Bir çocuğun eline ne verdiğiniz, bazen onun geleceğine ne verdiğinizdir.
Bir kitap…
Bir kalem…
Bir müzik aleti…
Bir top…
Bir çift spor ayakkabısı…
Ya da bir çift boks eldiveni…
Çünkü çocukların boş bıraktığı her alan, mutlaka başka bir şey tarafından doldurulur.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Bugün çocuklarımızın elinde teknoloji var.
Telefonlar, tabletler, bilgisayarlar…
Saatlerce oturuyor, saatlerce ekranlara bakıyorlar.
Sosyal medyada başkalarının hayatlarını izliyor, kendilerini başkalarıyla kıyaslıyorlar.
Daha küçük yaşlarda büyük insanların dünyasının içerisine giriyorlar.
Ve biz bazen onların sessizce büyüdüğünü düşünüyoruz.
Oysa çocuk sadece büyümüyor.
Aynı zamanda şekilleniyor.
Kimi zaman bir arkadaşından…
Kimi zaman izlediği bir videodan…
Kimi zaman sosyal medyadan…
Kimi zaman çevresinden…
Kimi zaman da hiç fark etmediğimiz bir davranıştan öğreniyor.
İşte bu yüzden çocuklarımızın hayatında sporun yeri, sandığımızdan çok daha büyük.
Çünkü spor yalnızca bedeni çalıştırmaz.
Çocuğun zihnini de meşgul eder.
Ona hedef verir.
Sorumluluk verir.
Disiplin verir.
Sabretmeyi öğretir.
Kaybetmeyi öğretir.
Tekrar başlamayı öğretir.
Ve en önemlisi, çocuğa kendisini tanıma fırsatı verir.
Bir çocuk spor salonuna ilk geldiğinde belki amacı sadece hareket etmektir.
Ama zaman içerisinde başka şeyler öğrenmeye başlar.
Antrenman saatine yetişmeyi…
Eşyalarını toplamayı…
Hocayı dinlemeyi…
Arkadaşına saygı göstermeyi…
Kendisinden daha güçlü biri karşısında korksa bile mücadele etmeyi…
Kaybettiğinde yeniden çalışmayı…
Ve yaptığı işin sonucunu beklemeyi…
Bunların hepsi aslında hayatın kendisidir.
Çünkü hayat da bir ring gibidir.
Her zaman karşımıza bizden daha güçlü rakipler çıkabilir.
Bazen hazırlıklı oluruz, bazen olmayız.
Bazen kazanırız.
Bazen kaybederiz.
Bazen yere düşeriz.
Ama önemli olan her düştüğümüzde yeniden ayağa kalkabilmektir.
İşte spor çocuğa bunu küçük yaşta öğretir.
Bugün bir antrenör olarak en çok düşündüğüm konulardan biri şu:
Çocuklarımızı ne kadar erken spora kazandırabiliriz?
Çünkü mesele yalnızca şampiyon yetiştirmek değil.
Mesele, çocuklarımızı kaybetmeden önce onlara doğru bir yol gösterebilmek.
Bir çocuğun kötü alışkanlıklarla tanışmasını beklemek zorunda değiliz.
Yanlış arkadaşlıklar kurmasını beklemek zorunda değiliz.
Saatlerce telefon başında kalmasını beklemek zorunda değiliz.
Kendisine olan güvenini kaybetmesini beklemek zorunda değiliz.
Bir sorun yaşamasını bekleyip sonra çözüm aramak yerine, daha en başından ona güçlü bir çevre oluşturabiliriz.
Spor salonu bunun için çok önemli bir yerdir.
Çünkü spor salonu sadece dört duvardan ibaret değildir.
Orada çocuklar birbirlerini tanır.
Birlikte yorulurlar.
Birlikte mücadele ederler.
Birbirlerinin başarısını alkışlarlar.
Bazen aynı hedef için ter dökerler.
Ve zaman içerisinde bir takım, bir aile kültürü oluşur.
Belki ringde rakip olurlar.
Ama ringin dışında birbirlerinin arkadaşlarıdır.
Bu kültür, çocuklarımız için çok değerlidir.
Anne ve babalara da burada büyük bir sorumluluk düşüyor.
Çocuğunuzun spor yapmasını sadece madalya kazanması için istemeyin.
“Şampiyon olacak mı?”
“Kaç maç kazanacak?”
“Ne zaman milli takım olacak?”
sorularından önce şunu sorun:
“Bu spor benim çocuğuma nasıl bir insan olmayı öğretecek?”
Çünkü her çocuk şampiyon olmayabilir.
Ama her çocuk disiplinli olabilir.
Her çocuk Dünya Şampiyonası’na katılamayabilir.
Ama her çocuk özgüven kazanabilir.
Her çocuk madalya alamayabilir.
Ama her çocuk saygıyı öğrenebilir.
Ve bazen bunlar bir madalyadan çok daha değerlidir.
Bir çocuğun antrenmana düzenli gelmesi…
Verilen görevi yerine getirmesi…
Kaybettiğinde ağlamak yerine yeniden çalışması…
Arkadaşının başarısını kıskanmak yerine onu alkışlaması…
Hocası konuşurken dinlemesi…
Kendisinden küçük bir çocuğa yardım etmesi…
İşte bunlar da başarının ta kendisidir.
Bazen aileler çocuklarının spora başlaması için “Biraz büyüsün.” der.
“Dersleri düzelsin, sonra başlasın.”
“Biraz zamanı olsun.”
“Şimdi sınavı var.”
“Telefonunu biraz daha az kullansın, sonra göndeririz.”
Oysa çocukların hayatında doğru alışkanlıklar kendiliğinden oluşmuyor.
Alışkanlıklar oluşturuluyor.
Disiplin oluşturuluyor.
Özgüven oluşturuluyor.
Sorumluluk oluşturuluyor.
Ve bunun en güzel yollarından biri spordur.
Elbette okul önemlidir.
Elbette akademik başarı önemlidir.
Ama çocuklarımızın sadece ders kitaplarından öğrenmediğini de kabul etmeliyiz.
Hayatın bazı dersleri vardır ki sınıfta öğretilmez.
Sabretmek…
Kaybetmek…
Mücadele etmek…
Saygı göstermek…
Korkunun üzerine gitmek…
Başarısızlıktan sonra yeniden denemek…
Bunların bir kısmını yaşayarak öğrenirsiniz.
Spor da çocuğa bunu yaşatır.
Bir gün salona gelen bir çocuğun hayatında neyin değişeceğini önceden bilemezsiniz.
Belki geleceğin şampiyonu olacaktır.
Belki olmayacaktır.
Belki ileride profesyonel sporcu olacaktır.
Belki doktor, öğretmen, mühendis, asker veya başka bir meslek sahibi olacaktır.
Ama bugün onun için yaptığınız antrenmanın etkisi, mesleğinden çok daha uzun sürebilir.
Çünkü bugün ona verdiğiniz disiplin, yarın iş hayatında karşısına çıkacaktır.
Bugün kazandırdığınız özgüven, yarın önemli bir karar verirken ona güç verecektir.
Bugün öğrettiğiniz saygı, yarın insanlarla kurduğu ilişkileri şekillendirecektir.
Bugün öğrettiğiniz mücadele ruhu, yarın hayatın en zor günlerinde onu ayakta tutacaktır.
İşte sporun asıl gücü budur.
Ben çocukların sadece ringde güçlü olmasını istemiyorum.
Hayatta da güçlü olmalarını istiyorum.
Ama güçlü olmak başkalarını ezmek değildir.
Güçlü olmak gerektiğinde “hayır” diyebilmektir.
Yanlışın karşısında durabilmektir.
Kendisine zarar verecek alışkanlıklardan uzak durabilmektir.
Arkadaş baskısına rağmen doğru bildiğini yapabilmektir.
Kaybettiğinde kendisini değersiz görmemektir.
Kazandığında kibirlenmemektir.
Ve düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.
Bunları öğrenen bir çocuk, belki hiçbir zaman Dünya Şampiyonu olmayacaktır.
Ama hayat şampiyonu olma ihtimali çok daha yüksektir.
Kastamonu’da sporun daha da büyümesini istememin nedeni de tam olarak bu.
Bizim salonlarımızın sadece şampiyon yetiştiren yerler olmasını istemiyorum.
Çocukların güvenle geldiği…
Ailelerin gönül rahatlığıyla emanet ettiği…
Arkadaşlıkların kurulduğu…
Disiplinin öğrenildiği…
Kötü alışkanlıklardan uzak durulduğu…
Hayallerin kurulduğu…
Çocukların kendilerini keşfettiği yerler olmasını istiyorum.
Çünkü bugün salona kazandırdığımız bir çocuk, yarın belki başka bir çocuğun hayatına dokunacak.
Bir çocuk diğerine örnek olacak.
Bir şampiyon başka bir çocuğa ilham verecek.
Bir antrenörün emeği, yıllar sonra başka bir hayatın içerisinde yeniden ortaya çıkacak.
İşte spor böyle büyür.
Anne ve babalara bir kez daha seslenmek istiyorum:
Çocuğunuzu sadece başarılı olduğu zaman alkışlamayın.
Antrenmana gitmek için erken kalktığında da alkışlayın.
Yorulduğu halde devam ettiğinde de…
Kaybettiği halde yeniden salona geldiğinde de…
Korktuğu halde ringe çıktığında da…
Arkadaşına destek olduğunda da…
Bir büyüğüne saygı gösterdiğinde de…
Çünkü çocuklarımızın başarıya değil, doğru yönde ilerlemeye ihtiyacı var.
Ve bazen bir çocuğun hayatında yapabileceğimiz en büyük iyilik, onun önüne bir hedef koymak değil;
ona doğru yolu göstermek.
⸻
Bugün bir çocuğu spora kazandırdığınızda belki bir madalya kazanmayacaksınız.
Belki bir şampiyon yetiştirmeyeceksiniz.
Ama bir çocuğun hayatında yeni bir kapı açacaksınız.
Belki o kapıdan özgüven çıkacak.
Belki disiplin…
Belki dostluk…
Belki başarı…
Belki de sadece güzel bir insan çıkacak.
Bence hepsi yeterince kıymetli.
Çünkü çocuklarımızı kaybetmeden önce onlara sahip çıkmalıyız.
Onları sadece ekranlardan, sokaktan veya tesadüflerden öğrenen bireyler haline bırakmamalıyız.
Onlara sporun disiplinini…
Takım ruhunu…
Mücadeleyi…
Saygıyı…
Sabırı…
Ve en önemlisi kendilerine inanmayı öğretmeliyiz.
Çünkü bir çocuğun hayatına zamanında dokunursanız, belki onun bütün geleceğini değiştirebilirsiniz.
Ve belki yıllar sonra o çocuk büyüdüğünde size şunu söyler:
“Hocam, iyi ki beni o gün salona getirmişsiniz.”
İşte o zaman anlarsınız…
Biz aslında sadece bir çocuğu spora kazandırmamışız.
Bir hayatı kazanmışız.
Çocuklarımızı kaybetmeden önce spora kazandıralım.
Çünkü geleceğin şampiyonları sadece ringlerde değil,
bugün doğru yetiştirilen çocukların arasında büyüyor.