Ağlı dağlarında kardan öyküler…
 

“-Muhtar Ramazan Turan;  Burası Ağlı/Kastamonu’daki Ağrı”

2023 yılı şimdiden tüm insanların hafızasında unutulmaz bir yıl olmaya aday. Öyle ki bir yıl içinde bin yıllık acılar, dramlar yaşandı. Gerek ülkemizdeki depremler, gerekse dünyadaki savaşlarda çok fazla acıyı, dramı trajediyi bir yıl içinde gördük. 

Sadece savaşlarla, doğal felaketlerle değil bu sene iklim bakımından da unutulmaz bir yıl yaşadık. Ne yaz yaz gibi ne kış, kış gibi oldu.

İlk olarak sene başında ocak ayında tek damla kar düşmedi ne ovaya ne Ilgaz’a. Öyle ki Ilgaz’da kar olmadığı için kayak tesisleri bile açılmadı.

Sonra baharı beklerken kara kış aceleyle bir geldi ocakta yağmayan kar martta yağdı. Öyle bir yağdı ki tüm yolları kapattı. Yine şaşırtmadı ve geldiği gibi aynı hızla eridi Karadeniz’e gitti.

Kar gitti güya bahar geldi, kah soğuk kah sıcak ne olduğunu anlamadığımız bir mevsim geçerken bir yağmur bulutu geldi çöreklendi kaldı ve gitmez oldu.

Yağmurdan gözümüzü açamadık nerede bu güneş dedik, her taraf sırılsıklam oldu hatta tarlada ekinler fazla sudan boğuldu.

Derken o hasretle beklediğimiz güneş geldi ama ne geliş. Mübarek öyle bir geldi ki yaktı, kavurdu her yanı. Günler aylar boyu tek bulut görmedik.

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar şarkısını kendi söyledi kendi dinledi. Biz de sıcaktan yandık kavrulduk.

Yaz bitecek gibi gözükmezken umudumuz en azından sonbahardaydı.

Elimizde cep telefonları hazır halde atacağımız storyleri bekliyorduk.  Şöyle yağmurda çay boyu yürüyüşü, avm kafelerde elde kahve ve hiçbir zaman okunmayan kitapla, sepet sepet kanlıca mantarıyla ormanda, soba üstünde pişen kestane ve de deniz kenarında palamut balıklarıyla foto paylaşırız diye ümitlenmiştik.

Bunların hiç biri olmadı ne yazık ki…

Neler oluyor diye ilk bulduğumuz bilim insanına sorduk; tek söyledikleri küresel bir iklim krizi olduğu.

Çok ikna olmadık tabi, bu sefer bizim eskilere, uslulara, yaşlılara sorduk; onların teşhisi biraz daha bilimseldi sanki!

- Nerdeee o eski kışlar diye söze başlayıp uzun uzun anlattılar, nostaljik öykülerini. Başladıkları konu ile bitirdikleri arasında bağlantı kuramayınca pek bir şey anlamadım.

Sonuç ne diyecek olursanız, iki taraf da haklı bence, eski kışlar çok farklıydı ve küresel bir iklim krizi var.

Olayın özetini Bizim şefe sorduk o da; kasım ayında hem denize girdik, hem de kar mücadelesi yaptık. Diyerek noktayı koydu.

Kanlıca mantar beklentisi…

Kastamonu sonbaharın başkenti demiştik. Artık mevsimi gelmişti ve biz dört gözle sararan yaprakları, yerden fışkıran kanlıca mantarlarını beklemeye başladık.

Kış tahmini için tüm tahminciler bu sene o sene deseler de bir fotoğrafçı olarak bana göre bu sonbahar o sonbahar değildi. Dağlarda, ovalarda kanyonlarda ne renk, ne mantar, ne yağmur vardı, kısaca sonbahar yoktu.

Sebebine bilim insanları ne söylerse söylesin Araç Oklukta yaşayan Behçet emmim mantar konusundaki en bilimsel gerçeği bundan yıllar önce şöyle anlatmıştı;

 - Evlat bilesin ki ağustos ayında yağan yağmur, kanlıca mantar tohumudur.

Nitekim de dediği çıktı.

Yaz çok kurak geçip, sonbaharda da sıcaklık devam edince tohumlar yeşermedi ve pek az miktarda kanlıca mantarı oldu. Dağda bayırda gezerken tesadüfen denk gelen az sayıda şanslı kişi dışında kimse mantar göremedi. Çevre illerden çarşıya pazara gelenlerin fiyatı da en nadir ve kıymetli elementlerle yarışıyordu.

Olan bizim şefin geleneksel olarak her sonbaharda yaptığı kanlıca mantar toplama, fotoğraflama etkinliğine oldu. Arşiv fotolarına bakıp bakıp iç geçiren ve bir turşu bile kuramadığım sonbahara ben sonbahar nasıl deyim diye hayıflandı durdu.

Kasımda mevsim başkadır…

Romantik aydır kasım.

Havalar soğur, kıyafetler değişir, balıklar pazara iner, turşular kurulup, sonbahar renkleri hâkim olur havaya. Kasım üzerine aşk filmleri, şarkılar yapılır. Sosyal medyada en klişe paylaşımdır “Kasımda aşk başkadır”

Ama bu sene öyle olmadı. Kasımda kanlıca aşkı yaşanmadı.

Sonbahar ve kasım ayındayız ancak hava öyle değişkendi ki Çatalzeytin’de Hisar Kafe işletmecisi Tamer Çetin dostumuz kasımın ortasında deniz keyfi yapıyor, Karadeniz’in sıcaklığı 20 dereceyi geçen sularında keyifle kulaç atıyordu.

Biz de bu görüntülere bakıp artık iyice kıştan, sonbahardan ümidimizi kesmişken bir haber dolaşmaya başladı. Kar yağacak, hava soğuyacak dediler ama yazlık kıyafetle şehirde tur attığımdan pek inanasım gelmedi.

Fakat bilime inanmak gerekiyor. Nitekim dedikleri gün Ilgaz’ın zirvesini kapladı kara bulutlar.

Deniz keyfi yapan Tamer, bu sefer Karadeniz’in metrelerce yükseklikten kıyıyı döven dalgalarını yaralıgöz geçidinde kar fotolarını paylaşmaya başladı.

Kar soğuğu kapladı şehri.

Kendisini göremedik ama soğuğu iliklerimize kadar işledi.

Peki, ama Ilgaz’ın gelinliği, yaralıgözün süsü, ekilmiş toprakların yorganı kar neredeydi.

Uzak dağların zirvelerinde bir beyazlık olarak görünen kar mademki bize gelmedi, bari biz ona gidelim diyerek düştük Ağlı Yoluna.

Yoğun kar ne demek bilen var mı?

Ağlı ilginç bir yerleşim yerine sahip. Yıllar önce yazdığım bir yazıda iki mevsimli ilçemiz demiştim.

Yaz ve kış var. Ara mevsim yok. Yani bir gün kısa kollu yazlık kıyafetle gezerken akşam soba yakarsınız yarın bakmışsınız evinizin yolu karla kaplanmış.

Bu sene de öyle oldu ve ilk kar hazırlıksız bir şekilde yakaladı. Üstelik yağan kar da sulu bir kardı. Yani kar taneleri normalde uçuşan pamuksu olur ya bu böyle yağmadı. Kar taneleri bildiğin buz kristallerinden oluşuyordu. Ağaçların üstüne yapışıp kalıyor, durdukça ağırlaşıyor ve bir müddet sonra o kocaman çamlar, dallar yıkılıp gidiyordu. Hele o incecik elektrik telleri öyle kalınlaşıp ağırlaşıyor ki dayanması imkânsız. Kırsal kesimde kesilen elektrik hatlarına ulaşıp tamir etmek için Bedaş ekipleri amansız bir çaba sarf ediyor her yere yetişmeye çalışıyorlardı.

Kapanan köy yolları vardı.

Özel İdare ve KHGB ekipleri ilk günden itibaren sahada gece gündüz çalışıp yolları açmaya başlamışlardı. Şimdi o kapalı köy yollarından birine doğru masalsı bir yolculuktayız. Ağlı Kabacı köyü muhtarı Ramazan Turan da yanımızda. Fırıncık yoluna dönüyoruz, döner dönmez de kar, kış, kıyamet bize merhaba diyor.

Özlemişim bu kar kaplı çamları, yoldaki karları, tekerlerin kar üstünde çıkardığı sesi ve sarı iş makinelerinin sıcak rengini.

Ağlı KHGB Müdürümüz greyderiyle yolumuzu açarken, biz de arkasından kabacı köyüne doğru gidiyoruz. Muhtar Ramazan Turan,

-Şef Ağrı’yı bilin mi diyor,

-Bilmem mi muhtarım zamanında epeyce çalışmışlığım vardır. Niye sordun ki?

-İşte burası Kastamonu’nun Ağlısı değil adeta Ağrı’sıdır. Hiç bir yerde kar olmazsa bile burada vardır. Bizim buralarda kar ne kadar olmuş diye soran olursa biz santimle ölçmeyiz kısaca adam boyu deriz.

- kar güzeldir muhtarım.

Ben çok severim. Yağarken ayrı, yağdıktan sonra ayrı, erirken ayrı severim.

Kar sessizliğini duyan oldu mu hiç?

Elimde makine ayağımda çizmeyle kendimi taze yağmış karla kaplı yollara, tarlalara atıyorum. Dediler ki kar sessizliği diye bir şey var. İşte ben de onun peşindeyim.

Önümde bembeyaz bir örtü uzanıyor, üzerine bastıkça önce bir direnir gibi yapıyor sonra çıt diye bir sesle yüzeyi kırılıyor, yumuşacık kara gömülüyor ayaklarım.

Beyaz, bembeyaz baktığım her yer.

Sessizliğin sesini duymak için duruyorum.

Karın sessizliğini dinliyorum.

Gözlerimi kapatıp hayal ediyorum. Duyduğum her sese bir kıyafet dikiyorum.

Uzaklarda bir iş makinesi, bir köy evinde yanan sobadan çıkan dumanlar, gökyüzünde bir araya gelmeye çalışan bulutlar, onların peşinde gezen rüzgârlar. Hepsini görmesem bile hissediyorum.

İnsanın ayak izinin olmadığı, gözünün değmediği, elinin ermediği dağlardayım. Arada bir güneşin aydınlattığı, sırtını karla kaplı çam ormanlarına yaslanmış bir köy görüyorum, zamana direnen, zamanın en güzelleri olan evleri seyrediyorum.

Kapıları kapalı, bacaları suskun, her köyde alıştığımız o köpek havlamaları yok.

Birden en uçtaki evin bacasından çıkan dumanları görünce içimi sevinç kaplıyor.

Hayat var, birileri bu köyde hala zamana direniyor.

O evi ve köyde tek başına yaşayan Demirci ailesini anlatırım bir başka yazımda.

cebrailkeleskose (8)-2Ağlının leylekleri.

Bir kış günü düşmüşsem Ağlının meydanına gözüm önce parktaki boğa heykelini sonra Çakıroğlu lokantasını arar. Şenol Yörük yıllardır yemek değil lezzet satar.

Sadece işkembesi ve sütlacı için bile gelirim.

Yemek sonrası meydana çıkar caminin önündeki leylek yuvasına bakarım.

Kar altındaki leyleklerim hiç üşümezler, uçmazlar, acıkmaz, susamazlar.

Onlar sadece bir heykel ama yine de onlara baktıkça hüzünlenirim.

Gerçek leylekler şimdi çok uzaklarda güneydeler. Zamanı gelince yuvalarına dönecekler.

Geldiklerinde yemyeşil sıcak bir yer bulacaklar.

Keşke o heykel leyleklerin dili olsa da anlatsa gerçek leyleklere  “Kar sessizliği” ni. Lapa lapa yağan karları, kulak düşüren tipiyi, ıslık çalan fırtınaları,

Neler kaçırdıklarını bir bilseler.

Kastamonu’nun Ağrı’sı, benim Ağlımdan bu haftalık bu kadar. Çok sürmez yeni kardan öykülerde buluşmak üzere.

Cebrail Keleş/Balıkçı Şef

22 Kasım 2023 Ağlı

cebrailkeleskose (13)cebrailkeleskose (12)-1cebrailkeleskose (11)cebrailkeleskose (10)-2cebrailkeleskose (9)-2cebrailkeleskose (7)-1cebrailkeleskose (6)-2cebrailkeleskose (5)-2cebrailkeleskose (4)-2cebrailkeleskose (3)-2cebrailkeleskose (2)-2cebrailkeleskose (1)-2