Sonbahar Sanat diğerleri mevsimdir!
Yaz bitti,
Takvimlerde bir yaprak daha koptu, Eylül yazıyor artık, O eylül ki Süryani dilinde “üzüm” Ortadoğu’nun kadim halklarından olan Akatça’ da hasat, bağbozumu anlamına geliyormuş. Üzüm hasadının yapıldığı ay yani. İlkgüz olarak da adlandırılan ay, istavrit ayı diye de bilinirmiş.
Benim içinse Eylül ayı bir dönüm noktasıdır. Ağustosun yarısı yaz yarısı güz ise eylülün de gündüzü yaz gecesi kış olur.
Yüksek yaylalardan sonra ovadaki köylerde evlerin bacaları çoktan tütmeye başlamıştır.
Ekinde çoktan hasıl harman bitmiş, sarımsaklar bağlanmış, tarlalar ekime hazırlanmaya başlanmıştır. Karadeniz’in meyvesi sayılan hamsiler palamutlar tezgâhlarda yerini almış, yol kenarındaki böğürtlenler olgunlaşmıştır.
Dedim ya eylül ayındayız, güz ayıdır, hazan hüzün ayıdır.
Severim sonbaharı, sisli dağları, yağmurlu havaları.

Küre dağlarında Karadona köyünün girişinde bir yamaçta ahlat ağacının gölgesinde oturmuşum. Bir türkü de tutturmuşum. Tepemdeki ahlatlar, yanındaki acı elmalar, etrafa yayılmış yaban armutları çördükler esen rüzgarla benim türküme eşlik ediyor.
“Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır dağlar…”
Kış hazırlığı ayı Eylülle başlar.
Bizim memleketin dağlarında sonbaharın ilk izleri yükseklere düşmeyegörsün bir kere. Ağır ağır iner ovalara. Ve bir gece bakmışsın Ilgaz giymiş gelin tacını. Bembeyaz olmuş zirvesi.
Vargit çiçekleri açar dağlarımızda, sonbahar zamansızı da derler çiçeği göründüyse kar yağması yakındır.
Bir de bizim yerli milli ve babanın oğuldan yerini sakladığı sonbaharın yıldızı gözbebeğimiz kanlıca mantarımız var. Bu günlerde Kanlıca mantarının ilki pazara düşer düşmez herkeste bir kıpırtı bir beklenti başlar. Ağasının bu sene ayva bol oldu, döngeller erken sarardı, palamut erken indi Karadeniz’e bakalım kanlıca nasıl olacak şöyle çıtır çıtır bir kanlıca mantarı turşusu kurabilecek miyiz bol bol toplayacak mıyız?
Bakacaağız ağasının şurada ne kaldı ki güz yağmurlarına …
Erik Dalı Gevrektir!
Bu sene henüz mantar mevsimi başlamasa da meyvelerde bereket mevsimiydi. Dallarda her türlü meyveyi soğuk vurmadan, sepken “dolu” çiçeklerini yere dökmeden bir bahar geçirdik. Öyle olunca dal dalı kırdı, kıramadığı yerde ise meyvelerin ağırlığından yere değdi. Ben de elime bir kova alıp çıktım erik dalına. Bir türkü de burada söylemeye başladım “Erik dalı gevrektir basmaya gelmez”
Düşe kalka topladığım cıkkadak eriği heba olmasın diye hanım pelverde, marmelat yaptı.
Kış hazırlığım bununla sınırlı kaldı.
…
Kastamonu’da bir yer!
Dağlarda, doğada gezerken sadece ayak izimi bırakıp geri gelirken yanıma sadece makinemin hafıza kartına hapsettiğim anları ve yüreğime kayıt ettiğim anıları getiririm. Karşılaştığım çok özel bir oluşum, bitki, hayvan ya da endemik özellikleri olan bir şeye denk gelirsem paylaşırken yer olarak konum olarak sadece tek cümle yazarım.
“Kastamonu’da bir yer!”
Bu bir kıskançlık, yer saklama değil olanı koruma, bu güzellikleri muhafaza endişesiyle sosyal medyada paylaşırken kullandığım benim mottom (sloganım) olmuştur.
Uzak dağların birinde adının henüz konulmadığı bir derede yürüyorum. Etrafımda dümdüz zaman zaman yüz metrenin üstünde olan dik duvarlar var. Sonbaharda yağışlar henüz başlamamış en kurak aylardan birindeyiz.
Derenin bir o yanına bir bu yanına geçerken yıkık bir gürgen ağacının karşısında durakalıyorum.
Ağacın etrafında irili ufakı mantarlar var. Bildiğimiz kav mantarlarından farklı parlak turuncu renkli
"Ölümsüzlük mantarı" dediğimiz mantar = Reishi / Kırmızı Reishi / Lingzhi Bilimsel adı: Ganoderma lucidum Çin'de 2000 yıldır "ölümsüzlük iksiri" diye anılır. Halk arasında "Tanrıların Mantarı" derler.
Doğada bulduğum sadece Kanlıca mantarını yerim diğerlerinin sadece fotosunu çekerim.
Bunun çayını içen ölümsüz olması pek doğru olmasa da bu mantarın bulunduğu yerin sonsuza kadar güzelliğini muhafaza etmesi için mümkün olduğunca gizli saklı olması gerekiyor.
O yüzden burası nerede diye soranlara cevabım hazır.
“Kastamonu’da bir yer.”

Yaz bitti eylüldür artık.
Sonbaharın peşinde onun demlendiği en güzel yeri yöreyi bulmak için geçecek önümde koskoca 3 ay var.
Bizim memlekette sonbahar kendi sanatını öyle icra eder ki her mevsim güzel olsa da ben her sonbaharda Ilgaz’a yeniden âşık olurum. Yukarı Tüfekçiden Bostan köyünü izlerim. Bacalardan çıkan dumanları, göknarları, çam ağaçlarını ve zirvesindeki kar beyazlığının ışıltısını seyrederim.
Bu mevsime bir kez daha kavuşturana şükrederim.
Diğerlerinin mevsimse sonbahar sanat ve bu sanatın Rönesans tablosu ağır ağır tuvalde yerini almaya başladı.
Bu mevsimi yaratan her mevsim bambaşka bir şaheseri önümüze sermeye başlıyor. Tablo şekillenmeye başladı bile işte Bir kenarında kirenler, bir yanında kanlıca Ilgaz’ın karlı zirvesini eteklerinde sapsarı titrek kavaklar, turşu bidonları pekmez kaynayan bakır kazanlar.
Benim adım sonbahar…
Kastamonu da başkenti.
Cebrail Keleş-Balıkçı Şef
10 Eylül 2026-Kastamonu

