dünya duya Kastamonulunun nidasını.

“Sepetçioğlu Ekibi” artlarında…

“Kastamonu efesi”.

Efelik neyi gerektirir en başta?…

İsyanı elbette.

Türküsünü unuttu Kastamonulu bugün…

Davulunun kıymetini mi bile?

“Davul vurmaz, zurna ötmez” diyar ne ara oldu Kastamonu?...

Bir anda mı!

“Kuş uçuyor-kervan göçüyor” şimdi…

Sevinelim mi?

En son “zafer takı” hangi vakit kuruldu Kastamonu’da?...

Maliyeti göz mü korkutur günümüzde?)

(Şehir mimarisinin henüz “ilk hançeri” yediği yıllar…

Can çekişiyor ama ayakta Kastamonu.

Mustafa Afacan Köşe (1)-80

Ahşap binaların bertarafının hemen akabi…

“Utangaç betonarmeler” devri.

Çok uzun sürmedi “ahşap emsallerine” göre bu “ara” devir…

Hançer değil satır vurdu “ilk betonarme” dizisine “modernizm”.

Duvarı nerdeyse boylayan reklama takılmadan edemiyor göz…

“JOB” ne ola?

“Tıraş bıçağı”…

Devrin en namlı markalarından biri.

“İsveç çeliğinden”…

“Yerli malı”.

Türk çeliğinden yana olacağız elbette…

Yerlilik ve millilik insanın evvela suratından okunmalı ki “sıfatı” halini alabile.

Reklamdaki insan figürü tam da 50’li yılların ideolojisini uygun değil mi?…

Her mahalledeki birer milyonerden biri olsa gerek “gürbüz bey”.

Öyle ya yoksulun yüzünde jilet durmaz…

Sırıtır.)

(Tarihi Kentler Birliği’nin (TKB) yayım organı “Yerel Kimlik” dergilerinin cümle nüshalarını zaman buldukça çeviririm dijital kayıtlarda…

Kastamonu’yu ararım, bulurum, maziyle övünç duyarım.

Mazideki “koruyucuların” emeklerini misal alırım, ders alırım, güç alırım bugüne ve yarına…

Bugün “koruyucusu” kalmadı şehir kimliğinin.

Taşın koruyucusu yok “sivil” apoletli…

Ahşabın koruyucusu yok.

Kültür “kimsesiz”…

Kimlik “hükümsüz”.

Yerel Kimlik dergisinin 81’inci sayısında korumacılığın üstadı (ÇEKÜL ve TKB kurucusu) Prof. Dr. Metin Sözen’in arşivindeki fotoğraflarından bir kısmı yer alıyor…

Özenle seçilmiş fotoğraflar içinde bir de “Kastamonu” fotoğrafı var.

Prof. Dr. Sözen “Kale-Sokak-Çarşı” ekseninde formülleştirdiği şehir korumacılığı taslağının, Kastamonu’daki uygulamasında ana köşelerden biri olarak yer alan Nasrullah Meydanı’nda deklanşöre basmış, sırtını kuzeye verip batıya objektifini çevirerek…

“Kimlik hattı” olanca azameti ile huzurda.

Bakar mısınız?...

Görür müsünüz?

Prof. Dr. Sözen büyük emek verdi Kastamonu’ya…

“Göz bebeği” bildi.

Rahmet ola…

Kalplerdeki nur içinde.)