Orhan Veli'ye nazire olsun “Çayboyu'na doğru Atatürk'ü göreceksin sakın şaşırma”, doru bir ata binmiş, başında kalpak…
Kuvayi Milliye'yi göreceksin Ata'sının izinde.

Çanakkale'yi geçilmez kılan 57'nci Alay'ı göreceksin…
Bileceksin her vatanperverin 57'inci Alay'ın neferi olduğunu Ata'sının emrinde.

Kastamonu’yu milli mücadele safına katan 58'inci Alay'ı göreceksin…
Her Kastamonulunun aradan asır geçse de her şafak selam durduğu Üsteğmen Şevket Bey'i hissedeceksin berrak zihninde.

Tatlızade Emin Bey'i ve Binbaşı Zeki Bey'i göreceksin…
Sivas Kongresi menzilinde.

Hüsnü Açıksöz'ü göreceksin…
Kahramanlıkları okuyacaksın kelime kelime.

Müftü Osman Efendi'yi göreceksin…
Vaazlarda semayı inlete inlete.

Mehmet Akif Ersoy'u göreceksin…
Gözünden sel gele gele.

(3 sene önce…
Esnafların bir talebi oldu Kastamonu Ticaret Borsası Başkanı Serdar İzbeli'den.

Yıllar yılının “Varan Taksi Aralığı”...
Evveli zamanın “Gümüş Palas Aralığı”.

Kastamonu çarşının kadim kılcal damarlarından…
Belediye Caddesini Çayboyu’na bağlayan “tali” yol.

“Aralık”...
Her dem bahar.

Bir poster asalım gökten yere…
“At üzerinde Atatürk” fotoğraflı.

Hafız Selman İzbeli'nin torunu Serdar İzbeli…
57'nci Alay eri.

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk” at üzerinde…
Savaş meydanında başkomutan.

İlelebet dalgalanacak şanlı Türk Bayrağı gökte…
Savaşmaya değil ölmeye yeminli kahraman askerler şehadet yolunda.)

(3 yıldır dalga dalga…
Kuru yaprak kaldırmaz yelde dahi.

Geceleri yakamoz düşüyor üstüne…
Kırmızı-beyaz.

“Uhrevi” bir görüntü…
Yürek çarpıntısı.

“Murat Erkek Kuaförü, Doru Bereket Lokantası, Serkan Çanta, Dostlar Çay Ocağı…”...
Emanetin bekçileri.

“Atatürk Aralığı”...
Yürekte kor ateş.)

(Şehirlerin belkemiği esnaftır…
Hancıdır.

Her şart ve koşulda sahiptir…
Eşraftır.

Onurdur…
Şereftir.

Yerlidir…
Kalbidir.)

Not: Bir asır önce…
“Beşdeğirmenler”.

Her akarsu kenarında değirmen…
Meziyet ne değirmen taşında ne değirmencide.

Meziyet kuşun kanadında değil…
Gök olmasa.

Katar katar kağnı…
Tepeleme Siyez.

Değirmen önünde odun ateşi…
Süt tavası içinde “değirmen pilavı”.

Pilav imecesi…
Tahta kaşık.

Adı kaldı “Beşdeğirmenler”...
Ne değirmen ne pilav.

Not 2: Beşdeğirmenler'in üzümü Çankırı'dan gelirdi…
Katır üstünde.

Tünel ne geze…
Dağ tepe aşarak.

Yeşil üzüm…
Yuvarlak bedenli.

Meşhurdu…
O asma bugün kaldı mı?

Beşdeğirmenler'in inciri İnebolu'dan gelirdi…
Yeşil-mor.

Bir de “takas” vardı…
Bir kefeye leblebi, öbür kefeye köylünün ördüğü yün çorap, eskimiş olanı.

Ne kadar yün çorap…
O kadar leblebi.

Ne yün kaldı…
Ne ören el.