Bu hikâyenin içinde yalnızca madalya yok… Spor var, emek var, aile desteği var, okulun sahiplenişi var, arkadaşlığın sıcaklığı var…

Hepsi bir araya geldiğinde ortaya başarı hikâyesinin yanı sıra; umut veren güçlü bir yaşam öyküsü çıkıyor.

Mi̇ne Özgür Köşe (1).Jpg-4

Şehit Şerife Bacı Ortaokulu 6/C sınıfı öğrencisi Melinda Feride Yıldırımoğlu, Mayıs 2026’da Wushu Okul sporları Türkiye Şampiyonası'nda 43 kiloda Türkiye Şampiyonu oldu. Aynı zamanda geçen yılın Balkan Şampiyonu olan Yıldırımoğlu’nun ve antrenörünün hedefi, Ağustos ayında Yalova’da yapılacak olan müsabakada sahibi olduğu Balkan Şampiyonluğunu yenilemek.

Onun başarısında yalnızca sportif bir zafer değil; gençliğe örnek olacak güçlü bir hikâye var. Azmin, emeğin ve inancın hikâyesi…

Doğum gününü de ailesinin sürpriziyle spor salonunda pasta keserek kutlayan Melinda Feride Yıldırımoğlu, spora küçük yaşlarda başlamış. Yaşadığı şehrin adını da duyurmayı başaran Melinda Feride Yıldırımoğlu’nun okulunun desteğini hissetmesi, okul müdürü ve yöneticilerinin onun emeğini görmesi ve başarısının yalnızca kendisine değil, bulunduğu okulun ortak gururuna dönüşmesi de çok değerli.

Belki de başarının en güzel taraflarından biri tam da bu… Sevinci tek başına yaşamamak… Bu konuda sınıf arkadaşlarının desteğinden de gözleri ışıldayarak söz ediyor.

“Wushu gibi zorlu bir branşta antreman yapmak, derslerine zarar verdi mi ve hayalindeki meslek nedir?” diye soruyorum, anlatıyor başarılı genç sporcu Melinda Feride:

“Hayır, derslerimde hiç sıkıntı yaşamadım. Başarılı olacağıma inanınca; aynı anda hem okulumu hem de sporumu birlikte yürütebiliyorum. Haftada 4 gün, maç döneminde ise her gün çift antreman yapıyoruz ama alıştığım için yorucu olmuyor. Derslerim de çok iyi, takdir alıyorum.

Okulum, müdürüm, öğretmenlerim destek oldular. Sınıf arkadaşlarıma destekleri ve heyecanı benimle yaşadıkları için, maç sonrası kendimi özel hissettirdikleri için de hepsine teşekkür ediyorum.

Elektronik Mühendisi olmak istiyorum. Aynı zamanda spor antrenörü olarak da devam etmeyi düşünüyorum.”

Şehit Şerife Bacı Ortaokulu yönetiminin, müdürünün ve İl Millî Eğitim camiasının genç bir sporcunun emeğine gösterdiği ilgi; çocuklara verilen değerin en güzel karşılıklarından biri olarak kalplerimizi aydınlatıyor.

Çünkü çocuklar bazen kendilerine inanmayı, önce büyüklerin onlara inandığını görerek öğrenir.

Mi̇ne Özgür Köşe (3).Jpg-3

Türkiye Şampiyonu’muzdan savunma sporunu niçin seçtiğini öğrenmek istiyorum. İçtenlikle anlatıyor, Melinda Feride Yıldırımoğlu:

“İlkokul 2. Sınıftayken, 4. Sınıfa giden bir öğrenci tarafından zorbalanıyordum. Bu, genelde sessiz sakin çocuklara yapılıyor. Hem sözle hem de fiziksel olarak beni zorbalıyordu. Annem, savunma sporlarına başlamamı istedi, Kick Boks ile başladım, hoşuma gitti, Wushu sporu ile devam ettim. Spora başladıktan sonra bana güven geldi, dereceler yaptım.

Sonrasında aynı çocuk tekrar beni zorbalamaya kalkınca, bir hareketimle O’nu yere serdim. Sonrasında öğretmenlerimiz bizi barıştırdı. Bu arada ilkokulda yaşadığım bu olay orta okuldaki arkadaşların hiçbirinin arasında yok.”

Okul yıllarında karşılaştığı akran zorbalığının bıraktığı duygularla çıktığı bu yol, zamanla bambaşka bir kapı açmış önüne. Kırılmak yerine güçlenmeyi seçmiş. İçine kapanmak yerine de mücadele etmeyi…

Savunma sporlarına attığı ilk adım belki kendini korumak içindi. Ama zamanla bu spor ona yalnızca savunmayı değil; ayakta durmayı, kendine inanmayı, disiplinle ilerlemeyi ve pes etmemeyi de öğretmiş. Önemli bir sorun olarak yaşanan akran zorbalığı ile başlayan hikaye, bu kez mutlu sonla ilerlemiş ve Melinda Feride Yıldırımoğlu doğru yoldan yürüyerek, Türkiye Şampiyonu ve Balkan Şampiyonu olarak taçlanmış.

Kick boksla başlayan bu yolculuk, bugün wushu ile devam ediyor. Her antrenmanda biraz daha güçlenen yalnızca kasları değil; özgüveni, duruşu ve hayata bakışı da bambaşka bir noktaya gelmiş görünüyor.

“Şampiyon olduğun anda neler düşündün? O an ki duygularından söz edebilir misin?”

“Şampiyon olduğumda ilk aklıma gelen Eldar Elizade hocamla çalıştığım anlar, oldu. Verdiğim emekler, fedakarlıklar ve sonunda bu güzel başarı ile duygulandım, çok da mutlu oldum. Hocama sonsuz teşekkür borçluyum. Her şeyi O’nun sayesinde başardım ve hocam sayesinde devam edeceğim.”

Bir yanda yaşının çok ötesinde bir kararlılıkla çalışan genç bir sporcu… Diğer yanda tecrübesini gençlere aktaran bir antrenör … Biri hedefe yürüyor, diğeri yol gösteriyor.

Başarı bazen yalnızca kazanmakla değil; yetiştirmekle büyür. Bu hikâyenin görünmeyen kahramanlarından birinin de antrenörü olduğunun görüyoruz.

Dünya ve Avrupa Şampiyonlukları bulunan Azerbaycanlı Eldar Elizade, aynı zamanda Kastamonu kick boks il temsilcisi ve Türkiye Kick Boks Federasyonu Profesyonel Ligler Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Mi̇ne Özgür Köşe (5).Jpg-2

İlk olarak Türkiye ve Azerbaycan hakkındaki düşüncesini öğrenmek istiyorum.

“Azerbaycan’ın canı kanı Türkiye’dir. Dostlukları sorgulanmaz. Türkiye’den sevgi görüyoruz ve bize de o şekilde gelen herkesi sahipleniriz” diye cevaplıyor, Eldar Elizade.

Yıllar önce Azerbaycan’dan Türkiye’ye üniversite eğitimi için gelmiş.

“Kastamonu’ya ‘Deniz var diye geldik ama bulamadık. Çok güzel sahili olmakla birlikte merkeze uzak” diyor.

Belki başlangıçta bu toprakların hayatında bu kadar büyük bir yer tutacağını kendisi de bilmiyordu. Eğitim için çıktığı yol, zamanla bir memlekete, bir emeğe, bir yaşam biçimine dönüşmüş. Üniversiteyi tamamlamış, yüksek lisansını yapmış ve burada kalmış.

Ringin içinden gelen biri… Yıllarını antrenmana, mücadeleye, sabra vermiş bir sporcu… Kendi kariyerinde Dünya şampiyonluklarıyla taçlanan bir başarıya sahip. Yıllarca ringde mücadele etmiş ve sporun yalnızca teknik tarafını değil; ruhunu da taşıyan biri…

Spora kaç yaşında başladığını ve farklı alanda yaptığı üniversite eğitiminin nedenini soruyorum. Eldar Elizade şu sözlerle anlatıyor:

“Ailemin teşvikiyle, 5 yaşımda spora başladım. Sporu çok sevmeme rağmen iktisat daha meşhur, sevilen bir alan diye eğitimim için onu tercih ettim. Ayrıca ticaret de yapıyorum, ilgili bir alan olduğunu da düşünüyorum. Yüksek lisansımı yine Kastamonu Üniversitesi’nde Spor Ekonomisi olarak tamamladım.

Gençlerimiz için spor çok önemli. Bunlara örnek, Melinda kızımız. Çok hırslı bir sporcu. Sadece kazanmak değil, sahnenin arkasında yaşananlar; kaybettiğinde de devam edebilme duygusunu kazanmak da çok önemli. Melinda kaybettiği bir maçtan sonra beni çok üzgün görünce; ‘Hocam söz, bir dahaki karşılaşmada şampiyon olacağım dedi ve sözünü tuttu. Tabi ki bir işte kazanmak da var, kaybetmek de. Ama onları evladımız gibi gördüğümüz için üzülüyoruz, hep kazanmalarını istiyoruz.

Spor Salonumuzdan Hamza Eren Göksu, 2 kez Dünya Şampiyonu ve 1 kez de Avrupa şampiyonluğunu kazandı. Yiğitşah Bulut 54 Kg'da Dünya Şampiyonu olurken, Baran Kulakoğlu ise 58 Kg'da Dünya ikincisi oldu. Burak Efe Özkan, 63,5 kg kategorisinde Kick Boks Dünya Kupası Şampiyonu oldu.

Türkiye Boks Şampiyonası'nda 46 kg’da Şevval Ersaka bronz madalya, Asrın Fırat Yaman kick boks branşında Dünya Kupası Şampiyonası’nda ikinci oldu.

Sporcularımız madalyalarını; inancın, sabrın, karakter, disiplin ve cesaretin sonucu olarak kazanmışlardır.”

Bir sporcunun yumruğuna güç veren yalnızca kasları değildir bazen; arkasındaki hocasının ona duyduğu inançtır.

Kürsüde çoğu zaman tek kişi görünür; ama o başarının arkasında yıllar, disiplin, sabır ve sessizce verilmiş büyük emekler durur. Eldar Hoca’nın verdiği emek de tam olarak böyle…

Kick boks Türkiye Üçüncülüğü de bulunan eşi Fatma Elizade ile birlikte bu yaşamın temposunu paylaşmaları, bu mücadeleyi birlikte omuzlamaları da ayrı bir anlam taşıyor.

Salonun adının neden ‘Leon’ olduğunu soruyorum, şöyle açıklıyor:

“Azerbeycan’da maçlara, ‘Leon’ adıyla çıkıyordum. O adla tanındığım için, kendi salonumu açınca, bu ismi vermek istedim.

Bu kulübü açmamızda en büyük katkısı olan ve sporcularımıza da sürdürülebilir imkanlar sağlayan Cengiz Aygün’e ömür boyu vefa borcumuz var.”

Bazı insanlar için kazanmak tek başına yeterli olmaz. Onlar bildiklerini aktarmak, öğretmek, yol göstermek ister.

Bazen bir şampiyon, bir başka şampiyonun yetişmesine rehberlik eder. Ne mutlu ki Kastamonu’da birçok şampiyonun yetişmesine emek veren hocalar, antrenörler, destekleyen okullar, katkı sunan sporseverler, bu işe gönül vermiş öğrenciler var.

Henüz 6. Sınıf öğrencisi ince, narin bir çocuk ile konuşmaya başlamışken, söyleşi içerisinde, Melinda Feride Yıldırımoğlu’na aklı başında, azimli ve güçlü bir birey olduğunu gördüm. Her antrenmanda biraz daha bileniyor, biraz daha güçleniyor. Ve biz biliyoruz ki bazen en büyük başarı, yaştan değil yürekten gelir.

Bu söyleşinin son sorusu;

“Gençlere, çocuklara neler söylemek, ne önerilerde bulunmak istersin?” şeklinde oluyor, Melinda Feride Yıldırımoğlu yanıtlıyor:

“Yaşıtım çocuklara tavsiyem, okullarını aksatmadan bir branşla uğraşmaları. Bizim gibi şampiyonlukları yaşayan bir çok kişinin olmasını istiyorum. Spor, kendine güven sağlıyor. Ayrıca fiziksel ve zihinsel olarak güçlendiriyor. 1.5 saat antreman dersleri aksatmıyor. Alışınca da hiç zor gelmiyor.”

Ünlü filozof Aristo’nun, “Gençlerin yetişmesine önem veriniz; çünkü bu yolda en küçük ihmal ülkenin yapısını ve geleceğini yok eder” sözünü anımsıyorum.

Bu nedenle, bir şampiyonluk kürsüsünde de sadece bir sporcu durmaz… Onunla birlikte yılların emeği, sabrı, gözyaşı, vazgeçmeyişi ve ona inanan herkes durur.

Melinda Feride Yıldırımoğlu’nun hikâyesinde bir madalyadan fazlası var… Bir çocuğun kendine inanışı var. Bir annenin yönlendirişi, bir hocanın emeği, bir okulun sahiplenişi, arkadaşlarının coşkusu var. Ve belki de bu yüzden bu hikâye yalnızca bir spor başarısı değil.

Henüz yolun çok başında ama attığı her adım, geleceğe güçlü bir iz bırakıyor.

Bugün boynunda taşıdığı madalyalar kadar; gözlerindeki kararlılık da onun ne kadar güzel bir yolda yürüdüğünü gösteriyor.

Melinda’nın hikâyesi; kazanılmış madalyalarla birlikte, disiplinin, emeğin, vazgeçmemenin ve inancın hikâyesi…