Bundan uzun yıllar öncesinde TRT’nin siyah beyaz ve tek kanallı olduğu dönemde küçük büyük herkesin severek izlediği bir çizgi film yayınlanırdı.

Tüm aile ekranın karşısında oturup hayranlıkla izlerdik. İsmi “Heidi” tam adıyla “Heidi, Girl of the Alps”, İsviçreli yazar Johanna Spyri'nin Heidi kitabının tamamının Heidi adı altında uyarlandığı çizgi filmdi.

O çizgi filmde yaşadıkları yere, hayat tarzlarına tam anlamıyla hayrandım. İç Anadolu’nun bozkırındaki bir çocuk için ne muhteşem bir hayattı. Ormanlarla kaplı dağlar, balık dolu dereler, metrelerce yağan karlar.

Hele bir yanan ocağın közünde peynir kızartmaları yok mu bizim ağzımızın suları akardı.

Filmin açılış şarkısında,
-heidi, dağlar senin dünyandır. Dermiş.

Biz bunu bilmesek bile tam anlamıyla hissederdik. Çizgi filmle biz de Heidinin dünyası olan dağlara Peter ile birlikte keçileri çıkarır, onları sağıp sütünü içer, tekerlek şeklindeki peynirleri dilim dilim keserek yerdik.

Günümüzde heidi halen yayınlanıyor.

O hala aynı küçük kız. Alplere peter ve keçileriyle tırmanıyor, onları sağıp sütünü içiyor. Büyükbabası ve köpeği bile değişmemiş. Heidinin dünyası hiç değişmese de onu izleyen bizler çok değiştik. O diziyi izleyen küçük çocuklar artık büyükbaba, büyükanne oldu. Oturup torunum Ilgaz’la İnci Aybalamla keyifle izliyoruz.

Devrekâni’nin dağlar kızı, keçi çobanı Ceyda.

Sosyal medya her zaman kötü amaçlar için kullanılmaz, bazen iyi şeylere de vesile oluyor. Yüz yüze hiç görüşmediğim sadece sosyal medyadan takip ettiğim bir sayfada sapsarı saçları, boncuk gözleri ve inanılmaz hayvan sevgisiyle dünyalar güzeli bir kızımız var.

Adı Ceyda yaşı 8 civarında.

Devrekâni Alibeyoğlu köyünde yaşıyor, aklınıza gelen her türlü hayvanla iç içe yaşıyor. Üstelik bu sevgisi sonradan değil doğuştan geliyormuş.

Annesi anlatıyor, daha üç yaşındaydı. Amcasına iki kız bir de erkek keçi aldırdı. O günden beri keçiler en yakın arkadaşı oldu. Oyuncak yok, arkadaş yok, sadece keçileri var.

“dağlar Heidi’nin dünyası ise Ceyda’nın da dünyası keçileri”

Ocak ayında karlı bir günde yolumuz düştü Dörkeni’ye yani Devrekâni’ye. Bizim yerli heidimiz ile yolumuz bu vesile ile kesişti.

Buranın ayazı da karı da, soğuğu da namlıdır. Bilen bilir. Ağaçlar kar değil buzla kaplanır, soğuk rekorunu hep elinde tutar.

Hava soğuk mu soğuk biz Devrekâni’den çıktık ve Çontay’a doğru gidiyoruz. Yollar tanıdık, geçtiğimiz her yer çok bilindik. Nasıl olmasın ki buralardan yazın da kışın da sonbaharda da epey geçip gitmişliğimiz var. İşte bu asfalt yol atılırken de buradaydık ve Çontay’dan sola dönüp Gelinoğlu’nun içinden düz giderseniz Çorbacıya, sağa dönerseniz de Alibeyoğlu mahallesine gidersiniz.

Siyah asfalt yol karla kaplı ve renk değiştirmiş artık bembeyaz olmuş, hava desen bir güneş çıkıyor bir bulutla kaplanıyor.

Yol bizi alıp Çorbacı köyünün Alibeyoğlu mahallesine getiriyor. Burası merkeze 41, ilçe merkezine 11 km uzaklıkta. Çok da güzel görünüyor, bir yanı yaslanmış ormanlara bir yanında geniş bir mera uzanıyor. Yakında bitecek olan barajıyla daha da güzelleşecek, gelişecek.

Bizim de bir heidimiz var “Dörkenili Ceyda…”

Yol bitiyor köye ulaşıyoruz, Alibeyoğlu meydanına vardığımızda bizi Ceyda ve ailesi karşılıyor. Hal hatır sonrasında hep birlikte eve doğru gidiyoruz. Evin avlusunda huzursuzlanan keçilerin sesi geliyor. Anne Meltem; dışarı çıkmadılar onun için böyle huzursuzlar az sonra Ceyda onları suya götürecek o zaman hepsi birden mutlu olacak diyor.

Ceyda ahırın kapısını açınca tüm keçiler etrafına toplanıyor. Hepsini çok seviyor ancak birisine daha bir yakınlık gösteriyor. Bu en sevdiği keçisi ve adı başakmış. Beraber büyümüşler. Sarılıyor ona sımsıkı.

Artık ne Ceyda’yı ne keçileri içeride tutmaya güç yetmiyor. Hep birlikte dışarı hücum ediyorlar. Keçiler ve Ceyda birbirine karışıyor. Yetişebilene aşk olsun. Az sonra hepsi çeşme başında toplanıyorlar. Biraz su içince tüm keçilerin gözü Ceyda ve keçilerin başı, lideri Başağa çevriliyor.

Ceyda tam bir keçi çobanı, onların dilinden en iyi o anlıyor.

Bir kovboy gibi can yoldaşı “Başak” keçinin sırtına atlıyor. Kendi zaten çok zayıf adeta kuş gibi derler ya o şekilde. O koca seyis keçi Başağın ağırlığını hissetmiyor bile. Karlarla kaplı meraya çıkıyorlar. Şimdi açık havada keçilerin daha fazla süt vermeleri için, ayaklarının açılması, hava almaları mutlu olmaları lazım. Hoplayıp zıplıyorlar karlar arasında.

Hep birlikte karlarda geziniyor, hep birlikte eve dönüyorlar.

Onlar ahırda, Ceyda da evde dinleniyor.

"Heidi bizim çocukluğumuzun uzak bir hayaliydi, Ceyda ise gerçek bir kahraman"

Alibeyoğlu’nun maskotu, bizim yerli heidimiz Ceyda ile. Anne Meltemin yaptığı bandumayı kaşıklarken konuşuyoruz. Dışarıda kar, ahırda keçiler var. Büyüyünce veteriner ya da biyolog olmalısın diyorum.

Ceyda daha 8 yaşında ama tüm hayatı köyde hayvanlarla birlikte geçen bir kızımız. Doğduğundan bu yana doğanın içinde, oyun arkadaşları kimi zaman koca bir dana, kimi zaman köpek. Kucağına alıp uyuttuğu tavuklarda var, arkasından koşup yetişemediği keçilerde.

Kanlıca mantarı nerde yetişir eliyle koymuş gibi biliyor, kınıktan sazan tuttuğu da biliniyor.

Hiçbir hayvana kıyamıyor çünkü o daha bir çocuk, kötülük nedir bilmeyen tertemiz bir kalbi var.

Heidinin dünyası Alp dağlarıydı, Ceyda’nın dünyası da Devrekâni, Alibeyoğlu köyü, keçileri hayvanları.

Ceyda’nın günümüzde elinden tablet düşmeyen çocuklardan bir farkı var. O birçok ailenin aman yaklaşma, dokunma uzak dur dediği hayvanlarla iç içe. Onlarla çok farklı ve yetişkinlerin hiçbir zaman anlamayacağı bir bağ kurmuş.

Ceyda biliyor ki ne kendinden onlara, ne de onlardan kendine bir kötülük gelmez.

Hem kötü nedir ki? Henüz o duyguyu tanımamış, bilmiyor.

Zaman nasıl geçmiş farkında bile değiliz. Artık müsaade isteyip, tüm aileyle ve köyde kimi görmüşsek vedalaşıp yola çıkıyoruz.

Yolumuzun üstünde Kulaksızlar (kınık) barajı var. Buraya kadar gelmişken Balıkçı Şef olarak bir uğramadan olmaz. Nede olsa epey olta sallamışlığımız vardır. Barajın kıyısında durup izliyorum bu eşsiz manzarayı, barajın çoğu donmuş karşıda Koca Yaralıgöz bize bakıyor tüm heybetiyle. Uzaklarda balık kafesleri gözüküyor. Birkaç balıkçı kıyıda nasibini bekliyor.

Memleket ne demekti!
Kınık barajının bulunduğu yer; Erken Tunç (M.Ö. 3000) döneminden itibaren iskân yeri, özellikle de M.Ö. 1200 yıllarında Hitit uygarlığının yaşadığını geride bıraktıkları yüksek sanat eserlerinden biliyoruz.

Kınık (Kulaksızlar) barajının donmuş yüzeyine ve Koca Yaralıgöz’ün heybetine bakarken düşünüyorum. Binlerce yıl önce burada yaşayan Hititler de muhtemelen aynı kızıla boyanmış dağlara bakıp benzer duyguları hissetmişlerdi. Çünkü memleket demek, aynı manzarada aynı duyguyu paylaşmak demekti.

Charles Bukowski’nin de dediği gibi:

"Ve unutma; Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir..." Biz Ceyda ile anlaştık. Onun dünyasında ne tabletlere yer var ne de sahte kahramanlara. O, bizim yerli Heidi’miz; Devrekâni’nin boncuk gözlü, cesur yürekli dağlar kızı...

Cebrail Keleş-Balıkçı Şef

3 Şubat 2026-Kastamonu