“Kastamonu’ya sahiplik” yolu engebeli, dolambaçlı ve sarptır; kökünde “yerlilik”, dallarında “evrensellik”; ne nasip ne de kısmet, pür emektir…
Bilinçtir, cürettir, vefadır.
“Yatay” bir ovaya sevdalanmak değildir Kastamonululuk…
Bugünden binlerce yıl derine daldırılan sarkaçvari, vatana “dikey” karasevdadır, (g)ayrılık bilmemektir.
Kastamonu’da her yurtlananı kültürüne bakmaksızın…
Bağra basmaktır.
Kendinden bilmektir…
Öteki(leştirmek) yoktur kitabında.

Fi tarihinden itibaren bu “şehri cennetin” göğsüne başını dostça, aşkça, Yunus’ça yaslayan aynı göğün altındakiler ve aynı toprağın üstündekiler eşittir Kastamonulu olmakta…
Dil, din, kültür farklı olsa da.
(C)isimleri başka başka olsa ne yazar?…
Her birinin alnında/kalbinde/künyesinde “Kastamonulu” yazar.
El verdiler…
Gönül verdiler.
(İki Kastamonulu…
“Sahiplik” erbabı iki vatanperver.
İki Lise’li…
İki “irfan meşalesi”.
İki kadim dost…
İki “yerelde kök-evrenselde dal”.
“Çağatay Arslan”…
“Selim Önal”.
Meslektaş olduklarını da ekleyelim künyeye…
İki bankacı.
Dünyanın en büyük “bisiklet” deneyimlerinden birine imza atmak için İsveç’teler…
“Vätternrundan 315 km”.
Bu yıl “Vätternrundan” 61’inci kez düzenleniyor…
“Vätternrundan, bisiklet dünyasının en büyük deneyimlerinden biridir. Vättern Gölü'nün etrafında gece gündüz boyunca, binlerce diğer katılımcıyla birlikte bisiklet sürüyorsunuz. Bu rekabetçi bir yarış değil, hem hazırlık hem de istek gerektiren bir meydan okumadır ve bu da ömür boyu anılar kazandırır.”

Kastamonu(lular) Vätternrundan’da…
Kastamonu Kimliği’ni işledikleri formaları ile.)
(“Bisiklet, pedalların ritmiyle sadece yolları değil, hayatı da kat eden bir araçtır. Türkiye’nin ‘Otomobil Cumhuriyeti’nde, arabalara, önyargılara ve eksik altyapıya rağmen bisiklet sürmek, bir direniş ve özgürlük arayışıdır” diyor Çağatay Aslan blog yazısında…
“Bisiklet; eşitlik ve dayanışmanın sembolü.”
https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2025/06/yolda-olmak-turkiyeden-isvece.html blog adresindeki film okumalarında bisikletin “felsefesine” epey yer veriyor Çağatay Arslan…
Hayatı görüş ile alakalı.

Misal…
“Einstein’in dediği üzere başarı pedalı hep çevirmektedir. Pedalı çevirmediğin zaman düşersin. Peki Einstein gibi bir dahi nasıl olmuş da bisiklet gibi fizik kurallarına tabi bir aygıtın sadece pedalını çevirmek kafidir demiş. Pedalı çevir demiş. Pedalı hızlı bile çevir dememiş. Sadece çevir demiş. Oysaki herkes bilir ki pedalı ne kadar hızlı çevirirsen o kadar hızlı gidersin. Ne kadar hızlı gidersen de o kadar uzağa o kadar çabuk gidersin. Mi acaba? Bisikleti de hızlı sürenler tabii ki var. Ama dünyanın en prestijli yarışı Fransa Turunu bisikleti en hızlı sürenler kazanmıyor. Tabii ki hızlı sürüyorlar ama sadece hızlı sürmek yetmiyor. Dayanıklı olmaları yokuş çıkmayı bilmeleri gerekiyor. Ama Einstein’ın dediğine dönersek bisiklet yarışı bahsini de kapamalıyız. Çünkü hayat bisiklet yarışı dememiş. Bisiklet sürmek demiş. Bisiklet sürmek yani pedallamak. Hızlı ya da yavaş. Yapılması gereken bundan ibaret.”)
(3 bin küsur yıl öncenin “Demir Atlı” Paflagonları…
Vatanın işgaline karşı kah Troya’da kah göç yollarında İtalya’da.
Ne doğru…
“Dünyada yeni bir şey yok, tarihte okunmayanlar haricinde.”
Bugün de…
Diyarı Viking’de Paflagonlar.
Değişmiyor cesaret…
Direnç, sabır, cansiperane.)

(Çağatay Arslan ve Selim Önal Vättern Gölü’nün çevresindeki 315 kilometrelik parkuru pedal basarak tamamladıktan sonra bisiklet üzerinden inmeden yönlerini Avrupa’nın güney ucuna çevirecekler…
Geçecekler Avrupa’yı bisiklet sırtında.
Fiziksel ve psikolojik dayanıklılıklarını test edecekleri bir sefer olmasa gerek…
Hayatı bisiklet üzerinden görüşün felsefesi.
Anlayabilmek gayreti…
Bilinci pedal üstünde tutabilmek daim.)

