“Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur” demiş Mevlana.
Mesleğine olan bağlılığı, insan sevgisi, toplumsal olaylara duyarlılığı ile dikkat çeken emekli hemşire Hayriye Kipay, “Bir meslek, bir yaşam” yazı dizisinin konuğu olarak bizlerle buluşuyor.
“Hemşirelik, doyamadığım bir meslek. Yaradan’ın yarattığı canlıları seviyorum. Mesleğimdeki tek amaç; insana yardım etmek, ızdırabını dindirmek. Hemşire olarak uzun yıllar çalıştıktan sonra emekli olunca; Tüketiciyi Koruma Derneği’ne de yine bu düşüncelerim beni sevk etti. Orada da amaç aynı, insana hizmet etmek” diyen Hayriye Kipay’ın yüzünden gülümsemesi eksik olmuyor.
Yüreğinde toprak ananın bilgeliğini meyvelendiren Hayriye Kipay, hemşirelik mesleğine gönül vermiş bir anne, bir arkadaş, bir kardeş, bir dost…..
“Hemşirelik sonlanmayan bir meslek” derken, o zamana kadar geçmiş olan yaşamı ile birlikte iç dünyasını döküyor. İçten içe kaynayan bazen de dışarıya taşan ruh haliyle, birdenbire coşan kızgınlığı ya da neşesiyle renklenen konuşmamıza, özgeçmişiyle başlıyoruz.

Hayriye Kipay, Kastamonu’nun İhsangazi İlçesi Haydarlar Köyü’nde doğmuş. Nüfus kağıdına göre, doğum tarihi 1941 olmasına karşın, nüfusa geç yazdırıldığı için gerçek yaşının 3-4 yaş daha büyük olduğunu düşünüyor. Kipay anlatmayı sürdürüyor:
“Annem ev hanımı babam marangozdu. Ben 4-5 yaşlarımdayken köyden Kastamonu’ya taşındık. Babam inşaatların ağaç kısımlarını yapıyordu. Çok akıllı bir insandı. Şehirde yaşamak istemiş. Önce kendi gelip, iş bulmuş, sonra biz de geldik. İlk zamanlar Hazreti Pir’e yakın bir evde oturuyorduk. Sonra babam Coruk Suyu’nun karşısında arsa alıp, üzerine ev yaptı. Orada Coruk Beyliği’nin olduğunu söylerler. Saat Kulesi’nin arkasından Coruk Sokağı’na inerken tam karşıdaki düzlükte eskiden beylik olduğunu söylerlerdi. Ben bunu bir mecmuada da okumuştum ama herhalde atmışız, şimdi onu bulamıyorum. Böyle konular, tarihimiz, geçmişimiz çok araştırılmıyor, sahip çıkılmıyor diye de üzülürüm.

Benim hayat hikayeme dönecek olursak; Gazipaşa İlkokulu’nu bitirdikten sonra kızlar okumaz diyerek ailem beni eve aldı. Artık evlendirelim diye de karar verdiler. Ben okumak istediğimi söyledim ama kimseye anlatamadım.
‘Kız aslı okumaz’ (kızlar okumaz) diyerek, tek cümleyle önümü kestiler. Ben yine de yılmadım. Ankara Tıp Fakültesi Hemşire yardımcılığı kursunun sınavına girdim. Kazandım ama oraya da göndermediler. Sonra aklıma bir çare geldi. Ailemi bıktırırsam, bizim kız bir işe yaramıyor diye düşünüp, belki okula gönderebilirler diye, evde hiç iş yapmamaya başladım. Hiçbir şeyle ilgilenmiyordum. Ayrıca köydeki büyük anneme, halama, teyzeme çıkıp çıkıp gidiyordum. Zaman böyle geçti. Bir yıl sonra okuldan tekrar bir yazı geldi:
‘Geçen yıl girdiğiniz sınav geçerlidir. Okumak istiyorsanız baş vuru yapabilirsiniz’ diye. Hem kazanan, hem de okumaya gönderilen kız öğrenciler az olduğu için böyle bir yola baş vurmuşlar. Bu da benim işime yaradı. Annem ve babam benim okuma istediğimden ve başıma buyruk davranışlarımdan bıkmışlardı. ‘Tamam, git, oku’ dediler. Ankara’ya gidip, kaydımı yaptırıp kursa başladım. Kurs yatlıydı zaten. 2 yıl kurs görüp, hemşire yardımcısı oldum. İlk tayinim, Kastamonu’nun İnebolu ilçesine çıktı.
4 yıl sonra evlenip Almanya ‘ya gittim. Almanya’da yabancı dilim olmadığı, Almanca bilmediğim için ilk zamanlar iplik fabrikasında çalıştım.”
Akşamları evde kitaplardan, gündüzleri ise iş yerindeki arkadaşlarından Almancayı öğrenen Hayriye Kipay, sonunda hayaline kavuşmayı başarmış. Göppingen şehri devlet hastanesinde göreve başlamış.
Evinden otobüsle 20 dakikada ulaştığı hastanede beş buçuk yıl çok mutlu çalıştığını söylüyor ve o günlerden aklına düşen anıları bizlerle paylaşıyor:
“İlk işe başladığım gün servis sorumlusu arkadaş iş taksimi yaparken ‘Türk hemşireyi de çamaşır, malzeme odasının temizliğine verelim’ dedi. Moralim bozuldu ama elime mi yapışacak, temizlerim, diye düşünüp, işe giriştim. O gün benim davranışımdan memnun kaldılar.
Ertesi gün iki hasta olan bir oda verdiler. Böylece Almanya’da hemşirelik yaşantım başladı. İşimi çok sevdiğim için, hastalara da kendimi çok sevdirdim. Gelen kişiler, Türk hemşireyi sorarlardı. Hatta bir gün hava çok kötüydü. Müthiş kar yağıyordu. Ben işe geç kaldım. Hastalar hep beni sormuşlar, servis sorumlusunu deli etmişler. Bunlar güze şeyler.”

Hayriye Kipay, eşinin rahatsızlanması nedeniyle zor günler geçirmeye başlamış. Hastalığı ilerleyip, doktorlar yaşama ümidinin çok azaldığını ifade edince, Türkiye’ye dönüş yapmışlar. Manisa Soma’da görev yapmaya başlayan Kipay’ın eşi rahmetli olmuş.
“ 37 yaşında dul kalınca kayınvalidem, çok sıkıldığımı görüp, memleketine, ananın babanın yanına git, burada çok üzülüyor ve sıkılıyorsun, dedi. Ben de Kastamonu’ya tayinimi istedim” diyen Hayriye Kipay, Kastamonu Sigorta Hastanesi’nde 30 yıl görev yapmış.
53 yaşında lise diplomasını da alan Hayriye Kipay’ın Ebru ve Serap Kipay isimlerinde 2 kızı var.
Söyleşi sürerken, söz sık sık Almanya’daki günlerine geliyor. Ben de, Almanya ile Türkiye’de hemşire olarak görev yapmayı karşılaştırmasını istiyorum. Anlatıyor, Hayriye Kipay:
“Almanya’da hemşireler, buradaki gibi çalışmıyorlar. Hasta yatağını yapmak, çarşafları değiştirmekten tutun da ayak ucunun temizliğine kadar hepsi hemşirelerin işidir. Hastaların tedavisi ile ilgilenip, doktorların isteklerini de uygularlar tabi ki. Vizitten sonra cam, yer silme, yemek taşıma gibi hizmetlerin hepsi hemşirelerdedir. Orada hastabakıcı diye bir şey yok
Hemşirelik Almanya’da A’dan Z’ye. Yapılıyor. Ben Türkiye’ye dönünce de, burada hep Almanya’da gördüklerimi yaptım. Hastaların her şeyiyle ilgilendi. Onun için de sokakta hiç tanımadıklarım bile hatırımı sorar, hastanede çok ilgilenmiştiniz diye teşekkür ederler.
Ekonomik olarak düşünce ise, burası daha iyi. Almanya’da para yetiştirmek zor.”
“Türkiye’deki günlerinize dönecek olursak, eski yıllarda komşuluk, arkadaşlık ilişkileri nasıldı, değişim var mı?” diyorum. Yanıtlıyor:
“Eskiden mahallelerde komşuluk ilişkileri, birbirine gidip gelmeler vardı. Şimdi insanlar kopmuş durumda, birbiriyle komşuluk ilişkisi kurma hevesinde değiller. Ama ben mahallemde kimin ihtiyacı varsa yanındayım.
Mahallemden iki kere muhtar adayı oldum ama bildiğiniz gibi seçilemedim. Maalesef Türk hatunlara böyle görevler çok uygun görülmüyor ve erkekler birbirini daha çok destekliyor. Keşke aday olmasaydım. Ben zaten mahallenin manevi muhtarıyım. Aklım erebildiği kadar vatandaşa yardımcı oluyorum. Yardım her zaman maddi anlamda değildir, insani yardım da çok önemli. Maddeyi sevmem, maneviyatı severim.
Yıllar önce Almanya’da iken şimdi oturduğum evin arsasını almıştım. Manisa Soma’da başlayıp, yavaş yavaş evimi yaptım. Keyfini de sürüyorum. Benim maddi anlayışım bu kadar. İhtiyacına sahip olmak yeter, fazlası lüks olur. Bu arada Soma’da meydana gelen maden kazasını duyunca çok üzüldüm. Orada görev yaptığım için, daha çok etkilendim, hep ağladım.
Çocukken dedemle birlikte teyzemlerin köyüne giderdik. Dedemi izlemeyi çok severdim. Yolda yürürken ayağa dolaşacak ne kadar taş varsa, yolun kenarına iterdi. ‘Kızım, bu taşlar ya birisinin ayağına takılır ya da ya da hayvanları tökezletir. Onun için yolda giderken, ayağımla taşları kenarlara itiyorum’ derdi. Hey gidi dede, okumamıştın ama insandın. Nur içinde yat. Düşünüyorum da çocuklarımız daha ufacıkken, evin temiz tutulması gerektiğini akıllarına kazıyoruz. Ama elindeki sakızın kağıdını sokağa atılmayacağını ya da çekirdeğin içinin yenilip, dışının yere atılmayacağını öğretmiyoruz.
Almanya’da güzel bir adet vardı. Belediye’ye para ödeyerek, etiket alırdık. Çöpü her çıkardığımızda, o etiketi kovanın üzerine bırakırdık. Temizlik görevlileri çöpleri toplarken, etiketsiz olan çöp kovalarını boşaltmazlardı.
Orada yaşadığımız yıllarda tanıştığımız Karadenizli bir aile vardı. Aile reisinin adı Bilal idi ve herkes ona Deli Bilal derdi. Bir gün ailecek yolculuğa çıkarlarken, hanımı evde çöp olduğunu fark etmiş. Bizim Deli Bilal Efendi de bir etiket kar edelim deyip, eşine çöpü çıkarttırmamış. ‘Çöpleri yanımıza, arabaya alacağız’ demiş. Ormanlık bir alandan geçerken, ıssız bir yere doğru evin çöpünü fırlatmış. Bu yaptığının çok akıllıca bir düşünce olduğuyla övünürken, aylar geçmiş. Bir gün kapı çalınmış ve bir zarf gelmiş. Hemen açıp, okumuş. Mektupta çöpünü ormana attığı ve çevreyi kirlettiği için 1000 mark cezaya çarptırıldığı yazıyormuş. Deli Bilal daha da delilenerek belediyenin yolunu tutmuş. Ama borcunu ödemek için değil de bunu yapmadığına ikna edip, parayı ödemekten kurtulmak için gitmiş. Memura itirazını iletip, bu çöp benim değil, cezayı da ödemeyeceğim deyince, eline kirli bir zarf vermişler. Ve memur şöyle demiş; ‘Bu zarf ormanda bulunan çöpten çıktı. Üzerinde adınız ve adresiniz var. Sizi de böyle bulduk zaten. İtirazınızı kabul edemiyoruz’ Tabi ki başka çare kalmadığını anlayan Bilal deliliği bir kenara bırakıp, akıllı uslu bir şekilde cezayı ödemiş.
Bu yaşanmış hikayeyi hatırladıkça hem gülerim hem de özlerim böyle düzenli geçen günlerimi. Hey gidinin Türkiye’si; sen de o günleri göreceksin ama acaba yetmişleri geride bırakıp, seksen yaşına doğru yaklaşan ben görebilecek miyim?”
Hayriye Kipay, bir çok olayı not etmiş. Bana verdiği notlarda anıları, mektupları, isyanları vardı. Kimi gün depremden etkilenip yazmış, başka bir tarihte son derece duygusal cümlelerle annesinin hastalığını anlatmış. Bir on kasımda Atatürk’e, duyarsız kişileri şikayet etmiş, diğerinde yaşadığı olay nedeniyle bir hemşire olarak onurunun zedelendiğini ifade etmiş. Bu özel yazıları süzgeçten geçirip, birkaç örneği paylaşıyorum:
“Aşık Veysel’in; ‘Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim kara topraktır’
dediği gibi benim de gönüllerdeki karşılıksız sevgi, sadık yarimdir. Bu şiirde her zaman kendimi buldum. “
Başka bir kağıda şu notu düşmüş: “Hemşireliği çok seviyorum. Dünya’ya on kez gelsem yine bu mesleği seçerim. “
Kastamonu Tüketiciyi Koruma Derneği Başkanı Kipay, 27 Kasım 1998 yılında Antalya’da katıldığı TÜKODER toplantısını ayrıntılarıyla anlatırken; güzel şeyler yapma, insanlara hizmet etme gururunu bir kez daha yaşadığından söz etmiş.
2005 yılının kasım ayında ise şunları karalamış bir kağıda:
“Heyhat, artık ne gücüm ne de yaşananlara hevesim kaldı. Ama bu gücü yeniden toplamanın yollarını aramak ve tempoyu hızlandırmak lazım. Ama nasıl?”
Bu gün bu düşünceleri çoktan geride bırakmış görünüyor. Bunu nasıl başardığını öğrenmek istiyorum, Hayriye Hanm anlatıyor:
“Ben çalıştıkça ve insanlara yardım ettikçe mutlu oluyor, yaşama bağlanıyor, canlanıyorum. Hastaneden emekli oldum ama hemşirelikten emekli olunmaz. Mahallede, akrabada, eş dostta kimin ihtiyacı varsa, oradayım. Tüketiciyi Koruma Derneği’nde de insanlara hizmet etmeyi sürdürüyorum. Evimin altında bir oda var, orada işlerimi yürütüyorum. Hastaneden emekli olunca hemen bu büro gibi kullandığım odayı açtım.”
Emekli hemşire, Tüketiciyi Koruma Derneği Kastamonu Şube Başkanı Hayriye Kipay’dan son olarak gençlere önerilerini soruyorum. Cevabı, hemşirelik ile ilgili geliyor:
“Hemşirelik kutsal meslektir. İnsana hizmet eder. Yolları dikenlidir, gecesi gündüzü yoktur. İnsanı sevmeyen bu mesleği yapamaz. Ev, aile hayatı hemen hemen yoktur.
Hastalara Yaradan’ın bizlere bahşettiği analık duygusu ile yaklaşalım. Cinsiyet gözetmeden şefkat ve sevgi ile yaklaşalım, hatırlarını soralım. İnanın bu davranış, torbalar dolusu ilaçtan daha iyi gelecektir. Ben meslek yaşantımda bunu çok yaşadım. Bu davranışların karşılığının maddiyatla ölçülemez olduğunu sizler de mutlaka bir gün göreceksiniz. En önemlisi de vicdanınız son derece huzurlu olacaktır. Bundan emin olabilirsiniz.
Tabi ki eğitim öğrenim çok önemli ama hayat kitaplarla sınırlı değildir. Zor olan mesleğimizi sevmeden icra ederseniz, çabuk yıpranırsınız. Mesleğinizi sever ve güzellikleri bulup çıkarırsanız, hoş görülü olursanız; inanın hiçbir zaman yorulmazsınız.”
· Ebediyete uğurladığımız TÜKODER Kastamonu Şubesi kurucu ve uzun süre başkanlığını üstlenen, emekli hemşire Hayriye Kipay ile 2015 yılında yapmış olduğum röportaj.