Dünya Kadınlar Günü’nde yüreklerimiz yorgun, gönlümüz kırık. Acıyı anlatmak imkansız. Kelimeler dağılıp gidiyor, yaşamın tüm renkleri yok oluyor.
Hunharca öldürülen kadınların acısı anlatılacak gibi değil. Üstelik caniler, aşk için, sevdikleri için bunu yaptıklarını söyleyerek, sevgiyi kanla, şiddetle kirlettiklerinin farkında değilmişçesine kendilerini savunmaya çalışıyorlar.
Soluk almak, soluk vermek, sevmek, mutlu olmak, yürümek, koşmak, arkadaşlık etmek, komşuluk yapmak, ana olmak, bir fincan köpüklü kahveden bir yudum almak, saksıdaki çiçeklere su vermek, sevdiklerini beklemek, kavuşmak, seyahat etmek, kısaca yaşamak güzel şey...
Ve yaşamak tüm insanların olduğu gibi bütün kadınların hakkı.

Hüzünle, isyanla yoğrulmuş bir Dünya Kadınlar Günü’nde röportaj konuğum Mükerrem Çemek oldu. İyi bir anne, geliniyle birlikte yaşayan, beraber çalışan bir kayınvalide, ailesini birlikte tutan bir babaanne, çocuklarının torunlarının hepsinden gururla söz eden bir anneanne Mükerrem Çemek.
“8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü ilk sizden duydum” dese de sezgilerini seslendirerek, bu günün anlamına anlam kattı. Hayat denen oyunda onun anahtar kelimelerinin; aile, anlayış, sevgi, gönül, komşu, arkadaş ve çalışkanlık olduğunu gördüm.
Doğayı da insanı da çok iyi okuyan bir Anadolu kadını olan Mükerrem Çemek, özgeçmişini şu cümlelerle anlatıyor:
“1950 yılında Kastamonu’da Akmescit mahallesinde doğdum. Babam boyacı ve inşaat ustası olarak çalışıyordu. Annem ev hanımıydı. Erkek kardeşim ise şimdi emekli.
8 yaşımdayken annemi kaybettim. Sonra babam evlendi ve ben babaannemle yaşamaya başladım. Daha sonra ailem uygun gördü ve babamın üvey oğluyla evlendim. Rahmetli eşim çok iyi bir insandı. Babamla birlikte çalışıyorlar, inşaatlara boya ve marley yapıyorlardı.
4 çocuğumuz oldu. Oğullarımdan İlhan'da ve Erkan’da genetik bir hastalık vardı. Doğuştan biraz engelliydiler ama çok değil. Büyüğü Devlet Hastanesinde, diğeri de diş doktoru yanında çalışıyorlardı. 1988 yılında babaları, bir süre sonra da 23 ve 25 yaşlarında oğullarım İlhan'da ve Erkan rahmetli oldular. İyilerdi, yalnızca son günlerinde çektiler.
Kızım Reyhan’ın dükkanı var, onu çalıştırıyor. Kızımdan Çağlar isminde bir torunum var.
Oğlum Ertan Çemek, eşi Nuray, torunlarım Mert ve Emir ile beraber oturuyoruz. Dükkanda da oğlum ve gelinimle beraberiz. Yanlarında duruyor, bilebildiklerime yardım ediyorum. Evde yemek yapıyorum. Evi de işi de birlikte, yardımlaşarak, paylaşarak sürdürüyoruz.”
“Çalışma yaşamınızla ilgili bilgi verir misiniz? Nasıl başladınız?” diye soruyorum.
Mükerrem Çemek, ilkokuldan bu yana bağ yaptığını söylüyor. Oya dantel ve örgü de yapmış ama daha kazançlı diye çarşaf bağına ağırlık vermiş.
“ Dışarıya devamlı çarşaf bağlıyor, aile ekonomisine katkı sağlıyordum. Dantel ve oya yapınca satış daha zordu. Çünkü herkes az çok kendi için bile olsa yapıyordu. Çarşaf bağında ise durum başka. Müşteri bize sipariş veriyor, onun isteğine göre bağlıyor, hemen paramızı alıyoruz.
Bu dükkan açılınca da oğlumla gelinimle birlikte çalışmaktan mutlu oldum. Onlara elimden geldiğince, yapabildiğimce yardımcı olmaya çalışıyorum. Dükkanda hiç güçlük çekmedim. Çünkü böyle işleri severim. Oturmayı sevmem” diyor.

“Maddi manevi kazanımlarınızdan memnun musunuz? İş yaşamında karşılaştığınız olumsuzluklar oluyor mu?”
“Şükür olsun idare edecek kadar kazanıyoruz. Çok uğraşıyoruz ama kendi işimiz olması yine de dışarda çalışmaktan daha iyi.
Dükkan olması, oraya gelen insanları memnun etmek hoşuma gidiyor. Biz aile olarak da karşımızdaki insanla bağlantı kurmayı, muhabbet etmeyi çok severiz. Bu, evde de dükkanda da aynı.
Az da olsa, sen ne kadar iyi olsan da memnun olmayan oluyor. Bazen anlayışsız müşteriler çıkıyor. Olumsuz olarak bir küçük tartışma yaşadım. Gençler keçe istemişlerdi. Fiyatının İstanbul’da daha ucuz olduğunu söylediler. Ben de burada bazı şeylerin İstanbul ile aynı olamayacağını anlatmaya çalıştım. Öğrenciler bana karşı geldiler. Benimle bağırarak konuşmalarına üzüldüm. O kadar.”
Mükerrem Çemek’e; “Kastamonu’da nüfus artışı, binaların çoğalması hakkında neler söyleyeceksiniz?” diye soruyorum, samimiyetle anlatıyor:
“Şehir büyüdü. Çünkü eskiden bir evde iki, üç elti duruyordu. Şimdi her evlenen ayrı eve çıkıyor. Bu nedenle de hane sayısı arttı. Nüfus artışından olduğu kadar, evlenenlerin hep ayrı ev kurması nedeniyle de şehirde binalar çoğaldı. Sürekli evler yapılıyor. Sokaklar araba doldu. Babada da oğulda da araba var. Sokaklar yetmez oldu.
Gelin kaynana iyi geçinirse birlikte durmaları daha iyi. Çocuklar birlikte büyütülür. ‘Bir lambanın altında 1 kişi de, 10 kişi de durur’ derlerdi, eskiler. Bu, doğru bir söz. Birlikte oturunca masraf daha az olur. Çocuğunu seviyorsan idare edeceksin. Hatasız kul olmaz. Bunun için hem gelin hem kayınvalide fedakarlık edecek. Ama anlaşamıyorlarsa da huzursuzluk yaşanması iyi değil. Birlikte yapamıyorlarsa, yapacak şey yok, ayrı ev olsun.”

“Geçmiş yıllardan konuşsak. Anılarınızı paylaşır mısınız?” diye soruyorum. Mükerrem Çemek, eski yıllarla bugün arasındaki farkları kadın gözüyle değerlendirmeyi sürdürüyor:
“Çocukluğumuzda bayanlara iş yoktu. Tarlaya giden gider, çok az da devlet dairesinde çalışan vardı. Çoğunluk çalışmaz, evde otururdu. Bayanlar akşamları sokağa çıkamazlardı. Bir komşuya ya da annesine babasına bile gitse mutlaka yanında bir erkek olması gerekirdi. Şimdi kadın çalışıyor. Akşam hava karardıktan sonra işten çıkıyor, kendi başına evine gidebiliyor.
Eskiden dışarıda çalışma olmayınca bizler el işi yapar, oradan para kazanırdık. Çok değildi ama yine katkı sağlıyordu tabi. Evlere oturmaya giderdik. Yazın da kapı önünde toplaşırdık. Hepimiz elimizin işini yapardık. Kastamonu’daki mağazalar sipariş verirler, ipliği çarşafını verirlerdi. Biz de bağlardık. Bağdan da olsa, dışarıda çalışmaktan da olsa para kazanmak güzel. Kendi emeğinin parasıyla pazara gidiyorsun, üstüne giyecek alıyorsun. Bunlar güzel şeyler tabi ki.
Ben 5-6 yaşıma gelinceye kadar elektik yoktu. Gaz lambasıyla otururduk. Ayrıca luks ve fener vardı. Sokaklar da karanlıktı. Elektrik gelince sokaklara direkler kuruldu ama o zaman böyle aydınlatma yoktu. Sokaklar bugünden çok daha karanlıktı.
Komşular birbirimize çok bağlıydık. Mahalle arasında çok şakalaşırdık. 35-40 kişi toplanıp ,komşumuzun dolmuşuyla neşeli neşeli pikniğe giderdik. On, onbeş bayan yine komşular birlikte tanıdık arabaya doluşup, Turkeli'ne, İnebolu'ya denize giderdik. Benim torunlar oldu, kardeşimin torunu oldu. Hepsinde de komşularla hep birlikte kutlamalar yaptık. Önceki ev bahçeliydi. şimdi apartmandayız.

Ben 20, 25 yaşımdayken, televizyon yoktu, muhabbet çoktu. Televizyondaki diziler muhabbetti kesti. Dizi bağımlısı olduk.O yıllarda bayanlar kalkar gırgır olsun diye yakan top oynardık. Kışın kızağa binerdik. Yuzuk saklama gibi oyunlar oynanırdı. Kadın kadına mani atar şarkılar söylenirdi. Mantar toplamaya giderdik. Evden bir saat yürüyerek açık maslağa giderdik. Ama çok zevkli olurdu. Azığımızı sırtımıza alır, orada piknik yapar, mantar toplar ve çok eğlenirdik.
Eskiden komşuluk ilişkileri çok samimiydi. Hiç haber vermeden çalar kapıyı girerdin. Daha sonra haber vererek komşuya gitmek çıktı. Şimdi ise gidilip gelinmiyor. Her kes kendi uğraşında. Mesela biz de eskiden gün oturması yapardık. Şimdi hepimiz dışarıda olunca, çalışınca hiç vakit yok. Pazar günü tatil ama o gün de hem evde işimiz oluyor hem de istirahat ediyoruz.
Yalnızca ölüm, düğün olduğunda kesinlikle ihmal etmeyiz. Gidemediğimize de telefon açarız. Eskiden insanlar daha sıcakkanlıydı. Saygı hürmet vardı, şimdi kayboldu. Biz torunları da bayram gezmesine, oturmalara götürürüz. Çocuklar görsünler, tanısınlar, hısımlığı akrabalığı öğrensinler diye birlikte gideriz. Misafir gelince ilgi gösterir, muhabbet yaparız. Misafir salavatlarken bile 'çocuktur otursun' demeyiz,' kalkın oğlum misafirlerimizi siz de kapıya kadar geçirin' diye uyarırız. Zaten büyükler unutturmayacak. Aile nasıl davranırsa çocuk da gördüğünü yapar. Torunlarım da böyle yetiştikleri için tanıdık birini görünce, babalarının arkadaşı bile olsa, selam vermeden geçmezler."
"Günümüzde değerlerin yitirildiğini mi düşünüyorsunuz? Ya da yeniliklerden memnun musunuz?"
"Yenilikler de iyi ama geçmişi hep hatırlayacaksın. Aslında gelenekleri hiç unutmamak lazım. Ç:alışacaksın. paylaşacaksın. Baktın karşındaki insan düşkün, ihtiyacı var, elinden gelen yardımı yapacaksın. Bazıları selamı sabahı kesip de kendi zora düşünce seni hatırlıyor. Onu sevmem. Her zaman eşini, dostunu, komşunu, akrabanı hatırlamak lazım. Gelip gidemesen de telefon var şimdi. Açıp, hatır soracaksın ki sonra birşey istemeye yüzün olsun .
Az kazancınla geçiniyorsun. Sonra çalışmakla Cenab-ı Allah'ın da yardımıyla zengin oluverince fakirliği unutmayacaksın. Kimin ne olacağı hiç belli olmaz. Her zaman elin açık olacak. İşte o zaman Cenab-ı Allah 10 katını verir."
"8 Mart Dünya Kadınlar Günü ile ilgili düşüncelerinizi paylaşır mısınız?" diye soruyorum, Mükerrem Çemek;
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü sizden duydum. Hiç bilmiyordum ve hiç katılmadım. Siz açıklayınca gördüm ki çok güzel bir şey. Böyle kadın haklarını arayan, savunan insanlar, proğramlar olmalı" diye cevaplıyor.
O, böyle bir gün olduğunu daha önceden bilmese de, sorulara doğaçlama bir şekilde kadın hakları açısından cevap veriyor.
Mükerrem Çemek'in gençlere öğütleri ile röportajı sonlandırıyoruz:

"Kadınların çalışması bence çok güzel. Ben her zaman tanıdığım komşu kızlarına nasihat veririm. Sevmek ayıp değil ki, sevin ama önce okuyup, mesleğinizi elinize alın. Okurken aşık olup, okulu yarıda bırakıp, evlenip, hayatı zehir olan çok. Karşındakinin kötü bir huyu çıkar ya da eşin iş hayatında bir şansızlık yaşar. Hayat bu, belli olmaz. Okuyun, okulunuzu bitirin, sevdiğinizle evlenin. O zaman size kimse karışmaz. Bir kadın öncelikle ayakları üzerinde durabilmeli.
Benim oğlum bana ve eşine danışmadan bir şey yapmaz. Hep birlikte konuşur, danışırız. Gelinim de öyledir. Kararları hep birlikte veririz. Karşılıklı anlayışlı olunca herşeyin üstesinden gelir insan.
Gençler anne baba lafından çıkmasınlar. Aileler o kadar emek veriıyorlar, bunu boş etmesinler. Dürüst yolu seçsinler. Dürüstlükten hiç zarar gelmez. Helal kazanıp, helal yemeğe baksınlar."
(2016 yılında yaptığım Dünya Kadınlar Günü Röportajım)